"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bakmasını Bilen Gözle

İnsanın bakmasını bilen bir gözü varsa ne güzeldir hayat ve içindeki her şey. Kullanmasını bilince bir yüce armağan olarak verilmiş günlerin kadrini kıymetini, boyu bulutları aşan bir sevinç üssü olmaz da ne olur o insan. Yağışsız sakin bir kış günü kocaman, geniş kanatlı bir kuşun gökyüzünden ağan bakışlar altında zarafetle süzülüşünün tadına doyulmaz seyri düştü birden, hafif hafif de sağa sola kavisler yapan görüntüsünü de ekleyin buna ve o görmesini bilen göze, anlaşılır bir durumdan çok öte geçip gerçeküstü bir hale dönüşmez mi hayat. Kılcal damarlarına dek uzanıp içinin en ince noktalarına değin nedenini, niçinini pek belli etmeyen, belki ve kesinlikle sebepsiz de olmayan uyun(a)mamış bir gecede sanmam ki bu net bir açıklaması olmuş olsun. Kimileri için hiç, kimileri için çoğun şöyle böyle devam eden gece gündüz, hayatın hızlı yavaş akışı içinde akıp giden ve her yere yapışmış birer bakış gibi daima bakıldığında görülen durum. Bunu görmek için de elbette göz lazım, her gözün görmediğini gören bir göz. Hem ayrıca geceyle restleşmek zordur der ‘gecece’ bilen, halden anlayan, varsa bir kazanımımız gönül dünyamıza nezafet katan Usta’nın ustaca ve insanlığa giriş sınavının seyri içinde uç uca gelen geniş tablosu. Şimdi buradan bakıldığında nasıl bir bilinçle olduğunu ortaya koyamayacağım bir hal üzre iken ve ne kadar farkındayız ya da değiliz bilinmez. Net olarak bilemiyor oluşumuzun yan yana durduğu bir düzlemde, bilinmez bir elin şefkati sarıp sarmalandığımız zemininde geçmiş zaman içinde görünmezliğini hissetmenin sinir ucu rikkatinde ve biraz da keyifliliği içinde görünmenin güzelliği yaşarken anlaşılan o ki bu yaratıcının lütfu olarak yerini almış olmakta tablonun en olağan yerinde. Gerçek göze sahip olmak paha biçilmez bir destan yiğitliği taşır kanımca. Şu da bir bahsi diğerdir ki gerçek bir gözün gördüğü göz, gönlün gönle ulaştığı vasat seyir içinde deryanın farkını anlamanın zorluğu güçlüğü ve bilin/e/mezliği içinde kendini belli eder. Bakmak ve görmenin, görüp geçmenin, görmeden geçmenin ayrı ayrı atmosferinde bulunmak ve her birini kendi kategorisi içinde yine kendi kriterleriyle değerlendirmek gerekir ki durum net olarak anlaşılmış olsun. Aksi halde doğru sonuçlara varmak imkan dahilinde olmuş olmaz. Bunun yanında göz bahsinde es geçilemeyecek bir durum var ki o da gerçek göz diyebileceğimiz gönül gözüdür ki bakış açısı yine o bahsi geçen sonsuzluktan aldığı bir nevi yetki dir. Kendisine verilmiş hatta bahşedilmiş ilahi bir armağandır.
Her an yeni bir kıvılcım, her durum yeni bir canlılık yeni bir ufuk… Gecenin sayfalarını çevirip dururken karşılaşılan bir anı gecenin sayhası olarak yazıvermişim yeni karşılaştığım yerlerde. Hiç de fena gitmedi yeni ünlemeler. Yeni anlamlar tedai ettirmekte gecikmedi. Ağır bir vebali yüklendiğimizin farkında mıyız acaba insan gülüşünün o namütenahi az yukarıdaki çağrışımlara ek olarak ve ondan çok daha kuvvetli bir ışıkla aydınlandığımız yerinde gecenin. Hele ki göz bunu görmüşse al sen seyret güzelliği ey gözüm. Göz görür gönül katlanırmış, göz görmez gönül katlanmazsa nice olurdu halimiz acaba sorusu zaid burada.
Günlerimiz gecelerimiz karartılmış, buruşturulmuş bir çaput gibi önümüze atılmış bahtına acılar düşmüş Ortadoğu çocukları orda işte en ezik, en ezilmiş onuru zedelenmiş bir yerinde duruyor bakışımızın. Tarihin acımazsız figürleriyle denk düştüğü vakitlerdeyiz. Dibe vurmuş yerinde tarih şeridinin ve zulmedicinin insafsız vahameti sarmış göğümüzü işte orda doğu ki görünmez olmuş duman, kan, acı, ihanet, aymazlık, ahmaklık… Daha ne kadar olumsuz isim, sıfat eklenebilir ki a gülüm, ah ü vah, gavurdan medet çok bekle ki gelir…!! Göz ne görsün bakabilmek ne mümkün ne zor, katlanmak, acı üstüne acı… Gök gri duman dolu, hissiz yüzsüz yüzler, nerde gözleri kızıl, kara… Ve kavruk yüzler, bakılamaz gözler utançtan, ardan… neyi neye benzeteceksin bütün benzetmeler gözden ırak, bütün tanımlar yersiz, ne dersen de yetersiz.

Latest posts by Necmeddin Atlıhan (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.