"Enter"a basıp içeriğe geçin

“Hayatın Mazereti”

“Bu dünyada kör olan ahirette de kör olacaktır.”

Aramadıkça bulamazsın aşığın kârı budur
Sen kör oldukça arayamazsın ki onu bulasın
İnsanın yeri neresi? Bu dünya mı yoksa başka bir dünya mı? Topraktan yaratılan insan ölümle tekrar toprağa dönecek. Ama bir de ruhu var insanın. Ruhun da ait olduğu bir yer var. Ruhun toprak ile bir alakası yok. O da kendi alemine uruc edecek. Peki ruh ve beden ayrılmadan, beraberken yani insan bir bütünken yani bu dünyadayken ne yapacak insan? Yeri neresi? Ruh mu, beden mi? İkisi de değil. İnsan ne yere, ne semaya ait bir varlık. Bilakis ikisi arasında gerili ve gerilimli bir varlık. Aynı hayal alemi gibi. Hayal, madde ile mânâ arasında ara bir yerdir. Bu ara yerde sürekli karar verme mecburiyetinde bulunması onu gergin bir varlık kılıyor. Gerilimi de kararından mesul olmasından kaynaklanıyor. Çünkü verdiği karardan hesaba çekilecek.
Bu kadar gergin ve gerilimli bir varlığı ebediyete taşıyacak olan nedir? Müslümanlığımızdan dolayı hemen din aklımıza geliyor ama değil. Çünkü din ebediyetten bizi haberdar eder ve sorumluluklarımızı hatırlatır, iyi ve kötüyü ayırmamız için ölçü verir, mükâfat ve cezadan haberdar eder eder. İnsanı ebediyete taşıyacak olan aşktır diyecek oluyoruz ama o da tek başına yeterli değil. Aşk… evet belki hayatın mazereti lakin ebedi hayatın bütün sorumluluğunu sırtına yüklenebilir mi? Nasıl?

Aşk hayatın ayinidir
İnsan dünyaya gözlerini açar açmaz bir benlik kafesinde, salt yalnızlığında hiçbir şey görmez, duymaz ve ilgilenmez bir varlıktır. Onu bu kafesten kurtaracak olan aşk ve inançtır. Çünkü insan ile Allah arasında insanın kendi benliğinden başka engel yoktur. Bu engeli ona inanç haber verir ve aşk ortadan kaldırır. Aşk insana o salt yalnızlığı içindeyken ona bir ses işittirir. Kör haldeyken görür, felçliyken algılar hale getirir. Aşk ile insan sadece göz ve kulak kesilir. Eşya/şeyler/her şey ona ses verir, ayna olur. Dahası var olan görüntü ve ses aşığa aşina oluyor. Çünkü aşk ile aradan perde kalkmıştır. “Sır onu inkâr edenin kulağına söylenmez.” Sevilen sevdirmezse seven sevemez. Yani kalp tek başına bir işe yaramıyor. Aşkı besleyen en büyük ateş inanmaktır. Çünkü fani ile değil beka ile alakalıdır. Kalp beka ile olan bağı onu sürekli diri ve dingin tutacaktır.
Aşk, tahayyül edilemeyen, akıldan ve fikirden geçirilemeyendir. Hesaba kitaba sığmaz aşk. Aşkın bizatihi varlık alanı imkânsızlıktır. Çünkü aşk bir kalbe indiği andan itibaren, imkânsızlık denilen neyse paramparça olur, gidilmez yerlere gidilir, yürünmez yollara adım atılır. Sınırlar kalkar, tahayyül edilemeyen gerçekleşir, kapı-duvar-dağ ne kadar engel varsa kalkar ortadan. Aşk indiği kalbi ihya eder. Gökler, yer ve ikisi arasındakilerin hepsi aşkın yanında hafif kalır. Bir çiçek için hava, su ve güneş ne ise kemale ermek isteyen insan için aşk ve inanç da odur. Kalbi taşlaşmışların hali çorak ve taşlık araziye düşen tohum gibidir. Kalbin hayatiyeti aşk ve inanca bağlıdır. Çünkü aşk ve inanç, nefsi öldürür kalbi diriltir, geçici olanı yitirir ebedi olanı buldurur, hevayı yok eder sevgiyi var eder. Aşk aşığın başına gelen her haldir. Her halin derin bir anlamı vardır. Aşk ateştir. Aşk bir yalvarmadır. Üzerinde aşk yarası taşımayan ya delidir ya da ölüdür. Hayat ile ölüm arasındaki fark budur. Aşk aşığı her şeyden müstağni kılar, hür ve özgür eyler. İçinde put olan kalbe muhabbetullah girmez. Çünkü kalp rabbinden başka Mabud tanımaz.
‘Gönül kimi severse güzel odur’
Sevgilinin her şeyi güzeldir. Başkalarının kusur olarak gördüğünü, seven meziyet olarak görür. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir defasında Hatice annemizden bahsettiğinde, Ayşe annemiz kıskanarak; ‘O yaşlı kadında ne buldun da hâlâ unutamadın?’ deyince Resûlullah şöyle cevaplamıştır; ‘Herkesin benden yüz çevirip beni terk ettiği anda o benim yanımdaydı.’ Nübüvvetin daha ilk günlerinde müşrikler peygamberimize cin çarpmış, mecnun diyerek alay ediyorlardı. Oysa ona ilk iman eden Hatice anamızdı. Yani başkalarının kusur olarak gördüğünü Hatice anamız bilakis meziyet olarak telakki ediyordu. Seven sevdiğinde kusur görmez. Çünkü aşkta tenzih vardır, teşbih yoktur.
Aşk müteal olan ile alakalıdır. İnsanın beka duygusunu canlı ve diri tutar. Bundan dolayı aşk inançla birlikte insanı kaderine girmeye, alınyazısını aramaya iter, zorlar. Aşkta ve inançta kaderin cilvesi diye bir şey yoktur. Ölüm ise faniliğini hatırlatır insana. Aşk ve inanç olmadan hayat, beka ile fena arasında bir bilinmezlik ve meçhul hali olarak durur önümüzde. Bu bilinmezlik yumağında insan kaybolur gider. Aşkın en kadim düşmanı aklın türedisi olan şüphedir. Eğer aşk aklı ikna edemezse ortaya çıkan şey nifaktır. Aşkın ikna edemediği akıl şüpheyi, şüphe vehmi, vehim de vesveseyi doğurur. Bundan dolayı ilan-ı aşk aynı zamanda akla ilan-ı harp etmektir.

