"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aklın Kıyısında Seksek Oynayan Şair: Mustafa Pınarbaşı

Edebiyatın ince ruhlu çocuğu şiir, hangi insanın gönül kapısını aralayıp içeri gererse esrik bir derviş gibi dışındaki dünyayı içine, içindeki dünyayı başkalarıyla paylaşmak için açar avcunu yumar gözünü.
İşte bu ince ruhun sahibi; kendi derdini başkalarına açamaz, başkalarının derdini kendi derdi bilir; alır eline bir külünk ya gönüllere nakış işler ya da kendi içine işlediği nakışların çizgileri arasında kendi kendine sek sek oynayan çocuk gibidir. Bu tip çocuklar hiçbir zaman büyümezler ya da bu büyülü dünyanın dışına çıktıklarında boğulacakları endişesiyle hem kendilerinden hem de çevrelerinden kaçarlar.
Her insanın, özellik her şairin muhayyilesindeki dünya ile gerçek dünya arasındaki uyumsuzluktan dolayı içine kapandıklarını biliyoruz. İç ve dış dünya bir terazinin iki kefesi gibidir, birisine bir gram fazla konsa terazinin ibiği düşer. İşte hayat böyle bir hassas terazidir. “Kıldan ince, kılıçtan keskin” diye bilinen Sırat Köprüsü’de böyle bir köprü olmalı ki dünyadaki bütün yürüyüşlerimiz bir bakıma bu köprüden düşmeden karşı kıyıya ulaşma provalarıdır.
Şiirin o büyülü dünyası, hayatın kıyılarında yüzerken bir deniz gibi farkına varmadan şairi içine doğru çeker. Şair bu denizin kendisine dost olmadığını anladığında tekrar kıyılara doğru yüzerse kurtulur, değilse eninde sonunda bir gün dalgaların onu kollarına alarak kıyıya çıkartır.
Her şairin bir gurbeti bir de sılası vardır. Gurbetin kahrı bir gün sılaya dönmek için çekilir. Dünyayı gurbet ya da bir sürgün yeri gibi bilen şairler dünyanın en ağır işinde çalışan fikir işçileridir. İşte ayakta kalmanın ve sılaya kavuşmanın fikir/zikir sapağına gelip yüzünü fikre çevirince gönlü zikre kapanmaya başlar. Akılla yürünecek yolda yoldaşınız kalp olmazsa her adım sonrasında bir çığ kopar ve siz o çığın bir gün sizinle birlikte kopacağından habersiz yürümeyi sürdürürsünüz.
İşte o çığla birlikte çığlığını içine salan Nazir Akalın ve Hüseyin Alacatlı gibi bir arkadaşımızdı Mustafa Pınarbaşı.
herkes hayatını yaşıyor
bir yığın külfeti ardından bırakarak yaşıyor
anlamıyorlar
bu kırılası kalemin
ucunda ölüm var” (Pınarbaşı, 1992:52)
Yaşadığım ömrü takla attırıp bir o kadar daha yaşamayı hayal dahi etmezken artık dallarımızda yaprakların sararmaya başladığını seyrederken kimin dalında son yaprağın ne zaman uçacağını da maalesef göremiyorum. Hangi şair “Dante gibi ortasındayız ömrün” dizeleriyle kendini kandırabilir? Aslında;
Ömür bir gülfidanı sabah açar akşam solar
Sen zamanı kovalarken zaman başka vakte dalar.
Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde Bahaettin Karakoç ağabey’in Her canlı ölünce birazlar biter dizesinden hareketle:
“Her canlı ölünce birazlar biter”
Mazi aynasının sırrı dağılır
Sözlükten silinir bütün keşkeler
Yarın diye bir şey kalmaz geride
Uçar yaprakları hatıraların
Asıl sen göçünce olanlar olur
Sağanak yağışlı tüm sevenlerin
Verdiklerin senden önce varırlar
Toprak ekileni saklar koynunda
Dünyanın sonunda firezler biter diye biten şiirim nesrini yazacaktım ama yazmaya başladığınız zaman aklınızdan geçenler bazen gönlünüzü uymuyor, ben de gönlüme uyduğu şekilde yazıyı sürdürüyorum.
Mustafa Pınarbaşı’yı Bahaettin Karakoç’un yıllar önce çıkarmakta olduğu Dolunay Dergisinin bürosunda tanıdım. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen kendinde olduğu zamanların çoğunda muhabbetimiz kesintiye uğramadan sürdü gitti.
Onu tanıdığımda Kahramanmaraş/Elbistan’da sağlık memuru olarak yeni göreve başlamıştı. Memuriyet içine sinmedi Hollanda’ya gitti. Mustafa ile yoğun görüşmelerimiz Hollanda da yaşadığı dönemlerde oldu. Mustafa Pınarbaşı, zamanın ve saatin dışında yaşardı. Gecenin bir vaktinde -çok zaman uykularımı bölerek -arar uzun muhabbetin sonunda yazdığı yeni şiirini okurdu. Türkiye’de 20-25 yıl öncesinde yurt dışını sadece postaneden arayabildiğimizi hesaba katarsak Hollanda’dan en az yarım saat bir saat aramanın ne kadar külfetli olduğunu siz tahayyül edin. İşin ucunda muhabbet varsa, şiir varsa elbette şair cebinin hesabını yapmaz.
