"Enter"a basıp içeriğe geçin

Evlâd-ı Fâtihân

Evlâd-ı fâtihân kimdir?

Bazı kaynaklarda “Yörük taifesi öteden beri Devlet-i Âliyyenin güzîde ve cengâver, itâatli, ferman dinleyen askerlerinden olup, eski seferlerde küffâr ile yapılan harplerde, kendilerinden iyice yararlık ve yüz aklıkları görüldüğünden, bu tâifeye Evlâd-ı Fâtihân adı verilmiştir” denilmektedir.

 

Evlâd-ı fâtihân, fatihlerin çocukları, fatihlerin torunları, fatihlerden gelen nesiller demek. Bu tabir başlangıçta sadece ilk dönem fetihlere katılan beyler ve onların aileleri için kullanılmışsa da daha sonra balkanlardaki Türk ve Müslümanlara topyekun olarak Evlâd-ı fâtihân denmiştir.

 

Sarı Saltuk ve onunla Babadağ’a gelenler de evlâd-ı fâtihândır, Gülbaba’da Ayvaz Dede de, Mehmet Akif de Alija İzetbegoviç de evlâd-ı fâtihândır. Gazi İshak Bey de oğlu, Novi Pazar ve Saraybosna fatihi Gazi İshak Bey oğlu Gazi İsa Bey de evlâd-ı fâtihândır. Hasan-ı Kafi de evlâd-ı fâtihândır, Muhammed Tayyip Okiç de, Sadık Ahmet de, Süleyman Uglanin de Muhammed Aruçi de evlâd-ı fâtihândır.

 

Macaristan ve Romanya’da asimile olmamak için mücadele eden Tatar, Çerkes, Türk ne varsa evlâd-ı fâtihândır, Boşnak, Arnavut, Pomak, Torbeş, Goralı, Batı Trakyalı da evlâd-ı fâtihândır.

 

Novi Sad’da yaşayan ve adı hala ahmet, mülayim, kadir olan roman kardeşlerimiz de, Novi Pazar’daki müslümanlar da İpekli müslümanlar da Prizren’li müslümanlar da hepsi evlâd-ı fâtihândır. Osmanlı’dan geriye kalan İslam adına ne varsa evlâd-ı fâtihândır.

 

Osmanlı ve evlâd-ı fâtihân

İşte bu geçmişi ve Avrupa topraklarını vatan yapma mücadelesini veren herkesi Osmanlı başka bir sevgi ve muhabbetle sever, hatta saygı duyardı.

 

Tarihçiler, Osmanlı bir “Rumeli Devleti” ya da “Balkan Devleti”dir derler. Hem büyümesi, hem de dünya devleti haline gelmesi Asya-Afrika kıtalarındaki topraklarını büyütmesi kadar ve asıl Avrupa içlerine doğru yayılması nedeniyle olmuştur.

 

Bu yayılma sürecinde Osmanlıyı büyük devlet sınıfına taşıyan evlâd-ı fâtihân adıyla anılan ve balkanlarda fetihleri gerçekleştiren, bu fethedilen toprakların barışta işlenerek üretime katılmasını sağlayan; savaş durumunda da cihada katılarak mücadeleyi sürdüren Balkan Müslümanlarıdır.

 

Başlangıçta Osmanlı Türkü akıncılardan oluşan, sonra Anadolu’daki Karamanoğulları, Karesioğulları ve Saruhanoğullarının katılımıyla ve yeni fethedilen yerlere yerleştirilmesiyle büyüyen bu topluluğa, Karadeniz’in kuzeyinden gelen Türk kabileleri ve sonrasında İslamlaşan yerel halklar yani Boşnaklar, Arnavutlar, Torbeşler ve Pomaklar da katılmıştır.

 

Bunların tamamı kültür, iman, inanç, yaşayış ve davranış tarzı olarak Türk’tür. Zaten bu yüzden Balkanlar’da bütün Müslümanlara ırk, kabile ayrımı yapılmaksızın “Türk” denir.

Osmanlı Rumeli’ni evlâd-ı fâtihân eliyle imar etti

Osmanlı Devleti’nin ilk kurulduğu Anadolu toprakları, binlerce yıl boyunca değişik medeniyetlere ev sahipliği yapmış, bu medeniyetlerin özgün eserleriyle imar edilmiş, o medeniyetlerin kültür, anlayış ve hayat tarzlarıyla şekillenmiş, onların boyasına boyanmış ve çok kültürlü, çok renkli bir medeniyet sahasıydı.

