"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hıçkırık

Vapurdasınız…

Gökyüzünü üzerinizde, berrak masmavi denizi ayaklarınızın altında hissetmek ve düşüncelerinizin ağırlığından taşıyamadığınız başınızı bir koya gömer gibi cama yaslamışsınız, sanki bir küçük molada tüm yükünüzü sulara bırakmak istercesine pencere kenarına ilişmişsiniz.

Gözlerinizi kalabalıktan kaçırıyor,kırgınlıklarınızın,incinmişliklerinizin üzerine gözkapaklarınızı perde gibi indiriyorsunuz.İnsanların uğultusu motorun gürültüsü martıların çığlıklarını bastırıyor.İç sesinizi ortaya çıkaracak bir şarkıyı telefondan seçip perdenizi daha bir kavileştiriyorsunuz.

Fırtına kopsa vapur karaya otursa umurunuzda olmayacak.

Siz kendi küçük kıyametlerinizden birini yaşamaktasınız.

Karne hediyesi olan saatinizin çalışmamasını,

-Koluna alışmamıştır diye açıklamışlardır,inanmışsınızdır.eşyalarla aranızda ki bağlar ta o zamanlarda kurulmuştur.saatin kolunuza alışmasını beklemekten başka yol bulamadığınız zamanlar…

Zamanın içinde bir yolculuk başlar.

Geriye gidersiniz hep geriye….

Sesler duyarsınız nereden geldiğini anlayamadığınız sesler…

Öfkeyle bağıran sert bir erkek sesi…mütemadiyen ağlayan bir kadın sesi.

Hafızanız unutmak için çabaladığınız şeyleri , hiç yorulmadan bıkmadan servis eder.

Yaşanan drama çare bulamadığı için kendini suçlayan çocukların birbirlerine şaşkın mahsun masum bakışları arasında,

-Ben yapmadım diyen ezik ve kısık sesleri, geçmişten gelen fısıltıları yolcular duyamaz,top oynarken fazla gürültü yapıp uyumakta olan birini rahatsız ettiğiniz için verilen cezayı çekmek üzere kapatıldığınız dolapdasınızdır,burada kimse sizi göremez.

Sadece sizin gördükleriniz vardır.

Jilet satan biri,kağıt helva uzatan biri,portakal suyu,ayran,vs dolu tepsi ile önünüzden geçen biri..gazete okuyanlar,dizlerini oğuşturarak yanındakine sızlanan teyzeler,telefonuyla oynayan gençler,boğaza karşı durmuş çayını yudumlayanlar,el ele tutuşmuş aşk sarhoşluğunda sevgililer…

Karşı koltukda ağlayan bir çocuk çıkarır sizi saklandığınız yerden.

Koluyla gözyaşlarını silen bir kız çocuğu.esmer oluşu suriye den gelen mültecilerden oluşunu düşündürür.

Siyah ayakkabısı o denli eskimiş ki rengi artık griye dönmüş.oldukça zayıf bünyesi, ağlarken titreyen omuzları, kemikten bir askı gibi tutuyor dizlerine kadar uzanan bir kaç beden büyük lacivert hırkasını.ne çantası var yanında ne de cüzdanı.ağladığına göre annesi de yok.

Neden ağlıyor diye sorar gözlerle bakınırsınız etrafa.Yan koltukda bir genç kız anlar sizi “küpesini kaybetmiş”der.

Küpesi hayatla arasında ki en kuvvetli bağı demek ki…

Ne yapmalı,nasıl etmeli de susturmalı çocuğu?

Merhametin hafifliği ile yanına gidip”al sana para bir kaç çift küpe al kendine biri kaybolursa diğerini kullan,yeter ki üzülme”dersiniz değil mi?

Aynen öyle yaptım.

-Bak dedim.Bu para ile istediğin kadar küpe alabilirsin.

Başını o yana bu yana salladı.belli ki kendi sevdiği alıştığı kendince değerli olanı istiyordu.zorla cebine sıkıştırdım parayı.

Vapurda dolaşan manasız gürültülü kalabalığın arasından geçip yerime oturdum.bir yandan için için seviniyordum.Kendi dehlizimden çıkmıştım artık. Hızla akan imgeler arasında; yeni bir küpe,sevinç çığlığı atan küçük kız,mutlu gülümseyen bir çocuk vardı.

Diğer yandan elimde ki birkaç kuruşun hepsini nasıl oldu da ağlayan bir çocuğa kaptırdım diye hayıflanıyordum.Eve hangi parayla ekmek alacaktım.Bari birazını kendime ayırsaydım değil mi?

Çantamdan okumakta olduğum kitabımı çıkardım.

“Merhamet duygusu insanları birbirine yaklaştırır”diyen cümlenin altını çizdim.

Ortadoğuda ki yangından sıçrayan küller i anlatan bir yazıydı.Küller arasından çıkıp gelenler vardı bu şehirde.nerede yaşayacaklar,ne yer ne içerler,ihtiyaçlarını nasıl giderirler diye düşünürken az evvel hıçkıran kız çocuğu beliriverdi yanımda,ağlamıyordu artık.

Küpe alması için verdiğim parayı hiç konuşmadan bana uzatıyordu.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken yine o genç kız “küpesini buldu da parayı size iade ediyor”demez mi…

Tüm ezberlerimin bozulduğu an dı.

Verdiğim üç beş kuruş kararan bir vicdanın ışıltısı arzuların kışkırtıcısı olabilecekken onurunu koruyabilen dürüst ve küçücük bir yüreğin ışıltısı olarak geri dönmüştü bana.

Kaybedilen insanlığın ortasında kalmış, bu defa ben sessizce hıçkırıyordum.

Latest posts by Sevil Tepe (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.