"Enter"a basıp içeriğe geçin

Almanya Mektupları

“Batılılar, akşama kadar sokaklarda otomobillerin arasında başıboş gezen köpek gibidir.

O köpek dilediği her şeyi yapmakta özgürdür ama gidecek bir evi yoktur.”

(A. Carrel)

 

Memleketten döndükten sonra bazı eksikleri gidermek için bir kere dışarı çıkmam icap etti. Sokaklar, caddeler, bulvarlar, AVMler kasap vitrini gibi. Kadın-erkek, yaşlı-genç herkes vücutlarının dörtte üçü çıplak vaziyette dolaşıyorlar ortalıkta. Yani insan bir ihtiyacı olunca dışarı çıkar, ihtiyacını alır ve evine döner. Burada böyle bir şey yok, insanlar sabahtan akşama kadar dışarıda dolaşıyorlar. Özellikle haftasonu dükkanlar açıldıktan sonra çıkıyorlar ve dükkanlar kapanınca dönüyorlar barınaklarına. Bu durum sadece havaların sıcak ve güneşli olmasıyla açıklanamaz. Bunun bir başka izahı olmalı. Evleri, yuvaları yok mu bunların?

Almancada Haus/ev, Wohnung/daire gibi kelimeler ev anlamında kullanılırken wohnen kelimesi fiil olarak bir yerde kalıcı veya geçici barınmayı ifade ediyor. Kelimenin wonen=sich aufhalten / kendini bir yerde tutmak, oyalanmaktan geldiği yazılı sözlüklerde. Eğer maksat oyalanmaksa dışarısı en ideal yer oyalanmak için.

Biz ev kelimesini Kur´an´dan almışız, aynı beyt, menzil, mesken kelimeleri gibi. Duhâ suresinde yüce Allah (cc), Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem´e hitaben; “Elem yecidke yetîmen feâvâ/Seni yetim bulup da barındırmadı mı (feâvâ)?” buyuruyor (Duha/6). Yusuf sûresinde ise kardeşlerinin Yusuf aleyhisselamın yanına/evine/odasına girmelerinden bahsederken “âvâ” kelimesi kullanılır (Yusuf /69, 99). Aynı kelime Kehf suresinde genç yiğitler mağaraya sığındıklarında da geçer (Kehf/10, 63). Enfal sûresinde ise yüce Allah müslümanlara korku ve endişe içindeyken Allah’ın onları bir emniyet ve sığınağa kavuşturduğu nimeti aynı kelimeyle (feâvâkum) hatırlatıyor. (Enfal/26, 72, 74). Mu´minûn/50 ayetinde evin bir muce olarak hz. Meryem ve oğlu İsa aleyhisselama verildiği (âveynâhumâ) anlatılırken, Ahzab/51de ise Rasûl-i Ekrem aleyhisselama eşlerinden dilediğini serbest bırakıp dilediğini ise evinde tutabileceği açıklanıyor (Tu´vî). Ayrıca Kur´an´da mü´minlere amellerine karşılık olarak “Cennetu’l-Me’va” vaad edilirken (Secde/19, ayrıca Necm/15, Naziat/39,41 ayetlerinde de aynı kelime geçer). Kafirler için hazırlanan ev ise ateştendir “me´vâkumu´n-nâr” (Ankebut/25, bu manada Kur´an´da 15 ayet vardır.) Dilimizde aynı kökten üretilmiş diğer kelimeler ise şöyle; Îvâ; bir yere yerleşme, oturma. Teevvî; bir yere yerleşme. Ev; hâne, içinde oturulacak yapı. Rivayetlere göre Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir gün Ebu Zer radiyallahu anh´a demiş ki; “Ey Ebâ Zer, insanların evlerinin üzerine kat yapmaya başladığını gördüğün zaman bu şehirden çık git.” Ebu Zer radiyallahu anh´de ömrünün son zamanlarını Medine yakınlarındaki Rebeze köyünde geçirmiştir. Günümüzdeki kibrit kutuları gibi üst üste dizilmiş beton yığınlarının bizim kültürümüzdeki evle uzaktan yakından bir alakası olmadığı gibi kınanmış ve red edilmiştir. Çünkü bir müslümanın, dinen, hukuken ve ahlaken kardeşi olan diğer müslümanın üstünde oturması her şeyden önce edebe uygun değildir.