“ne yana baksam, sürüp giden bir oyunum biraz
gökte bulut, yerde kan ve dalda üç pembe kiraz
bir sıcak soluk gibi, hasan
birgün bende göçerim kötülüğün aynasından
gömüldüğüm eski pazarların anısına
iki güzel intikam bırakıp ucuz ölüm avrupa’sına
ve düşerim bütün aşklarımı kazancımdan
sana bir gelmek borçluyum hasan” (Pınarbaşı, 1997:5)
Kim bilir aradığı zaman dilimlerinden birisinde okumuştur bu şiiri. Bu şiirden hangi Hasan’ın yüreğini kanatlandırmış, hangi haleti ruhiye içinde yazmıştır bu şiiri.
Mustafa Pınarbaşı, kırk sekiz yıllık ömrüne sadece iki kitap sığdırabildi. Şiirleri elbette bu iki kitaplık şiirlerden ibaret değil. Yazmış olduğu yüzlerce şiirin bir kısmı Yasin Mortaş’ta bir gün yayınlanacağı tarihi bekliyor. Pınarbaşı’nın şiiri; biraz Ümit Yaşar Oğuzcan, çokça da Murat Kapkıner şiir damarlarında beslendi. Bana öyle geliyor ki halet-i ruhiye olarak Murat Kapkıner’e daha yakındı. Hollanda’dan Kahramanmaraş’a izne geldiği bir zamanda ısrarla Konya’ya Murat Kapkıner’in yanına gitmemiz gerektiğini söyledi durdu. Nihayetinde bir izninde Konya’ya gittik ve gece sabaha kadar Kapkıner’in sazı eşliğinde hem türkü hem şiir ziyafeti çektik. Ondan sonra da Murat Kapkıner ile irtibatını hiç koparmadı. Aramızdan ayrıldığı gün Pınarbaşı’nın ağabey’i Yasin Mortaş’ı arayarak, Murat Kapkıner’i de haberdar etmesini istemiş, ben de o ince ruhlu adama bu haberi vermenin sıkıntılarından bahsederek aramasını istemedim.
Mustafa Pınarbaşı’nın Orada Çiçeksin Sen şiir kitabını arka kapağında Bahaettin Karakoç, Pınarbaşı için: “Bize ilk geldiğinde çok hevesliydi ama çiydi, hamdı, karma-karışıktı… Dinlemesini bildi, bildiklerini sanatlıca ördü, gösterilen ufukları gördü ve yandı, pişti, yetti, öncekilerin parmak iziyle nakışlanan kabuklarını kırıp kendi kişiliğini kurdu.” diyor. Fuat Ortatepe ise bu kitap ile ilgili şöyle diyor: “Kitabın genel bütünlüğünü baktığımızda zaman çağıyla barışık olmayan, batı teknolojisinin dayatmalarının sıkıntısını çeken bir Müslüman şair kimliği görüyoruz.
Kahır nereye kadar giden bir trendir
Yoruldum
Yoruldum dünya beni indir.
Kendi çizdiği dünyayı yaşamaya çalışıyor şair, yalnızlığın en iyi ilacı yalnızlığı paylaşmaktır.” (Ortatepe, 1992:27)
Kırağı Şiir Dergisi’ni çıkarmaya başladığımızda en fazla şiirlerini yayınladığım şairler arasında oldu. “Kırağı Şiir Dizisi” olarak başlatmış olduğumuz yayıncılığımızda 3. Şiir kitabı da (Her şair kitabının adına bir renk ismi verecekti. Benim kitabım Sarı, Mehmet Aycı’nın Mor Kitap oldu. Diğer on şair kitaplarına renk isimleri vermediler ama Türkiye’de ilk defa şiir kitapları farklı renklerde basıldı. İşte Mustafa Pınarbaşı’nın Akşam İner Yağmura Tutunarak isimli şiir kitabı da kırmızı renkte basıldı. İşte o kitaptan şairin halet-i ruhiyesini tahmin edebileceğimiz bir bölüm:
“bugün ölmek istemiyorum anne
gözlerimi kamaştırıyor kederim
yorulmuşum, usanmışım, kendimi aldatmışım ben
yalan söylüyorlar yemin ederim. (Pınarbaşı, 1997:11)
Bazı şairler yazmış oldukları ilk şiirlerini bir dostuna okumak ister. Çünkü bu şiir kendini yazdırmıştır ve ikram edilmek için şairi zorlar durur. İşte Pınarbaşı’nın yazar yazmaz telefonda okuduğu hiç unutamadığım daha sonra Kırağı’da yayınladığımız o uzun, Maria şiirinden bir bölümle dostumuzu sizlerle birlikte yâd edelim.