 

Ancak sonrasında bakir ve neredeyse hiçbir medeniyet izinin bulunmadığı, Ortaçağ karanlığını yaşayan Avrupa topraklarında kendi rengine boyayacak bir alan bulmak ve oraya hem devlet eliyle hem de sivil vakıflar eliyle ölmez eserler kazandırmak, kendi mührünü vurmak Osmanlı’ya ayrı bir özgüven ve başarı hissi yaşattı.

 

Belgrad Belediyesi’nin resmi internet sitesine girin. Osmanlı Belgrad’ında sadece camilerin sayısının 272 olduğu yazılıdır ki han, hamam, yol, köprü, çeşme, medrese ve diğer eserlerle birlikte sayı binleri aşar.

 

Tabîî ki sadece Belgrad değil, bütün Balkan başkentlerine ana rengini veren, dokusunu inşa eden Osmanlı-İslam Medeniyeti’dir.

 

Öncesinde ortaçağ karanlığını yaşayan, en temel can ve mal güvenliğinin olmadığı bir bölgeye bu kadar büyük ölçekli imar faaliyetini sadece insanı yüceltmek için yapan ve böylece kendiyle özdeşleştiren bir medeniyetten bahsediyoruz. Osmanlı idarecileri onun için Balkanları çok seviyorlar. ”Ardına çil çil kubbeler saçan ordu” işte bu Osmanlı-İslam medeniyetinin ordusudur.

 

Bu medeniyet o kadar büyük bir medeniyetti ki ve öyle büyük ve etkili izler bıraktı ki arkasında, bu izleri yakıp yıkarak yok etmekten başka çare bulamadılar. Bütün balkanlarda yaşanan bu barbarlık ve yıkıcı vahşeti sadece kin ve intikam hisleriyle açıklayamayız. Tıpkı Lozan’da İngiliz diplomatın Edirne’nin Bulgar şehri olduğunu iddia eden Bulgar diplomata dediği gibi, “Peki Selimiye Camii’ni nereye koyacağız.” Selimiye varlığıyla Edirne’yi kurtarmıştır. İşte başka bir gün başka bir tartışmada o şehrin Türk şehri olmadığı iddia edilebilsin diye Balkanlar’da on binlerce eseri yıktılar. Belgrad’daki 272 camii yıktıran da aynı korkudur.

 

Evlâd-ı fâtihân eliyle İslam yayıldı

Osmanlı sultan ailesi ve devlet yöneticileri, son derece dindar insanlar ve bütün cihadlarının amacı Allah lafzını yüceltmek, Allah adını yaymak. Bunun için kimseyi zorlamıyorlar ama bireysel geçişler dışında Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar gibi bazı kabile ve milletlerin de topluca İslama geçişleri müthiş bir memnuniyete vesile oluyor. Rasulullah Efendimizin, hadislerinde ifade ettiği, “Bir kişinin bile hidayetine vesile olmak, bütün dünya ve onun içindeki her şeyden üstündür” prensibi ve hedefi Osmanlı yönetiminin de yüreğinde yatıyor. Gelen her yeni ihtida haberi, Osmanlı’yı candan sevindiriyor. Doğal olarak bunlar da cihada katılıyor ve evlâd-ı fâtihân olarak görülmeye başlanıyor.

 

Yani bölgenin Osmanlı eliyle İslamlaşması Osmanlı devlet yönetiminde evlâd-ı fâtihâna sevgi ve muhabbeti arttırıyor.

 

Evlâd-ı fâtihân her dönem bedel ödemesini bilmiştir Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa önderliğinde Rumeli’ne geçişle birlikte, Rumeli her dönem kanla sulanmış bir vatan toprağı oldu. Sadece fetihler için ödenen bedellerden bahsetmiyorum, bu toprakları elde tutmak için de her dönem evlâd-ı fâtihân bedel ödemiştir. Safiye Erol’un “Ciğerdelen Kalesi” adlı romanını mutlaka okuyunuz. Ciğerdelen Kalesi, Macaristan’da bulunan bir kale ve gelenek olduğu üzere idaresi, fetihte büyük emekleri olan beye bırakılmış. Bu romanda bu evlâd-ı fâtihân ailesinin yüzlerce yıllık hikayesi anlatılıyor.
Yüzlerce yıllık bu mücadelede, o bölgedeki bütün halk gibi, bey ailesi de büyük bedeller ödüyor. Her nesilde kadın, erkek, genç, yaşlı demeden şehitler, gaziler o toprakları vatan etmek için kanlarını ve canlarını aşkla ve sonsuz bir teslimiyet ve imanla veriyorlar.

