"Enter"a basıp içeriğe geçin

Çam Tepesine Konan

Eve girdim. Endişeli, telaşlı. Konan’ı arıyor. Yok elbette. Körpe delikanlı, fırsatını bulunca kendini sokağa atmış haliyle. Kaç kere söyledim açık pencere bırakma diye.Bırakmış. Yok, yok, yok; bahçede, ön sokakta, sağ sokakta, arka sokakta, sol sokakta, hiçbir yerde yok. Yokluğuna alışabilir miyim diye kendimi yokluyorum. Yoklamamın sonucunu beğenmedim.
Pencereyi açanın canına okumamak için kendimi zor tutuyorum. Zaten hasta, bir dert de o açmasın diye öfkemi bastırmaya çalışıyorum. Kedi işini başımıza ilk saran Hazal’ı mı haşlasam!
Boşuna uzaklarda aramışız. İkinci katta oturan komşumuz çam ağacında bir kedi gördüğünü söyledi. Bahçemizin içinde dört çam ağacı sıralı. Dalları ve yaprakları aralık bırakmayan sıklıktalar. Birinin tepesindeki karaltıyı zorlukla seçebildim. Tüm gücüyle sarılmış bulunduğu dala. Kargalar yavrucağızı rahat bırakmıyorlardı.
Bizi seçince dalın biraz daha görünür yanına geçti. Acıyla miyavlamaya başladı. Aylardır süren suskunluğu sona ermişti. Aralıksız miyavlıyordu. O inemiyordu. Biz çıkamıyorduk. Çözüm peşindeydik. Yoldan geçen bir kadın meseleyi dert edindi. Ağaca çıkmaya yeltendi. O da başaramadı.
Aramızda on beş metre kadar yükseklik ve geçit vermeyen dallar vardı. Gerçi çıkmasını beceren inmesini de başarırdı. Komşunun söylediğini göre, kargalardan korkup bir kez düşmüş, düşer düşmez yeniden tırmanmış. Nasıl bir içgüdüyse, demek ki kendini yerdeyken güvenlikte saymamış.
Şimdi ise titremekten ve yalvarmaktan başka bir şey yapacağı yoktu. İtfaiyeyi aradım.
Araç sokağa sığar mı, ağacın yüksekliği ne kadar, şu bu derken gönderdiler.
Ancak bu kez çam ağaçlarına teğet geçen elektrik telleri sorun ürettiler. Aracın merdiveni yanaşamıyormuş. Kentin çok yerinde yer altına alınan teller burada yer üstünde!
Zavallı kedi bunca zamanlık suskunluğuna bedel miyavlamayı sürdürüyordu. İtfaiye aracı geri geri gelerek bahçeye girmeyi deneyecekti.
Bunun için bahçeyi ve sokağın bahçeye yakın kısmını araçlardan arındırmamız gerekiyordu. Yeni seçilmiş apartman yöneticimiz Mehmet Bey bahçedeki otomobili uzaklaştırarak ilk işini gerçekleştirdi. Yan binada çalışanlar da sokaktaki araçlarını çektiler.
Bu vesileyle komşu binada ne iş yapıldığını öğrendim. Dizi film çeken bir şirketinmiş. Beni Affet adlı diziyi onlar çekiyorlarmış. Yazarlarından Baran Yıldırım ile tanışıp biraz konuştuk. Zaten iş arkadaşları bulundukları yapının üst katlarından bu olayı çekiyorlardı. Korkunun filmini. Ne yapacağını bilememenin filmini…
İtfaiye aracı sokağa tersten gelerek binamızın bahçesine merdivenini çamların dallarına sürterek girdi. İyice panikleyen Konan en tepeye attı kendini. Ancak o dalcık onu taşıyacak gürbüzlükten yoksundu.
Dallara çarpa çarpa zemine vurdu. Dehşet içindeydi. Yerle buluşur buluşmaz düştüğü ağacı can havliyle tırmanmaya başladı. Düşerken ona yönelmiştim. Erişilmezleşmeden yakaladım. Kucağıma aldım.Zangır zangır titriyordu. Toz, toprak, reçine, çam iğnesi içindeydi. Günde altı kere ilâç damlatarak iyileştirmeye uğraştığımız sağ gözü şişmişti. Sakınan göze çöp batar gibi oldu.
Neyse ki sağdı. Gönülsüz uğraşan itfaiyeciler bile birden güleçleştiler. İkinci adrese yollandık. Veteriner hekim muayenesi, akciğer filmi falan. Yakalık takıldı. Reçete yazıldı. Yarın yine gelinecek. Hayvan hastanesinde şunu anladım. Akvaryumda balık seyretmek insanı sakinleştirmeye yetmiyor veya benim canım sakinleşmek istemedi.
Bugünkü perişanlık böyle bitti. Minik minik horlayarak uyuyor, arada ince ince hapşırıyor. Dilerim dersini almıştır şerefsiz.
Zavallı yavrucağa şerefsiz dememi kınamayın. Biliyorsunuz, biz çocuklarımızı bile söverek seven bir toplumun bağrında yetiştik. Tehlike geçiren sevdiğimize önce sarılırız, sonra kendini tehlikeye attığı için öfkeyle söyleniriz, hırsımız geçmezse döveriz. Konan’a şerefsiz demem ağır kaçmış olabilir yine de. Kerata demekle yetinmem gerekirdi. Ne yapayım hızımı alamadım. Yüreğim çok ezildi. Sefil kedi!
İnsan sevmek gittikçe zorlaşıyor ya, sanırım kedi sevmek de akıllı işi değil.
Çiçek mi yetiştirsem. Dikensizinden. Belki daha iyisi, sevdiklerimizi fırsat eldeyken bol bol sevelim. Yarın bulamayabiliriz. Özlemekten başka bir şey gelmeyebilir elimizden. Sözlerimin sonunu şimdilerde öğüdümsü bağlıyorum. Yaş ilerlediğinden midir?

Latest posts by Erdal Noyan (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.