"Enter"a basıp içeriğe geçin

Güne Notlar

KENTSEL DÖNÜŞÜM
Bu semte de “proje alanıdır’ tabelaları uğramış. Evvelden müteahhitler alıp, yıkıp, yapıp, satarlardı. Şimdi “bilmem ne inşaat proje alanıdır” tabelaları beliriyor binalarda. Buna kentsel dönüşüm deniyor. “Bir sabah uyanıp kendini devcileyin bir apartmana dönüşmüş olarak buldu” deyip geçebileceğiniz bir dönüşüm değil bu. Dönüşümün boyutları çok daha büyük ve kentsel dönüşüm bütün yaşananların sebebi değil sonuçlarından biri. Çünkü kentsel dönüşüm buzdağının su üstündeki kısmı gibi göze batıyor, dikkat çekiyor.

İNSAN OLMAK
Şehir, insanlar için değil de binalar ve otomobiller için inşa edilmiş galiba. Binaların ve otomobillerin arasındaki küçük boşluklara insanları tıkıştırmışlar. Şehir boşluk kabul etmiyor besbelli. Otomobiller, kamyonlar, otobüsler asfaltta pervasızca ilerlerken ve binalar hızla yükselirken yine de insanların tıkıştırılabileceği küçük boşluklar kalıyor. O boşlukları doldurmak sanki insan olmanın bir gereği. Yoksa ne işimiz olabilir ki bunca hengamenin ortasında?

AMERİKAN ASFALTI
Eskiden Amerikan Asfaltı derlermiş. Asfalt yollar Marshall yardımıyla yaygınlaşmış çünkü. Daha önce “Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” denirken yurdu Amerikan asfaltına terk etmiş. Bunun ekonomik, sosyal, kültürel sonuçlarını analiz etmek beni aşar. Zira Amerikan Asfaltı ifadesini sorgulamak kuru bir nostalji meselesi değil…
ÇÖP VE ŞİİR
Dünyanın çöpü de çöpleşmesi de kıyamete kadar devam edecek. Bir yandan da dünyanın bir emanet ve imtihan olduğu gerçeği var. Dağların taşımaktan imtina ettiği bir emanetten bahsediyoruz burada. Zira çöp olan şey bizzat dünyanın kendisi değil insanın hoyratlığıdır. Dünyayı elde avuçta tutmak için çırpınanların bir noktada onu çere çöpe çevirdiği düşünülürse emanetin ne olduğu daha net anlaşılacağı gibi dünyanın niçin çöpe/çöplüğe benzetildiği de açıklık kazanacaktır. Şairler dünyayı şiirlerine dâhil ederken çöpü bir mecaz olarak kullanır. Farklı dünya görüşlerinden şairlerde çöp/çöplük dünyanın daha doğrusu insanların adaletsizliğini, nobranlığını, kıymetsizliğini temsil eder. Nurettin Albayrak’tan “Bir şeyin tortusu, sıkıldıktan sonra geriye kalan kısmı.” tanımını okuyoruz. Çöpik ve şöpik biçimleri de vardır diyor Albayrak. Farsça ağaç parçası, çomak, sopa anlamına gelen çüb kelimesinden geldiği tartışmasını geçip saman parçası, tahta, dal, meyvenin sapı ve benzeri faydasız veya pis olduğu için atılan ufak tefek süprüntülere odaklanıyoruz. Çünkü şiirde dünyanın çöpe benzetilmesi bizi tam olarak buraya ulaştırıyor.

TABULARASAFOBYA
Acaba bir “boş sayfa korkusu” var mı? Yüzlerce maddeye ulaşan fobi listesine uzun uzun bakmayı gözüm kesmediği için bu sorunun cevabını bilemiyorum. Eğer “tabularasafobya” isminde bir fobi yoksa hemen eklemek isterim. Örnek vak’a olarak da kendimi gösteririm. Boş sayfa gördüğümde hemen yazmaya davranıyorum. Aklıma gelenleri bir deftere yazmazsam ne mi oluyor? Unutuyorum. Çok da vahim bir problem değil aslında. Zaten sadece yazanlar değil yazılanlar da fani. Sadece yazanın değil yazılanın da bir yazgısı var.

