"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aforizmalar

Kültür: “Yaşama biçimi” demek olup bazılarının zânnettiği üzere entellektüel yâhud sanatkârâne faaliyetler ile alâkadârlık değildir!?.. Filhakîka çoğunluk dahî bir “yaşam” üzere ömrünü idâme ettirmesine mukâbil “biçimsiz” rutinlerden yâhud savrulmalardan ibârettir doldurduklarını vehmedip de “kendileri”yle de “Kendi” ile de alâkası bulunmadan zâyî ettikleri vakitleri…

(“Aforizmalar 3” kitabından)

 

Bazı sözler vardır: Muhâtabını bir-üst basamağa yükseltmez… Bir-üst basamağa çıkmış olanın ona ihtiyacı olmaz… Bir-alt basamakta olana birşey ifade etmez… Ancak bir-alt basamaktan bir-üst basamağa çıkılırken idrâk edilebilir!?

(“Aforizmalar 2” kitabından)

 

Enteresan olan şu ki: “Lisân” ile düşünüyoruz (diyorlar)… Lâkin; o lisân “düşünce”lerimizi ifâde etmede “âciz” kalıyor (biryerden sonra)!..

(“Aforizmalar 1” kitabından)

 

Duyguların aktif olması -başlıbaşına- “kalb”in faal olması değil: Kalbin selîm olması gerek… Bunun için de “mûtedil” olması… Duyguların baskın olmasıyla şirâzesinden çıkıp “düşünebilme istidâdı”nın sakatlanmaması yâhud duygusuz hâlde “derinliği”ni yitirmemesi…

(“Aforizmalar 2” kitabından)

 

Dedi: Felsefe dinleyerek çay içmek çok sıkıcı yâhu; çay dediğin şiirle cândaş!?.. Dedim: Dinletene bağlı… Yâhud dinletemeyene… Felsefeden bahseden feylesof değil ise… Şiir okuyan şâir değil ise… Dinleyen dahî teşne değil ise… İster çay olsun ister kahve: Sükût ile katık edilse hepsinden evlâdır!!! Dedi: Eyvallâh…

(“Aforizmalar 3” kitabından)

 

Akıl bir “çıkrık”… Zihin onun “kova”sı… Gönül ise altındaki “dipsiz kuyu”… Herne “var” ise hep orda… Derinlerde… O çıkrık, kovasıyla ne çıkarıyorsa o kuyudan çıkarıyor… Ama bazen boş çekiyor… Bazen dolu… Eğer kuyu kuru- muşsa… “Körkuyu” hâline gelmişse… Ne kova işe yarıyor, ne çıkrık… O zaman da üstüne taş döküp kapatıyorlar… Ne kuyu kalıyor… Ne kova… Ne de çıkrık…

(“Aforizmalar 1” kitabından)

 

“Dolu” olan yere öyle her gelen oturup yerleşemez: Dolu kalbe… Dolu akla… Dolu rûha… İnsanların “iç”i boşaldığında / boşaltıldığında tekmîl “yolgeçen hanı” vaziyetine dûçâr olurlar…

(“Aforizmalar 2” kitabından)

 

Geceyle gündüzün karıştıkları yer: Şafak… Gündüzle gecenin karıştıkları yer: Akşam… Her “alacakaranlık”a dalmamalı!?.. Kiminin sonu; “nûr”!.. Kimisinin; “zindan”!..

(“Aforizmalar 1” kitabından)

 

Bir marangoza aynı meslekten ahbâb ihtiyâcı gâyet tabî olmasına mukâbil her türlü yakın dostuyla dahî sürekli keresteler hakkında konuşması ne kadar “sağlıklı” bir hâlet-i rûhiye ise felsefe yâhud başka bilgi türlerinden herhangi biriyle iştigâl eden kimselerin de meşrebinden olmayan dostlarıyla herdâim meşgalesiyle alâkalı kelâm etmeye kalkışması ve onlardan bunu beklemesi aynı nisbette “mâkûl”dür!!!

(“Aforizmalar 3” kitabından)

 

Negatif hisler üzerine müsbet fikirler binâ edilemez: Ya hissiyât ile irtibâtı keserek düşünecek veyâhud hissiyâtınızı dönüştüreceksiniz!!!

(“Aforizmalar 1” kitabından)

 

Merâmın ifâdesinin beliğ olabilmesi beraberinde o mânâya münâsib his intikâlini dahî sayfalara / cümlelere / kelimelere / harflere / imlâya ve noktalama işâretlerine sirâyet ettirip yükleyebilmekle husûle gelmektedir…

(“Aforizmalar 2” kitabından)

 

Latest posts by Vedat Ali Özkan Kayacı (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.