"Enter"a basıp içeriğe geçin

Annelik Üzerine

18 Haziran 2015 Perşembe. Ramazan-ı Şerif’in ilk günü. Allah’ın rahmeti gökten yağmurla yağıyor. Üşümüşlüğümün Elif Rânâ’da vücud bulmayacağına emin olsam, dışarıda rahmetin sağnakları altında ıslanırdım. Elif Rânâ; ben üşürsem üşüyen, yediğimle doyan her anlamda bana bağlı ‘şey’. Bana bu kadar yakın, ben gibi olan garip bir ‘şey’.

Yaz sıcaklarına denk gelen Ramazan-ı Şerif’in rahmetini bardak bardak göklerden indiren Allah hediye etti O’nu bana. Garip şey, kendinin minyatürünü görmek. Minyatür’ün ne biçim bir sanat olduğunu iyice idrak etmek için Elif Rânâ’ya ihtiyacım var imiş. Ya da Elif Rânâ’yı anlatabilmek için minyatür sanatına meylimin olması lazımmış. Her ikisi de bende mevcut. Sanırım bundan sebeb hayret makamındayım.

Allah’ın ben sağ ve selamet iken hediye ettiği bu sanat eseri, garip ve muhteşem detaylara sahip. Kullanılan boyalar, renkler o kadar eşsiz, o kadar manidar ve o kadar güzel ki gözlerimi alamıyorum seyirden. Beni görenler ‘annelik işte’ diye genelleseler de bu böyle değil. Başka bir hal bu. Bir ayetin tecellisi gibi ‘Allah’tan güzel boyası olan kim?’ Bu ayeti belki yüz kere ziyaret ettim. Hatta orada burada kullandım. Bazen hayatında renk kalmadığını söyleyen birilerine ukalaca satıverdim. Bazen ne güzel bir ayet deyip içerlendiğim de oldu. Lakin ayet bana Elif Rânâ vesilesi ile indi. Yenice idrakime sığdı. Ne çok renk görmüş idi gözlerim, Elif Rânâ’nın rengi kadar şahane bir renk görmemişti. Gözlerim yeni açılmış olmalı. Bundan gayrısının renkleri bana eskisinden farklı görünecek belli.

İnsanın gözü ne mübarek yerdir. Perde perdedir. Kat kat. Açılmayı bekleyen sayısız karaltı. Kimi kırk’a kadar çeker perdeleri, kimi on’a kadar indirir. Benim sayılarla aram iyi değil. Lakin gözlerime çekilmiş bir sürü perdenin varlığına imanım tam. Çünkü bu kadar kör olmak, perdelerimin çokluğundandır. Kör olduğumu nasıl anlamış olacağıma değinir isek, Elif Rânâ’nın babası ile tanıştığımda ve Elif Rânâ’ya bakınca bakmaktan öte görmeye geçince anladım. Ya da görebildiğimi sanıyorum hala. Fakat yine de bu eskisinden farklı bir hal. Aralık yerlerden içeriye ışığın sızması gibi bir hal. Karanlıkta kalmışım kaç vakittir. Oysa daha ne çok perdem var. Hep karanlıkta olduğunu bilmek ne garip hal imiş. Aydınlığın varlığından habersiz olup, karanlığa eyvallah etmek ne acayip bir kabullenme imiş.

Penceresi güzel olan evler düştü aklıma. Penceresinden geçince, içerisinde muazzam güzelliklere sahip bir oda da hayal ettim. Dışarısında ‘nurun ala nur’ var o pencerenin. Perdelerini çekelim o pencerenin. Hepsini çekelim. Bilmem kaç tane perdeyi indirelim pencerenin gözüne. İçeride isen ne pencerenin şahane mimarisinden, önündeki eşsiz çiçeklerin büyüsünden haberdar olursun ne de dışarıdaki ‘nurun ala nur’dan haberin olur. Zira sana her yer karanlık. Her vakti karanlık olan, aydınlığı ne bilsin.

Aklımın karanlık yerleri acıdı. Güneşin zerresini gördü belki ondandır bu acı. Karanlıkta görünmeyen ayıpları ortaya çıktı belki de bundandır acısı. Fikrim ipini kaybetmiş bir hayvan gibi, aklımın odalarında dolanıyor. Şimdi de şiirli bir odada perdeli şiirler arıyor. Gözlerini karşı odaya dikmiş, perdeli şarkılar arıyor. Bu kadar perdeyi tek bir cümleyle izah edemeyeceğini anlamış olmalı. Bundan sebeb, körlüğümü bana hatırlatacak tüm odaları dolaşıyor fikrim. Bir iki perde kalkınca böyle oluyor demek ki. Ya hepsi açılıverse… Açılan perdelerin şavkıyla odalarımda sakladığım göremediğim tozlar, kirler aşikar olurdu. Bunca kiri, bunca tozu, bunca pisliği ne ara biriktirmişim. Gerçi 23 sene az bir zaman değil biriktirmek için.

Elimize Elif Rânâ’yı aldık ve aklımızın tozunu almaya gidiyoruz. Elif Rânâ bizim toz bezimiz oldu. Aklımızda kalmış üstü tozlanmış ne kadar güzellik varsa meydana çıkarmaya gayret ediyor Elif Rânâ. Aklımın tozunu Elif Rânâ’nın babası almıştı bir zaman. Bir perdem de onunla açılmıştı. Babasının sayesi hep üzerimizde. Onun pâk ettiği yerlerden baktım bu vakte kadar. Elif Rânâ’nın babasından önce daha karanlıkta, daha kör idim. Gözlerim güzel olana bakıyorsa, O’nun sayesindedir.

Yine de açılmayan perdelerimin merakını taşıyorum içten içe. Belki bir gün bütün perdelerim gözlerimden kaldırılır. Belki… Kat kat perdelerimin bir kaçından kurtulmuş olmamın sarhoşluğu bu denli bahtiyar ve bu denli tarife sığmaz bir hal ise, kim bilir tüm perdelerinden kurtulanların sarhoşluğu ne güzel bir haldir. Aşk hali. Aşıklık hali. Sevmek hali. Sevilmek hali. Bunca kelamın özü yine aşıklığa çıkıyor. Aşık isen açılır perdelerin. Çünkü yalnızca aşıklığın gücü yeter perde kaldırmaya. Çünkü açılan her perde maşuğun penceresine varacak. Pencere açılırsa muhabbet hasıl olacak. Ki muhabbet aşkın burnunun direğidir. Sızlar bazı bazı. Bildiğimden söylemiyorum bunca şeyi, gördüğümden söylüyorum. Bilmek kimin haddine… Ben bilmem.

Latest posts by Sümeyra Öztürk (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.