ŞİİRE UYGUN KELİMELER
Şiirlerin “şiirsel” kelimelerle yazıldığını zannedenler, her kelimenin uygun olmadığını düşünürler. Şiiriyetin doğru kelimelerle değil şiirin bütünlüğünde olduğunu bilenler içinse bu zan söz konusu değildir. Bir kelime manasının yahut sesinin güzelliği ile kendiliğinden şiirsel değildir. Kelimeyi şiire dâhil eden o bütünlüğe uygun olmasıdır.

ÖMRÜMÜN SAYFALARI
Defterimde kırmızı lekeler bırakıyor kalemim. Lekeler harf biçiminde. Harfler bir araya gelince kelime, kelimeler bir araya gelince cümle, cümleler bir araya gelince paragraf oluyor. Ya paragraflar bir araya gelince? Ne olmuş, ne olmamış her şeyi de yazarlara bırakmamak lazım. Böyle böyle yazarken defterimden iki sayfa daha doldu. Ömrümden iki sayfa daha…

NİÇİN CEVAP İŞARETİ YOK?
Ya gölgemiz de bizim bir yansımadan, yanılsamadan ibaret olduğunu zannetseydi. Bunca zorluğun içinde yaşayan bizler için ne değişirdi ki? Peki bir zanna hüsn ve sui önekini getiren, karar veren kim? Peki, karar hangi zanna dâhildir. Önemli olan cevap vermek değil, soru sormaktır diyen akla “önemli olanı” saptama yetkisini kim bağışlamış? O liyakati onda kim görmüş?

OKUNMA TESELLİSİ
Kış kendini hissettirdiği takvimler ocak sonuna yaklaşıyordu. Kasım ve aralık boyu devam eder sonbahar havası, ocak ayı boyunca da sürmüş ayın 20’si geçtikten sonra mevsimin kış olduğunu hatırlatan değişimler yaşanmış. Nihayet 24 Ocak günü öğle vaktinde şehir merkezi kar yağışı ile tanışmış. Mışlı geçmiş zamanda geçen cümlelerle yaşadığı anı anlatmak tuhaf bir şeydi aslında. Kendini yıllar sonra bu metni okuyanlardan replik çalmış gibi hissediyordu içten içe. Gerçi yıllar sonra bu metin okunacak mıydı gibi kritik bir soru da vardı gündeminde. Ancak cevabını görmezden gelebilirdi. Yazmak biraz da “okunma” yanılgısı ile sığınılan bir teselliden başka ne olabilirdi ki zaten. Bir cümle daha kurdu, küçük not defterinin bir sayfasını daha doldurmak için.

NİÇİN YAZIYORUM?
Yolum yazıyla nasıl kesişti? Çok somut bir hikâyesi yok. Yolumun okumayla nasıl kesiştiğiyle ilgili bir şey bu. Okurken kendimi yazmaya başlamış buldum. Niçin yazıyorum sorusuna kaçamak bir cevap verdiğimin farkındayım. Okumam beni yazmaya itti. Kendimi biraz da yazmayı seçmiş değil yazmaya doğru savrulmuş buldum. Yine de bu savrulmayı seçim olarak da görmek mümkün. Savrulmayı da seçimin şiddetiyle ilgili olduğunu söyleyebilirim. Uzun uzun düşünülmüş, ölçülmüş, biçilmiş bir seçim değil benim için yazmak. Düşünsem belki de hiç yazmazdım.

SON
Kitabın sonunda üç harf. S ve O ve N. O üç harf olmasa bittiğini anlamayacak mıydık? O üç harfi okuyunca hikâyenin bittiğini mi zannediyoruz? Hangi yanılgı daha ilginç ve üzerinde düşünmeye değer? Hikayeler, romanlar bitiyor ama okuyanların zihninde yaşamaya devam ediyor. Bazen bir cümle, bir karakter, bir kırgınlık halinde yaşıyor yazılanlar. Bazen “unutulmuş” olduğu haliyle bile okuduklarımızdan kurtulamıyoruz. Hiç hatırlamadığımız cümlelerin bile izi kalıyor zihnimizde. Her temasın iz bırakması gibi.
Sadece okuduğumuz cümleler mi? Sadece dinlediğimiz hikâyeler mi? Yazdıklarımız ve anlattıklarımız da iz bırakır zihnimizde.

Suavi Kemal Yazgıç
Suavi Kemal Yazgıç

Latest posts by Suavi Kemal Yazgıç (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.