“Ne gördü Leyla’nın yüzünde Mecnun
Ki sergerdan oluptur aşk elinden”
Sevgiliye olan muhabbet aşka dönüşünce, kalpteki bütün boşlukları dolduran sevgili artık o boşlukları dolduramaz. O zaman kalp yani ruh içinde ne ileri ne geri gidebileceği bir boşluğa düşer. Bu korkunç daralma anlarında aşk, maşukun üzerindeki bu kanlı gömleği soyar çıkarır ve onu layık olduğu makama yükseltir. Bu görüntüden mutlak olana doğru çekiliştir. Bu çekilişle birlikte aşığın gönlüne iner sekinet. İşte ancak bu korkunç yangınlardan sonra iner rahmet yağmurları. Aşık yerin derinliklerinden semanın katlarına ancak o zaman yükselir. Aşk rıza halidir. Hüküm ve tasarrufun varlığın sahibinde olduğuna yakinen imandır. Bu iman ‘neylerse güzel eyler’ teslimiyetine götürür. Böylece aşık yaşadığı “an”ın üzerindeki aşkın hükmüne muttali olur. Ne dünü vardır ne yarını.
Fuzûli Rind ile Zahid’ e şunları söyletir:
“Rind; Aşk insan vücudunun sedefinde, ilahi emanetin incisidir. İnsan ruhunun hakikatidir. Kâinatın binası ona dayanır. Külli akıl irade ipini ona teslim ediyor. Aşk tavsif edilmekten müstağnidir. Maşuk, zatın keyfiyetidir. Aşk, aşığın adının yücelmesine vesile, saygı görmesine sebeptir. Güzel yüzlülerin güzelliği O’nun tecellisidir ve sevgililerin güzelliğini müşahede etmekte ihtiyar elden gider… Aşkın mahabbet gözü, aşkla O’nun tarafına göz atmazsa, Tanrı kudretinin o yaratıcılığı zayi olmuştur.
Zahid; Her kim şekil güzelliğine aşık olursa, onun aşkı geçici güzelliğin zevaliyle yok olur. O zaman aşk, sebatsız bir şey, güzellik yok olan bir nakış.
Rind; Güzelin yüzünde tecelli eden hakikattir. Bu perdede bir oyuncu vardır. Eğer O olmazsa kimse kendi kendine ne perde, ne perde sahibi, ne de perdede görünen olur. Suretten manaya götüren bir yol vardır. Mana gülünün görüldüğü yerler, suret bahçeleridir.”
Aşık olmayan gaflet uykusundadır.
Kim ki aşkın dârına ber-dâr olur
Cümle uşşak içre ol serdar olur
Bunda uşşakı yakan od âkibet
Narı İbrahim gibi gülzâr olur
Korkma tamudan eğer aşık isen
Bülbül olanın yeri gülzâr olur

Latest posts by Özay Aslan (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.