"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aşk Puanıyla Atanmış Mümin

– Yürüyüşün alegorik haritasındaydı kulluk. Her insan bir renkti. Her insan bir dünyayı sırtlamıştı. Amaçlara amcalık yapanlarla, amaçlara analık babalık edenler arasındaydı Sırat.Ve çoğu ben gibi fıtratının Fırat’ı üstünde kurulu taş bağrın köprüsünden geçiyordu.

– İnsanlarla insanlık arasında bağrı delen ego vardı. Oysa alnı secde gören adamda benlik zehirlenmesi olmazdı… Vardı hem de alnı secde görmüş bir sürü insanda ego zehirlenmesi. Benlik dehlizinde görünmez tutumlar vardı. Kalbi nereliydi?

– İman , insanı ehlileştirirdi. Neden diye bir soru psikolojik sorguya girdi. Sırasını bekleyen onca sorunun içinde nedenlerin psiko-sosyal bağında ağlaştı cevapsızlık. Modern müminin çıkmazları kaç kitapla açıklanabilir ki? Herkes yaşadığı toplumun sosyolojik toplamı değil midir ki diye kendimle sorular sordum, kendimi yormaya, kendime ulaşmaya devam ediyordum.

Ego, kendini tanrı sanma sancısıdır.Kendini beğenmek, kendini büyülemekle küçük dağlar yaratanların adamlık kitabı yoktu. İnanç, insanı dizayn etmeliydi. Allah’a inanmış biri, içindeki zaaflara inanmamalıydı.

 Kulluk, kurşun kalemle yazılan bir yazgı değildi. Kendini bilmeye gitmek lazımdı. Kendine uğramanın en meçhul yerinde hiçliği taşımalıydı insan. İnsan, en yüce varlığa, hiçleri görerek, yaşatarak belki ulaşır. Erdemin deminde demlenerek ulaşmalıydı bekanın sınırına.

S’üzül! S’üzül diye bağırdı bağrımın nimetleri. İnsansın, kendine gelmen için zorlukların cenderesinde geçmeliydim. İnsan olmak yetmiyor, insanlık için. Üst benliği yakalamak lazım.

Bakiliğimin bayrağı sakiliğindeydi. Meylerini sunmalıydın. Sevginle sar’hoşluğundayım.

Sus! Sus! dedi yarınların gül cemali..

Helalimsin, zelalimsin. Beni zelillerden kurtaran aşkındayım. Vebalin vebasına yakalanmıştım… Ölüyordum yalnızlıktan… Geldin Züleyha gibi matemlerin matematikçisi olduğum mahpushaneye. Mahkum duygularım vardı. Gün ile ah arasında kalmış günahlarım vardı.

– Kuldum… Hem de acizliğimin plazası gökyüzüne kadar yücelmişti. Nefsimle uçuyordum. İnsanın nefsi, kanadıdır. İnsanı, nefsi uçurur. Ben de uçuyordum.

– Ben Sana Haramım diyen zamanın içindeydim. Ben sana fazlayım diyen yalnızlığın içindeydim. İnsanın içinde bir ayna olmalı. Neleri yaşamak istediğimizi göstermeliydi. İnsanın iç sesi duymalıydık. Neler neler yaşamak istediğimizi görmeliydik. Hayallerimizin görüntüleyebilmeliydik.

– Haşa! Haşa! Sen Allah’tan daha mı iyi biliyorsun içimdeki ses. İnce çizgilerin mahremidir insanı insan kılan. İnsanın içindeki milyonlarca filmi görseydik, insanlık adına ne kalırdı dedi içimdeki ses.

Kendine gel! Gel! Gel! Dedi diyemediklerim… İnce çizgilerin dersinde kalma. İncelik her insanın ödevidir. Ama herkes incelikte kalır. İnceliği kadınlığında sanan kadınlar, kalın düşlerde, düşüncelerde.

– Kulluk ve çalışmak sadece erkekle tesis edildiğini sanan kadınlar var. Süslenmekten, eğlenmekten, kadınsı düşlerinin kölesi olmaktan kulluk yapamayan milyonlarca kadın Leylalığı oynadılar leyli gecelerime.

