"Enter"a basıp içeriğe geçin

Gün Gri

Yerin altından açılan ağızdan dışarı çıktığımda kötü bir şeye tanık olacağımı nereden bilirdim. Metro istasyonunun çıkış kısmına yeni varmıştım. Gökyüzü kendisini göstermekte cimri; yorgun bulutlar sokaklara devşirildi bile. Ayaklarım adım atmakta zorlanıyor. Direklerle yukarıya kaldırılan camla giydirilmiş beton duvar, görüntüsüyle ejderha ağzını andırıyor. Kapıların açılmasıyla ejderha öksürüğü gibi hızla fırlayan renksiz alev, kalabalığı yakarak izbe sokakta yitti.
Sol tarafta üzerleri tellerle bezenip dikilen duvarlar saklanan gri binayı gizlemekte. Ateş toplarına karşı güçlü ve ihtişamlı kapı ardına kadar açılıp içeriden, grinin hakim olduğu önümdeki şu sokağa pelikanlar aktı. Birbirleriyle yarışır gibi uzun endamları ve güleç yüzleriyle ışıldayan küçük periler sokağın rengini değiştirdi. Aralarında kalan diğerleri eğreti durmakta; eğer çocuklar da olmasa bu dünyaya ait olmadıklarına and içebilirdim. Bu güzelliği bir nefesle içmek istediğim an ejderhanın haykırmasıyla sağ tarafa doğru yürüdüm.
Pek çok kimseler de benim yöneldiğim tarafta. Birçokları benden hızlı; ardımda bıraktıklarımda var, yanlarından geçtiklerimde. 60 yaşlarında kırlaşmış saçlarıyla gri beton duvarın önünde dikkat çeken biri. Boyu uzun, yüzünü daha iyi görebilmek için gözlerimi yukarı kaydırıyorum. Hafif kızarık yüzü tıraşlı, elmacık kemiği belirgin değil. Kaşlar ise hilal gibi ışıl ışıl bakan gözlerine set olmuşlar. Koyu gri beresi gözlerin maviliğini keskinleştirmiş. Saçlarından daha beyaz bir tişörtü haki çizgilerle çizilmiş gri ceket örtmekte. Siyah sporcu pantolonu siyah deri ayakkabı tamamlıyor. Kıyafetleri bakkallar gibi türeyen bir mağazadan alınmış olamaz.
Ayakta hiçbir yere yaslanmadan kavak gibi dik durmakta. Donmuş gibi sağ eli karnının hemen aşağısında, sol eli ise cebinde. Başı dik, gözler önünden geçenleri ezip sonsuzluğa bakmakta. Yanından geçince ağır adımlarımı biraz daha ağırlaştırdım. Heykel gibi duran eserin devrilme anını beklerken beni şaşırttı. Kendisinden beklenmeyen bir çeviklikle ceketini çıkartıp kendi ayakların altına attı. Beresini öylesine bir tarafa fırlatıp tişörtünü üzerinden çekip havaya bıraktı. Göğüs kılları sokak gibi gri renkte. Yanından geçen insanlardan oluşan sele aldırmadan pantolonunu siyah ayakkabısına bıraktı.
Ben direk gibi olduğum yerde çakılı kaldım. ‘Eyvah!’ dedim. ‘Şimdi birileri çıkıp, tekme tokat bu yaşlı adama dalacak.’ dedim. Yaşlı adam arkasını dönüp olduğu yerde, yüzü gri duvara dönük yerinde durarak yürüyormuş gibi ayaklarını hareket ettirdi. Kolları da asker gibi sağa sola sallıyor.
Neyse ki korktuğum olmadı. Önünden vızır vızır geçen öğrenciler görmüyordu. İşe yetişmek için koşar adım ilerleyen, hatta çocuklar bile gri duvarın önünde vuku bulan bu trajik komediyi görmediler.
Bende görmedim. Hızla oradan uzaklaşıp meydanın sonuna geldiğimde merakıma yenilip dönüp baktım. Yaşlı adam giysiler kucağında çıplak vaziyette banka oturmuş yere bakıyordu.
Şizofreninin en ağır hallerinden biri. Donakalım durumundan birden atak ve taşkın hareket durumu (katatonik eksitasyon) çırılçıplak soyunma, rasgele tuvaletini yapma, dışkısını yeme ve dahi pek çok tehlikeye varan garip davranışlar.
Polisi aradım. Yaşlı adamın eşkalini vermekte zorlanmadım. İnsanlar hasta olduğunu bilmezler, arbede yaşanır, dedim. Polis teşekkür etti.

Latest posts by Engin K. Demir (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.