"Enter"a basıp içeriğe geçin

Amerika Notları

Amerikan rüyasından erken uyananlardanım desem, sanırım büyük laf etmiş olmam. Amerika büyük ve “çirkin” bir yer. Çünkü “güzel” kavramı yerini burada faydalıya bırakmış. Özellikle şehir merkezleri, ki bunlar genelde finans merkezi oluyor devasa kulelerden oluşuyor. Kapitalizmi iliklerine kadar hissettiriyor şehir. Manhattan denilen yarımadada hayatın hızı daima hissediliyor. Hassaten yazları, şehirdeki evsizlerin oranının ne kadar yüksek olduğunu fark etmek ciddi derecede kolaylaşıyor.
Şehirleşme anlamında iyi olduklarını söylemek mümkün. Fakat şehirler bölgelere bölünmüş ve tabii ki sınırları sınıflar belirliyor. Gerçekten bölgeler birbirinden mesafe olarak uzak olmanın yanında yaşam kalitesi olarak da uzak. Siyahiler (Zenciler) genel olarak banliyölerde yaşıyor. New York şehri için bu bölgeler Harlem ve Bronx denilen yerler. Çarka dahil olmayı becerenler, daha doğrusu Amerikan ekonomisine katkı sağlayanlar daha yeşil ve daha merkezi yerlerde yaşayabiliyorlar. Bu imkana sahip olmak bir sınıf derecesi olarak görülüyor.
Şehir merkezlerinde çok fazla evsiz insan var. Bu insanları çoğu zaman kaldırımlarda, köprü altlarında yatarken ya da dilenirken görebilirsiniz. Evsizlik meselesiyle alakalı konuştuğum kişilerin yaklaşımı genelde “onlar tembel oldukları için fakir ve evsiz” ana fikrine dayanıyor. Kısacası merhamet yerini bencilliğe bırakmış diyebiliriz. İnsan vicdanının dayanamadığı görüntüler meydana çıksa da zamanla görmemeye alıştırıyor şehir sakinlerini. Evsizlerin bazısı sokakta yaşamayı mevcut kapitalist sistemin acımasızlığını protesto etmek için kullansa da Amerikalıların bu sorunla çok ilgilendiğini düşünmüyorum. Neden mi? Çünkü, mesela ülkemizde çalışma ve sosyal sigortalara ayrılan bütçe yaklaşık 30 milyar TL iken, milli savunmaya ayrılan 22 milyar TL. İşte kapitalizm buna karşı çıkıyor. Ne diyordu Adam Smith, ‘karşılık almadan vermek, ahmaklıktır’, tam olarak bunu uyguluyorlar.
New York toplu taşımada çok geniş ve bir o kadar da eski bir metro ağına sahip. Yapımında siyahilerin köle olarak kullanıldığı bu metrolar sosyal hayatın vazgeçilmezi arasında. Eski olduğunu söylemiştik ya, gerçekten eski, pis ve bakımsız. Özellikle istasyonlarda fareler cirit atıyor. O kadar ki şehir o kocaman farelere de alıştırıyor sizi zamanla. Büyük birkaç eyalet şehir merkezi dışında toplu taşıma yok. Eyaletler arası tren otobüs bulmanız mümkün fakat eyalet içinde A noktasından B noktasına giden araç bulmanız zor. Neden olarak şu cevabı veriyorlar; çünkü arabalar uygun ve benzin ucuz. Hal böyle olunca araba insanların bir uzvu haline gelmiş. Kahve, yemek alırken ya da bankadan para çekerken arabalarından hiç inmiyorlar. Bu yüzden şişmanlık Amerikalı olmanın ortak özelliği olmuş.
