"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ben Meseli-29

Annemin ceviz sandığı yani o çeyiz sandığı

Sadece tahta barınak değil yastık kılıflarına

Anahtar deliğinden içeri süzülen

Sırları da saklar: Hey gidi günler hey!

 

İkinci el kazak giydik yıllarca ölmedik ya

İkinci el tencere tavada pişti ne taşıdıysa babam

Tek döşekte beş kardeş tek sahanda yumurta

 

Elbette varlık kadar yokluğun da bir hikmeti vardı

Hikmetten çok kıymeti babamın nazarında

Oralet kavanozu kırıldığında sıkıntılar defolurdu

Şeker yoksa da pekmez tatlandırırdı çayı

 

Ölümle konuşmaya başladığında babam

Anneme bir şey olmasın diye dua etti sürekli

Kendisi hazırdı uçmağa ama annemi

Emanet edemezdi devrime ve çocuklarına

O yüzden gözünün önünde hep bir çıban sancısı

Bir kader izi gibi kaldı son anına kadar

 

Yetimlik kederdir fırtına gibi keser diye bilirdik

Yaşı büyütülüp ipe gönderilen Erdal’ı

Sonra Mustafa’yı sonra Adnan’ı sonra İskilipli Atıf’ı

Hatta Deniz’i de düşünüp içlenirdik çaresiz

Cuntanın gadrinden korkardık en çok ve fakat

Yakıştıramazdık ölümü babalarımıza

 

Tarlada hiç sararmayacak bir mısır püskülü gibi

Hayatımıza bağışlanmış bilirdik babalarımızı

 

İşte kâbus: Anne koş! Babamın kalbi alev alev

Hızla koşuyor damarları babamın su getir

Tavanda ne görüyorsa her seferinde dudağına ilişen

Şu mutlu tebessümün adı ne anne

 

Taflan mevsimi çıkrık sesleri fındıkkurdu yığınla güllük

Hisse senetleri icraatın içinden ve Trabzon’un şampiyonluğu

Hiçbiri değil anne babam durgun su gibi mutlu

Ölüme gülümseyen koskoca bir umutsuzluk

Latest posts by Özcan Ünlü (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.