 

İşte bu hikayeyi alın, bütün Balkanlar’ın her köşesinde yaşayan, varlık mücadelesi veren bütün Osmanlı bakiyesine uygulayın. Bu sadece fetih dönemlerinde ve sadece serhat boylarında verilen mücadele değildir. Ve sadece Osmanlının yıkılmasından sonraki bir süreç de değildir. Osmanlı’nın Viyana bozgunundan sonra her bölgede adım adım yaşanan gerileme aynen fetih sürecindeki gibi sürekli bir mücadeleyle örülmüştür.

 

Viyana önündeki mağlubiyet üzerine, o bölge halkı toptan Anadolu’ya geri çekilmiş değildir. Yapılan şey; bir sonraki güvenli yere çekilip yeniden mücadeleye başlamaktır. Viyana önünden çekilenler, Belgrad’a; Belgrad düşünce Bosna’ya; Bosna kaybedilince Üsküp’e geri çekilip mücadele yeniden organize edilmiştir.

 

Çarpıcı bir anekdot: Bosna’da Sultan Abdülmecid Han zamanında muhacirlerin yani evlâd-ı fâtihânın iskanı için iki şehir kurulmuştur: Bosanski Brod ve Bosanski Şamac. Rahmetli Alija İzetbegoviç’in dedesi Belgrad’dan Bosanski Şamac’a gelmiş, daha sonra oradan da Sarajevo’ya yerleşmiştir.

 

Sultan Abdülaziz Han zamanında da sultanın vakfettiği arazilere, Gornji Vakuf ve Donji Vakuf (Yukarı Vakıf ve Aşağı Vakıf) şehirleri yine aynı amaçla kurulmuştur.

 

Fetihler için ileri atılan da, vatan toprağını kaybetmemek için canını çekinmeden veren de, o toprakların idaresi kaybedildikten sonra da her türlü, etnik temizlik, asimilasyon, katliam ve tehcir politikalarına rağmen atasının mezarını terk etmeyen, camisinde ezanını dindirmeyen de, tüm baskılara rağmen çocuğuna dedesinin adını koyan da işte bu evlâd-ı fâtihân’dır.

Evlâd-ı fâtihân liyakatı gibi sadakatını da ispatlamıştır

Evlâd-ı fâtihân, sürekli cihad halinde olduğu için cihad duyguları daha yoğun ve mü’minlerin emirine sadıktılar. Abdülhamit Han zamanında saraydaki muhafız alayının tamamının Arnavut kökenli askerlerden oluşması, Abdülhamit Han uyumak üzere odasına çekildiğinde kapısının önünde bir Boşnak, bir Arnavut kökenli askerin nöbet tutması tesadüf değildir.

 

Evlâd-ı fâtihân içinden çıkan paşa ve vezirlerin yanı sıra, bir rivayete göre 33, bir başka rivayete göre 39 Boşnak kökenli sadrazamın, sayıları bilinmeyen Arnavut paşa ve vezirlerin Osmanlı sarayında görev yapmış olması da tesadüf değildir. Travnik şehrinin “vezirler şehri” olarak anılması da boşa değildir. Bunlar evlâd-ı fâtihânın sadakatine karşılık olarak, kendilerine duyulan güvenin delilidir.

 

Çok özet olarak evlâd-ı fâtihânın kim olduğunu anlatmaya çalıştım. Eski Yugoslavya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya ve Macaristan’da Osmanlıdan sonra kurulan idarelerin kendi ülkelerinde kalan evlâd-ı fâtihâna türlü yalanlar söyleyerek, okul kitaplarına koydukları iftiralarla geçmişlerini ve kim olduklarını unutturmaya çalışmaları anlaşılabilir. Ancak anavatana hicret etmiş evlâd-ı fâtihânın kim olduklarını unutmaları ve o bölgedeki kardeşlerimizin unutmalarına izin vermeleri affedilemez.

 

Not:

Birkaç yıl önce, Bayrampaşa’da okumuş, ama okuduğunu anlamamış bir Boşnak doktorun, Boşnakların oylarını bir sol partiye yönlendirmek için söylediği “Bizi Türkiye’ye bu parti kabul etti. Kabul etmeselerdi nereye giderdik. Onun için oyumuzu o sol partiye vermeliyiz” dediğini duyunca yazmayı planlamıştım. Kısmet bugüne imiş.
Biz evlâd-ı fâtihânız. Biz sığıntı ya da bazı idarecilerin inisiyatif kullanarak memlekete lutfen kabul ettiği “mülteciler” değiliz. Biz bu memleketin asli unsuru ve yüzlerce yıl serhat boylarını bekleyen, canıyla, kanıyla, malıyla bedel ödeyerek i’lay-ı kelimetullah yolunda cihad eden evlâd-ı fâtihânız.

 

Latest posts by Nedim Dinler (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.