Bazı bölgelerde çok fazla radikal Müslümanlar ve Yahudiler var. İslamofobia diye yaptıkları zihinsel algı çalışmaları sadece Asyalılar (çekik gözlüler) ve Avrupalılar (kibirli toplumlar) tarafından ciddiye alınıyor. New York her türlü insanı içinde barındığından New York’ta Müslümanlar için çok problem olmuyor, ama diğer eyaletlerde durum biraz farklı. Bütün algı çalışmalarına rağmen ABD’de 3 buçuk milyon Müslüman yaşıyor. New York için, Müslümanların ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyleyemeyiz. Müslüman olduğunuzu anlayan birinin Müslüman olmasa bile size ‘Es-selamualeykum’ dediğine kolaylıkla şâhit olabilirsiniz. New York şehrindeki mescitler ile ilgili okuduğum bir araştırma tezinde 2015 yılı verilerine göre 300’e yakın mescit ya da ibadet odası bulunduğunu görüp şaşırmıştım. New York şehrinin en büyük ilçesi olan Brooklyn için muhafazakar bir yer diyebiliriz. İlçedeki yoğun Yahudi nüfusu Lübnan, Suriye ve Rusya’dan birkaç nesil önce göç etmişlerden oluşuyor. Metroda ya da sokakta çok fazla ahlaksızlığa tanık olmuyorsunuz. Dindar Hristiyanlar ve Yahudiler var ve çok sayıda ibadethanelere sahipler.
Eğitime gelince, buradaki en büyük avantaj dünyanın gündemine uzak olmak. Stres yok, dünyanın bir yerinde olan hadise saat farkından da dolayı gündemi pek fazla işgal etmiyor. Savaş bölgelerine 10 bin km uzaklıkta çünkü. Hal böyle olunca herkes işinde gücünde. Öğrenci, öğrenciliğini yapıyor; işçi, işçiliğini. Yani kimse devlet yıkıp devlet kurmuyor. Diğer bir deyişle kuramıyor.
Muazzam bir iş bölümü ve bireyler arası saygı mevcut. Samimiyet var diyemeyiz ama hissedilen bir saygının olduğu kesin. Kütüphaneler şehirlerin en büyük övünç kaynağı ve her türlü imkanla donatılmış. Kütüphaneyi kullanacaklar için her bir şey düşünülmüş. Kurallar mantıklı ve uyuluyor. Hoş, kanunlar ve kurallar burada her şey. Uymamak düşünülemez bile, çünkü kuralların çok ciddi yaptırımları var. Sosyal hayatın her alanında kurallar mevcut ve istisnasız uyuluyor. İnsanların devletten ödü kopuyor diyebiliriz.
Bir diğer mühim mevzu ise, tabii ki beyin göçü. Amerika’daki üniversitelerde Amerikalı bulmak gerçekten zor. Özellikle Asyalılar (çekikler) her yerde. Zengin Araplar ve ekonomisine katkı sağlayacak işçiler (doktor, mühendis, öğrenci vb.) herkesi özenle kabul edip, yerleştiriyor ve takip ediyor. Örneğin Suriye’den buralara gelmiş birkaç kişiyi tanıyorum. Hepsi doktor. Burada doktorluk yapabilmek için her biri çok pahalı olan 3 ayrı sınava girmeleri gerekiyor. Sonrasında ev kiralıyor, araba alıyor kısacası getirdiği dövizle ekonomik faaliyetlere girişiyor. Sonra da hepsi buradaki hastanelerde doktorluk yapacaklar. Doktorluğa kabul edilmeyenlere ne mi oluyor derseniz, 2 yıl sonra sınır dışı edilecekler. Amerika öyle bir yer ki, bir şekilde Amerikalı olmaya zorluyor sınırları içinde yaşayanını.
Eğitim ne kadar iyiyse o kadar pahalı bu ülkede. Üniversitelerin yıllık ücretleri çok fazla. Demem o ki, yıllık 50-60 bin doları dahi buluyor. Okullarda okutulan ders kitapları da aynı şekilde pahalı ve bir o kadar değerli, zira baskıları az. Öğretim ve öğretime dair materyal pahalı olunca parayı veren düdüğü çalıyor. Eğitim tamamen öğrencinin çalışmasına bağlı, hoca öğretici değil, yol göstericiler. Öğrencinin o yola revan olana kadar ciddi bir çalışma azmine ihtiyacı oluyor. Amerika böyle bir rüya işte. Sadri Alışık’ın deyimiyle, ‘paran varsa burası sana âşık, züğürtlere yaraşır tahta kaşık’ ziyadesiyle yerinde bir söylem burası için.

Latest posts by Levent Minare (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.