– Güzeldiler. Kadınlar zaten güzeldir. Kadınlara güzellik en büyük hediye olarak sunulmuştur. İç güzelliği olmayanın dış güzelliği neye yeter ki? Kadının özünde cennet var.

– Her kadın aslında cenneti taşır. Çünkü cennet annelerin ayakları altında. Çünkü cennet, onların dünyaya getirdiği meleklerin içinde. Her çocuk bir melek değil midir ki? Kadınlar bizlere melekleri sunmuyor mu? Bir meleği doğururken kadın aynı zamanda cenneti ayaklarının altına taşımıyor mu?

– Bu sosyolojik, bu psikolojik denklemde duruyorum… Susuyorum. Ne kadar büyük meziyetler değil mi?

Peki kaç kadın bu meziyetlerini ziynet gibi taşıdı? Annelik meziyet mi zahmet mi?

– Cevapsız kaldım. Aşk puanım yetmiyor bu sorunun cevabına. Dünyanın bütün sorunlarında kadın varken, benim bütün şıklarım aşksa şimdi nasıl durulanacağım?

Aynı sevmenin Bir Farklı Şekliydi insanları sevmek. Aynı sevilmenin farklı kentiydi yar kenti.

Bütün kadınlar Leyla gibidir aşkta. Bütün erkekler de Mecnun değil ; ama Memnun’dur. Gerçek, şudur, aşkta kadınlar Leyla’dır ama leyl’e kadar. Sonra, kadınların Leyla eteği yırtılır, yırtmaçlı amaçlar arasında kalır. Kadınlığı, içi, anneliği, yarenliği en büyük zenginlikken, zengin koca hayalinde ölümser kalırlar.

– Erkek için Mecnunluktan çok Memnunluktur. Erkek, aşkı için delilik sınırına çok zor gelir. Ama mecnunluğu yakalayan erkeğin aşkı binlerce kadının Leylalığından evladır. Çünkü, sevmek, sevilmek kadına verildi. Cennet onların ayakları altına serildi, ama dünyanın bütün cehennem azabı erkeğin sırtına verildi. Erkek biyo-psikolojik anlamda sevmeye yakın değildir, kadın kadar. Mantık, güç, ego, hormon,gibi farklı beyin hücrelerinin içindedir erkek.

– Erkek daha çok biyolojik çizgidedir.Daha çok akli olana, realist olana yakındır. Bu yüzden aşkı alışveriş gibi gören kadınlardan farklıdır.

– Kadınlar için aşk da alışveriştir. İyi bir erkek, aslında güzel bir çantadır. Kendine yakıştırdığı erkek aslında şık bir elbisedir. Sevdiği erkek, aslında her gün gittiği kafeteryadır. Her gün yanında istediği erkek aslında, evindeki en süslü eşyadır. Erkek de orada en özel, en isterik eşyadır.

– Erkek için aşk değil kadın aslında bir spordur, bir maçtır. Algısal, hormonel, biyolojik bir deşarjdır. Lüks bir araç gibi güzel bir kadın onun için karizmayı tümleyen süreçtir.

– Güzel bir kariyeri tümleyen biyolojik tümleyendir, kadın. Mantığının tığıyla örülmüş özel , ruhsal bir sürecin gülüdür.

Şimdi benim aşk puanım müminliğe yetmiyor. Bu söylemlerim daha çok aşk puanıyla atanmış müminlerin özlelliğidir.

-Yoksa kamil erkekle, kamile kadının meziyetlerindeki derinliği anlatmaya gerek yok.

Meziyet insan olmaktır, kadın ve erkeklik bir özelliktir.

Telif hakkı teklifimdeydi… Gözlerine bakarken aşkının müellifi oldum. Sevdim.Yazdım seni.

Artık ömür kitabımsın. Telif hakkın yüreğimdeydi.İlk kez aşk puanım seni sevmeye yetmişti.Üstelik mümince seviyordum.

– Cemalimin helaliydin.

– Helalimin zelaliydin.

Hakkaniyetin hilaliydin.

Bu yazı yorumlara kapalı.