"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylan’ın Hikayesi

Eylül…

Yapraklar dökülüyor yine, bir hüzün kaplıyor içimi yeniden. Gurup ormana düşüyor yine anne. Yeni bir Eylül geldi. Kobani’li Aylan’ı kim hatırlar, kimin umrundadır ki anne? Kaç Eylül geçse, kaç Sonbahar devrolsa da çığlığım hangi yüreklerde makes bulur, sesimi kimler duyar?

Yaprak mıyız ki biz, kuruyup suya düşecek kadar değersiz? Neden bizi evimizden barkımızdan ettiler anne? Bizim de oyuncaklarımız, bilyalarımız, topaçlarımız vardı. Umudumuz, sevincimiz vardı. Kederimizde, hicranımızda bizimdi. Biz kime ne yapmıştık; neden bombaladılar bizi, evlerimizi yakıp yıktılar ve bizi denizlere sürdüler.

Ay ışığının uykularımızı çaldığı bir gece “İşid’liler geliyor” demişti babam. Bir umut deyip yola çıkarmıştı bizi. Nerden bilebilirdi ki acımasız korsanların, cani insan kaçakçılarının eline düşüp ciğerparelerini denizin derinliklerine yollayacağını. Bindiğimiz bot sallanırken, dalgaların boyu ejderha gibi bizi yutmak isterken korkmuştum. Gecenin sabaha çalan vaktinde düşmüştük soğuk sulara. Hani o elinden beni kaçırdığın an yok mu? “Bırakma beni anne ne olur” diye yalvarmıştım. Ama sen çoktan ölmüştün de , ölü bedeninle bile bizi yukarda, suyun üzerinde tutmaya çalışıyordun. Daha ne kadar dayanabilirdinki, insanların acımadığı yerde, ağzı dili olmayan soğuk sular bize acır mıydı?

Abim Galip’in ellerinden tuttum sıkıca, sonra o da bıraktı beni. Koca deryada bir başıma kalmıştım. Titriyor, kendimce dua ediyordum. O an biri yaklaştı yanıma, bir melekti bu galiba. Tıpkı sana benziyordu anne, senin gibi sıcaktı kucağı. Beni kollarımdam tutup kenara çıkarmıştı. Sonra kulağıma eğilip “Görsünler Aylan, seni görsünler ve utansınlar. Çağdaş dünyanın kör vicdanına göstermek için seni kıyıya çıkarıyorum.” demişti.

Sahi vicdanı var mıdır insanlığın? Üzülecek, kederlenecek kadar insan olabilmişler midir? Yürek taşır mı yürüyen, konuşan varlıklar? İçlerinden benim küçük bedenime bakıp hayıflanan, zalime lanet okuyan birileri çıkar mı dersin anne?

Ve zalimler, kafamıza bomba yağdıran alçaklar! Kadın çoluk çocuk demeden insafsızca öldüren katiller! Biz size ne yaptık söyler misiniz? Neden bizi yerimizden yurdumuzdan ettiniz? Bizi ölüme, engin denizlere sürdünüz? Sizin çocuklarınızın ekmeğini mi paylaştık, onların oyuncaklarına göz mü diktik? Yoksa sizin bahçelerinize girip zarar mı verdik, camlarınıza taş mı attık, rahatsız mı ettik sizi, biz ne yaptık size?

Ama olsun, varsın Aylan’lar ölsün, varsın koca sular yutsun küçük bedenlerimizi. Yeter ki siz mutlu yaşayın. Sizin çocuklarınız, Hans’larınız, Maria’larınız koşsun oynasın parklarda, gününü gün etsin. En nefis dondurmaları yesinler. Babaları çikolata getirsin her akşam. Anneleri sıcak suyla yıkasın bedenlerini. Varsın ölmeyecekmiş gibi yaşasınlar, çocuklarınıza kalsın dünya, bizim bedenlerimizi engin denizler yıkasın, ne çıkar?

En çok neye sevindim anne, beni en çok sevindiren neydi biliyor musun? Kaderde bir Mehmetçiğin kollarına yatmak, bir Türk askerinin anne kadar sıcak yüreğine yaslanmak, onun billur gibi nefesini hissederek son yolculuğa çıkmakta varmış. Kaç çocuğa nasip olur ki böyle güzel bir yolculuk? Bana böyle bir son an nasip ettiği için Allah’a hamd ederim.

 

Latest posts by Fehmi Demir (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.