"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bir Hekimin Gül Kokulu Sözleri

Mesleği insanları tedavi etmek olan bir hekim, tıp bilgilerinin yanı sıra manevî ilimlerde de son derece ileriymiş. Bu sayede, bedenleri olduğu gibi ruhları da iyileştirirmiş. Onun bu hâllerini yalnızca yakın çevresinden birkaç kişi bilirmiş. Hekim, sohbetleri sırasında sıklıkla tüm hastalıkların kökeninde fiziksel nedenler kadar ruhsal nedenlerin de olduğunu vurgularmış. “İyi ama” derlermiş onu dinleyenler, “Manevî olarak nasıl şifalanacağız biz şimdi? Söylediklerinize katılıyoruz katılmasına da, nasıl bir yol izleyeceğimizi bilemiyoruz. Bize öğütler veriniz ne olur! Nedir ruhlarımızı aydınlatacak, bedenlerimizi iyileştirecek olan?”
Yaşı epeyce ileri olan heybetli görünüşlü hekim, etrafındaki insanlara şefkat dolu gözlerle bakmış. Onlara neler söyleyeceğini bir an için kestirememiş. Çünkü böyle zamanlarda, aklının çok ötesindeki bambaşka bir âlemden kalbine yansıyanların devreye girdiğini artık o da çok iyi anlıyormuş. Bu sır dolu anlarda, gönül âleminden ona fısıldanan sözcükler dudaklarından dökülür, âdeta gülleşirmiş. Konuşması boyunca hekimin söylediklerini not edenler, yazılanları sonradan kendisine gösterdiklerinde yaşlı hekim sanki bir başkasının sözlerini okuyormuşçasına farklı duygulara kapılırmış. Kimselere bir şey demese de, bunların gönül diliyle evrene akan satırlar olduğunu anlar, bundan dolayı şükür deryasına dalıp dalıp çıkarmış.
“Evlâdım” diye hitap edermiş herkese. Yalnızca 80’lerin sonlarında olduğundan değil, bütün insanları, hattâ tüm varlığı gerçekten evlâdı olarak gördüğü için yaparmış bunu. Dili kimi zaman tatlı, kimi zaman zehirden acı gelirmiş etrafındakilere. Kusurlarını gördüğü insanlara doğrudan doğruya hiçbir uyarıda bulunmazmış. Fakat sırası geldiğinde, ki bu genellikle bir sohbet ortamında olurmuş, hatalı olan kişinin ismini vermeden genel ifadelerle ortaya konuşurmuş. Böyle zamanlarda dahi sesindeki şefkat hemen fark edilirmiş. Herkes onun uyarılarını dikkatle dinler, sözü geçen kusur kendilerinde de var mı diye derin derin düşünürmüş. Böylece, hatanın sahibi hem başkalarının içinde mahcup olmaz, hem de diğer arkadaşlarının yüce gönüllü bir insan aracılığıyla arınmalarına vesile olurmuş.
Gün gelmiş, elleri ve düşünceleriyle hastalarına şifa dağıtan hekim sonsuz âleme göç etmiş. Vefatından kısa bir süre öncesine kadar küçük bir muayenehânede ücretsiz olarak hastalarını muayene etmeyi sürdürmüş. Sağlığında ölümün bir son değil, aksine yepyeni bir âleme doğuş olduğunu söyler dururmuş. Bu nedenle ardından ağlanmamasını, yalnızca içten gelerek dua edilmesini istemiş. Vasiyeti, dilediği şekilde yerine getirilmiş. Muayenehâne olarak kullandığı odası boşaltılırken, üzerinde reçetelerini yazdığı eski masasının çekmecesinde birkaç solgun kâğıt parçası bulunmuş. Belli ki bunlar, onun gönül diliyle etrafına yansıttığı gül kokulu sözlerinin izleriymiş. O izler de, bu satırlarda yer bulmuş sonunda:
Evlâdım,
– Ne olursa olsun doğruyu söyle. Küçüğü, büyüğü, pembesi, beyazı olmaz bu illetin. Yalan, Yaradan’ı inkârdır, bilmez misin?
– Her şeye sevgiyle bak; ama temkinli olmayı da elden bırakma.
– Çalışmak en yakın yoldaşın olsun. Fakat amacın yalnızca para kazanmak olmasın. İyilik için, zihnini gereksiz şeylerden muhafaza etmek için, insanlık için çalış.
– Herkesin ne yaptığı seni ilgilendirmesin. Çoğunluğun peşine takılıp da yolunu şaşırma. Doğru bildiğin yolda ilerlerken etrafındaki gürültüler seni yıldırmasın.
– Bilimden uzaklaşma. Okumak ve öğrenmek ışığın olsun. Ülkene ve evrene hizmet edebilmek için kitaplara sarıl.
