"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ben Zülal 22 Yaşındayım

Annemin duaları olmasaydı. Annemin bana dair sancıları olmasaydı. Uzun yalnızlıkları, kapalı kapılar ardındaki sırları, erdemlere yaslı anıları olmasaydı burada şimdi tam da burada olmazdım. Olamazdım, korkardım, cesaretsiz, umutsuz yalnız öylece donup kalırdım.

Ben Zülal, 22 yaşındayım. Mimarlığı yeni bitirdim. Okulu bitirir bitirmez her şeyi bitirmiş gibiyim. Öylece kalakaldım. Öylece dünyanın ortasına atılmış gibi kalakaldım. Mimar olmayı istemiştim evet istemiştim. Ama böyle mi olacaktım. Yıllar sürdü okulları bitirmem. Kendim neyi istedim, neye boyun eğdim. Beni sarıp kuşatan hayatın kollarında derin ırmaklar gibi ne aktı bedenime, ruhuma ayrımına varamadım. Bir türlü varamadım. Kendim olamadım bir türlü. Kendime ait kararlar alamamanın üzüncü bir yumru gibi oturdu yüreğime. Deli taylar gibi koşamadım, ergen zamanlarında toynaklarından ateşler saçan toy atlar gibi dur durak bilmez heyecanlarla kendim olamadım. Ezik, kırık dökük her emre amade zarif Zülal oldum. Zarafetim ve inceliğimle, usluluğumla herkesin gözbebeği oldum. İçimde biriktirdiğim onca koşuyu, onca dorukları dağları bulan gençlik sancılarını dizginlemenin munis tebessümü kuşattı çehremi. Çehremi çevreleyen örtüyü ben seçmedim. Oysa anne oysa meydanlara yürüyen, herkesi karşısına alarak bayraklaşan örtüsünün dalgalanışıyla amfileri yumruklayan anne senin gibi olmak için neler vermezdim. Hazır zamanların, hazlı zamanların kuşağı olarak yaşanacak, sorgulanmadan yaşanacak bir ömrü serdiniz önümüze. Sorgusuz sualsiz kabul etmek düştü bizlere. Dizlerimiz kanamadan, kanatlarımız kırılmadan, dualarımız örselenmeden, post modern düşünce kabızlıklarının girdaplarında boğulurken imanlı genç olduk. Olduk mu öldük mü, öğütüle öğütüle, yollarda kaybola kaybola nerelere kaybolduk bilmiyorum… Hiçbir şey bilmiyorum…

Her tarafım lime lime dökülürken. Sanrılarla uyanırken, yüzüm, gözlerim, saçlarım, ellerim, örtülerim, çeşit çeşit örtülerim, şallarım, elbiselerim, ayakkabılarım, saç tokalarım, kremlerim, rimellerim her şeyim ama hiçbir şeyim bana ait değilken…

Yorgun geceler boyu uzun uzun ekranlarda kan çanağına dönen gözlerim yalnızlıktan çaresizlikten, amaçsızlıktan, tembellikten bunalırken… Yokluklarla sınandıktan sonra varsılların arasında bocalayan, allanıp pullanan, oyalanıp endamına hayran bırakan, ayartan ben…

Ah babacığım ellerimi hep tuttun. Hep tuttun bırakmadın ya. Anne içimi, yüreğimi damarlarımda akan kanın seyrini değiştirmeye and içmiş gibi beni inşa eder gibi tırnak içinde haşa inşa eder gibi beni kuşatman var ya… Neredesiniz? Karanlık diz boyu yükseldiğinde, yalnızlık çaresizlik olduğunda, bedenim lime lime parçalandığında, öyle çaresiz, kimsesiz sokak ortasında kaldığımda neredesiniz. Ben ben değilim, ben bana ait sancıları omuzlayan ben değilim. Yüreğim tam olarak atarken, pompalanırken kan bedenime, göğsüme boşalırken dualar, yürürken acılar, öylece akarken sırlar, ifşa olduğunda tüm gerçekler ben olamadım hiç.

Saçlarım haram olduğunda, ellerim haram olduğunda, gözlerim haram olduğunda; meydanlara yürüdüğümde, yürüyemediğimde, dizlerimi kırdığınızda, umutlarımı, hayallerimi dağıttığınızda, yürüyemediğimde, umuda yelken açamadığımda, donup kalan yarınlar bulaştığında eteklerime ah neredeydiniz? Ama hep yanıbaşımda yamacımdaydınız içimde ellerimde yüreğimin seğirmesindeydiniz… Ama nerelerdeydiniz? Nerelerde?