tramvaylar döner elan birbirinin peşisıra
günah döner kendi ayaklarıyla inine
serpilip salgın bir asya olur sarı sarı çocuklar
şehre bir titreme gelir
ölü tüyünden bînevâ bitmiş bir kral necâşî gelir
dilinin altındaki yemyeşil haberlerle

seni bu şehirde yaşatmazlar maria

tufandan kalma bir fırtınanın ağzındayım
önüm gurbet, ardım gurbet
bana düştü yiğitliği sürmek bu dünyada,
kendimden utanarak
(Kırağı Şiir Dergisi 6. sayı)
Söz uzadıkça yara kanar, yara kanadıkça hatıraların yaprakları uçuşmaya başlar. O akşam Bünyamin K. sosyal medya hesabından Mustafa Pınarbaşı’nın sabah öldüğünü yazıyordu. Şaka yapıyor sandım. Aradım haberi doğruladı. Yasin Mortaş’ı arayıp aramamakta kararsız kaldım. Mustafa’nın Kahramanmaraş’a dönüş yaptığında sevincine ve hüznüne en fazla tanık olan ve onun sızısını yüreğinde taşıyan taydaşı şair dostu bir o vardı biz yokken yanında… Aradım Yasin’i, aramasam olmazdı. Sabaha kadar o da aklın kıyısında seksek oynayıp durmuş. Sabah buluşup Kahramanmaraş’ta Şazibey Camii’nde arkadaşımızı yolcu etmeye geldik. Dostlarından, Yasin Mortaş, Hasan Ejderha, Serdar Yakar, Mehmet Akif Şahin ve Recep Şükrü Güngör de orada gördüğüm tanıdık ortak dostlarımızdı…
Bir rahatsızlığı nedeniyle KSÜ Tıp Fakültesine yatan Pınarbaşı, iyileşip taburcu olacağı zamanı beklerken beyin kanaması geçirmiş. Keşke birileri söyleseydi de sağlığı yerindeyken yıllar sonra son kez görüşseydik diye hayıflanmaktan başka ne yapabilirim.
“nasıl ölüyorsun böyle an içinde, şip şak
acılara yaslanarak, acı duymadan hiç”
(yoldakikalemler)
Orada Çiçeksin Sen isimli kitabının arka kapağında ise kendini şöyle tanıtıyor:
“1968 yılında Kahramanmaraş’ta doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi burada bitirdim. 1987 yılında SSYB’nin nezdinde açılan bir sınavı kazandıktan sonra 2 yıl süreyle Toplum sağlığı dalında pratik ve teorik olarak kurs gördüm. Sağlık memuru statüsüyle tayin edildiğim Elbistan Devlet Hastanesi’nde yaklaşık 6 ay görev yaptım. Buradan, yönetmeliklere uymadığım gerekçesiyle görevimden uzaklaştırıldıktan sonra, 1989 yılında Hollanda’ya yerleştim.
10 yaşımda yaptığım bir şiir hırsızlığı ile şiir hayatım başlamış oldu. 17 yaşımda hocam Karakoç’u tanıdım. Onun nasihatleri sayesinde ancak, şunun bunun tesirinden kurtulup şiirin ve ben bir bütün olabildik.”
Şiirlerini; Dergah, Dolunay, Güneysu, İnsan Saati, Kafdağı, Kaknüs, Kanat, Kaşgar, Kayıtlar, Kırağı, Martı, Rüzigâr, Sabır, Yeditepe vb. dergilerde yayınlandı
Orada Çiçeksin Sen ve Akşam İner Yağmura Tutunarak isimli iki kitabı yayınlandı.
Hollanda’da rahatsızlığı artınca malulen emekli olup Kahramanmaraş’a yerleşti. Üç çocuğu var ikisi Hollanda’da birisi babasının yanında.
31 Ekim 2016 Pazartesi günü hakkın rahmetine kavuştu.
Şeyhadil Mezarlığı’nda 2004 yılında dünyasını değiştiren ağabeyi ile koyun-koyuna yatıyorlar şimdi.
Dünyada çektiklerini öbür dünyada çekmeyesin Mustafa’m.
KAYNAKÇA
Pınarbaşı, Mustafa, Orada Çiçeksin Sen, Dolunay Yayınları, Kahramanmaraş, 1992.
Pınarbaşı, Mustafa, Akşam İner Yağmura Tutunarak, Kırağı Şiir Dizisi 3, Konya, 1997.
Ortatape Fuat, Güneysu Dergisi, S.40, s.27, Osmaniye, 1992.
Kırağı Şiir Dergisi, S.6, s.11, Osmaniye 1994.
http://yoldakikalemler.blogspot.com.tr/

Bu yazı yorumlara kapalı.