– Tüm inançlar hakkında az da olsa bilgi edin. Farklı kültürleri tanıyabilmek ve anlayabilmek için bu mühimdir. Hiçbir inanç için önyargılı olma. Ama kendi dinini en iyi şekilde öğrenmeye gayret et.
– Dinine ait kitabı kendi anadilinden de okumaya özen göster. Yaradan’ın sana ne dediğini en iyi bu yolla anlayabilirsin.
– Alıcı değil, verici olmaya çalış. Vermenin almadan üstün olduğunu aklından hiç çıkarma. Verdiğini kimselerin duymamasına da ayrı bir ihtimam göster. Yardımların gizli olsun.
– Yemen, içmen, eğlenmen, uyuman ölçülü olsun. Bunların hiçbirinde aşırıya kaçıp hayatının tadını kaçırma.
– Kâinatta cansız diye bir şey yoktur. Çünkü her varlık Yaradan’dan bir parçadır. Bu nedenle yalnızca insanlara değil, hayvanlara, bitkilere, dağa, taşa, toprağa.. da şefkatle davran.
– Geçen zamanı geri getiremezsin. Bu sebeple zamanını boş şeylerle geçirme.
– Düşünmeden konuşma. Konuşmanda ölçülü ol ki, sonradan acı çekmeyesin.
– Aklını geliştirmeyi bir an olsun bırakma. Ama ruhunu da aynı şekilde beslemeyi ihmal etme.
– İmkânın varsa seyahat et. Farklı yerleri ve insanları tanımaya çalış. Onlardaki incelikleri kavradıkça Yaradan’ı daha fazla tanımış olursun.
– Hayattan sıkıldığın zamanlarda çocuklarla zaman geçir. Onlardaki yaşam enerjisi seni yeniden hayata bağlayacaktır.
– Bu dünyayı bir kafes say. Gerçek ferahlığa ancak sonsuz âlemde kavuşacağını her dâim hatırla.
– Yalnızca kalabalığın arasındayken değil, yalnızken de Yaradan’ın seni gördüğünü düşünerek edepli davran.
– Hiç kimseyi küçümseme. Unutma, her insanın anlatacak bir hikâyesi vardır ve o hikâye onun için en özeldir.
– Hem “Her şey” hem de bir “Hiç” olduğun geliyor mu aklına? Bu sözün üzerinde iyi düşün.
– İlk selâmı vermekten vazgeçme. Karşılaştığın herkesin kardeşin olduğunu aklından çıkarma.
– Başardığın bir işten dolayı sakın gurura kapılma. Başaran sen misin, yoksa sana başarma gücünü veren Yaradan mı?
– Yüzünden tebessümü eksik etme ki ona ihtiyacı olan birilerine faydan dokunsun.
– Dışına özen gösterdiğin gibi içine de emek harcamayı unutma.
– Doğanın gücünü görmezden gelip onu hoyrat kullanma. Yoksa gelecekte ağlayanlardan olursun.
– Sana her anlatılana hemen inanma. Araştır, sorgula, gözlem yap ve aklınla gönlünü bir bütün olarak kullan.
– Sohbet etmeyi iyi öğren. Eğer bir ortamda konuşmacı olarak görevli değilsen, tek başına konuşarak karşındaki insanları bunaltma.
– Ortalıkta görünme meraklısı olma. Unutma, en değerli inciler okyanusların derinliklerinde yaşarlar.
– Sana samimiyetle verilen her ne olursa teşekkür et ve onun kıymetini bil.
– Anadilini iyi öğren. Diğer dilleri öğrenebilmek için mutlaka ona danışacaksın.
– Başına bir dert geldiği vakit isyan etme. Dertler, Yaradan’ın arındırmak istediği kullarına verdiği armağanlardır. Bunlar, seni olgunlaştırarak ruhsal olarak ilerlemeni sağlar.
– Çok istediğin bir şey olmuyorsa onda mutlaka bir hayır ara. “Keşke” ve “Neden” sözcüklerini ağzına alıp da harap olma.
– Yeterince su içmeyi ihmal etme. Ondaki sır, yaşamın sırrıdır.
– Geçmiş ve gelecek düşünceleriyle yorduğun zihnini “an”da kalarak dinlendirmeye çalış.
– Hayatındaki nimetlere daima şükret. Mutlu olabilmek için senden daha zor durumdakileri düşünmeyi düstur edin.
– Hastaların, yaşlıların, kimsesizlerin yoldaşı olmaya çalış. Onların gönüllerini kırma.
– Bulunduğun her ortamda edebini muhafaza etmeye özen göster.
– Hatasını kabul ederek özür dileyenlerden ol.
– Yaradan’ın dışında hiç kimseden bir şey isteme.
– Büyüklerine saygıda, küçüklerine sevgide cömert davran.
– Kimsen, o musun? Bu sözde saklı bir sır vardır. İyi düşün.
– Bu sözlerin sahibi Yaradan’dır. Bu fâniden bilme.

Latest posts by Ezgi Fatma Açıkgöz (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.