Odalar kapandı üzerime, bu elbise bu bedene oturmuyor, bu elbise bu bedene uymuyor dediğimde çatık kaşlar, yılgın bakışlar gönderdiniz çaresizliğime…

Uzun kara saçlarımı ör anne. Bana namaz surelerini tane tane oku anne. Amenerrasûlü’yü her gece okuyalım ezberleyelim. Seninle uzun gecelere yolculuğa çıkar gibi el ele tutuşup çayırlara yürüyelim anne. Gürül gürül akan ırmaklara yürüyelim, kavakların, salkım söğütlerin gölgeliklerine yürüyelim. Sonra sen önde ben arkada secdelere uzanalım. Uzanalım cennete… Uzanalım yarının aydınlık ülkesine. Ama hiç beni yorma. Ama hiç sesimi kesme. Ama hiç gözlerine kırgın bakışlar yükleme. Bana ağıtlar yükler gibi bakma. Bana yaşayamadığın günlerin ağırlığını taşıtma. Omuzlarım ağrıyor anne. Çok ağır bu yükler. Bedenim kırılgan zayıf bedenim çürüyüp yok olacak nazenin bedenim çok ağrıyor bu yüklerden anne.

Kapanan kapılar arkasında babam. Kalın gür kaşlarının gölgesinde sivrilmiş kara bakışları. Yüreğimi kanatıyor anne. Bu örtü bu bedene uymaz diyorum, dinlemiyor. Zorla zorla da olsa örtecek diyor. Haftalardır buradayım. Odalar kapalı üzerime. Senin kırgın süzgün bakışların geliyor aniden. Güçlü kocaman iri ellerinde küçülen omuzların. Zayıf bedenin savruluyor. Her şeyin bir zamanı var… ‘Kuşlar da kaderle uçar ’… Bir mısra mıydı bu… Nerede okumuştum? Benim kanatlarım kırıldı anne ben hangi kadere, kimin kaderine uçacağım. Kendi kaderimden, kendi kederime bir göç başlatmış gibiyim.

Uzun kış gecelerinde siyah kıvır kıvır saçlarıma babamın iri elleri gömülürdü. O zaman o ellerden şefkat ve merhamet akardı gecelerimin yalnızlığına. Şimdi ben bu elleri tanıyamıyorum… Çocuk bedenimin, çaresiz serçe çırpınışlarımın üzerine bu canhıraş bu acımasız pençelere dönüşen eller nasıl babamın elleri olur. Örtülerle beni boğmaya çalışıyor. Beni benden koparır gibi, içimde yeşeren inanca sanki pusu kurar gibi bu eller beni öfkeyle ve isyana çağırıyor gibi. Rabbimin sonsuz adaletine, bağışına mı çağırıyor. Kahhar olan Rabbim, bağışlayan Rabbim. Oysa benim bedenim, benim düşlerim ben Rabbim sana yürüyeceğim. Yaralarıma secdeleri merhem eyleyerek önce. Önce annemden namaz dualarını öğrenip secdelerle alnımın kirini temizleyeceğim. Ama diyor babam önce bu kalıba gir. Gir bu esvaplara, gir bu girdaba der gibi. Ruhum giyinsin baba dur. Dur baba yükselsin su, yükselsin deniz, aksın ırmak ırmak gözyaşı. Baba ruhum giyinsin, arınsın dualarım, düşlerim arınsın. Baba ruhumla yaklaşayım Rabbime. Önce onu giydireyim, çıplak bedenim üryan anılarım düşlerim günahlarım üryan baba önce yıkayayım arınayım ne olur. Ben ben olayım. Ben ruhum olsun, Rabbime öyle öyle gideyim Baba dur bırak ellerimi kırıyorsun. Ellerimi kırıyorsun, yüreğimi dağlıyorsun. Annemin gözleri kançanağı baba düşlerim var benim, tertemiz, aydınlık yarınlarım var. Sen sen de o kıvır kıvır kara saçlarıma gömülen ellerinle gel yanıma. Saran kuşatan merhamet ırmağı akıtan bakışlarınla gel yanıma. Baba ben olduğum için gel, senin kızın olduğum için gel. Bıraktığın ellerini, bıraktığın şefkatini al da gel baba ne olur. İçim acıyor. Özlüyorum seni. Huzur sağılmış gözlerini özlüyorum. Ben Rabbimi biliyorum baba korkma Rabbim yangın ırmakları akıtmaz benim yüzümden, zebaniler dikmez başına. Küçücüğüm ben baba biraz büyüyeyim, biraz yükselsin su, biraz umut ve aşk olsun yüreğim. Biraz yüzeyim o ırmakta sonra sonra giyinirim baba, giyinirim takva örtülerine. Ama dur bekle önce ruhum giyinsin, önce ruhum arınsın kirlerinden… Olgunlaşıp, erginleşsin. Emaneti omuzlamanın yükü binsin omuzlarına. Sır olayım baba, sana sır, sana yoldaş evlat, düş dua olayım bırak beni bırak ki gideyim baba okyanuslarıma… Benliğimin derin dalgalarına kulaç açayım özgürlüğün sularında yüzeyim, düşeyim, dizlerim kanasın ama ben olayım. Bu kadar kuşatma beni bu kadar kanatma yüreğimi kırma kanatlarımı, kırma dizlerimi… Ko gideyim baba ko gideyim inanmanın özgür arıtan sularına. …

Latest posts by Selvigül Kandoğmuş Şahin (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.