Kur´an ve hadisin övdüğü nikahlanmaya da evlenmek demişiz. Çünkü beyt, menzil ve mesken kelimelerini daha çok farklı anlamlarda kullanmışız. Edebiyatta şiirin iki mısrasına beyit, muvakkaten konaklamaya menzil, oturulan yer veya bölgeye de mesken demişiz. Arapçada evlenmek izdivac kelimesiyle ifade edilir ki biz de kullanırız. Zevc, çift anlamındadır. Yani izdivac, çift olmak, çiftleşmek, çiftlenmektir. Evlenmek kelimesi izdivactan daha yüksek ve derin anlamları haizdir.

Hayvanların ise barınakları vardır. Her hayvanın cinsine göre barınağa; in, mağara, kulübe, kafes, ahır…gib değişik adlar verilmiş kültürümüzde. Kuşlara yuvayı yakıştırmışız. Hatta daha ileri gitmişiz ve örnek olsun diye „ yuvayı dişi kuş yapar“ demişiz. Kuşun yuvası tamamen iç güdüseldir. Erkek kuşun getirdiği sap, saman, ot ve çalıları mükemmel bir şekle sokarak, bir mimar, mühendis ve bir yapı ustası gibi yuva haline getiren dişi kuştur. Erkek kuşun getirdiği sap, ot ve çalı çırpıların içinde sürekli dönerek göğsüyle onları dışa doğru iter ve yuvayı oluşturur. Bu nedenle yuva sadece bir ev ve barınak değil, aynı zamanda kuşun kendisidir de.

Kuş yuvası bize, modern yaşamın aksine ilahi merhamet ve güvenin koruması altında olduğumuz hissini verir. Çünkü bu çağdaş yaşamda insan, yurtsuz, yuvasız, ortada bir başına kalmıştır ve güvende değildir. Kainat ona düşmandır ve düşmanları tarafından çepeçevre kuşatılmıştır. Eğer kuş yaratılmamış olsaydı yuva da olmayacaktı. İnsanın, aslını ve varlığını inkarın ve insanın evsizliğinin ve yuvasızlığının temelinde bu inançsızlık ve teslim olmama var.

Ev de aynı yuva gibi bir emniyet ve güven sığınağıdır. İnsanı çepe çevre kuşatan mazi, muzari ve istikbal, evde tam bir güven ve dinamizm kazandırır bize. Ev insanı bir arada tutar, dağılmasını önler. Çünkü insan sadece maddi fırtınalar değil yaşamdaki fırtınalarla da karşı karşıyadır. Ev, insanın fırlatıldığı değil, yüce Yaratıcı´nın merhamet ve sevgiyle eşiğine bıraktığı emin belde, sıcak yuvadır. Gerçekte ev sadece maddi bir sığınak değil, bilakis hem madde hem ruhtur. İnsan hem maddi hem manevi olarak gözlerini ilk önce evde açar bu hayata. İnsan olarak varlığımız ancak bir evde ve yuvada istikrar bulabilir. Dahası insanlığımızı ancak bir evde bulabiliriz.

Batı önce aydınlanma sonra sanayi devrimiyle evsiz kalmıştır. Bütün dünya batıyı taklit ederek aslında kendini ontolojik olarak inkar etmekte ve kâinatı tahrib ederek, tüketmekte ve yok etmektedir. “Evlenmeyen”, “Dünya evine” giremeyen, “cennet´ul-me´vâ”ya da giremeyecektir.

 

Latest posts by Özay Aslan (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.