"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hüzün Entarisi

Eylül hüzün ayıdır. Sözlükler her ne kadar da hüzün; gönül üzgünlüğü, gam, keder, sıkıntı olarak tarif edilmeye çalışılsa da hüzün bu tariflerin ötesinde bir yerde durur yüreğimizde.

Kim ki bilerek veya bilmeyerek sarı renk için gizli bir duygu besliyorsa onun yüreğinin bir penceresi hüzne bakıyordur. Hem hüzün, bir türkü dinlerken efkâr barometrenizi yükselterek gözünüze yağmur bulutlarını da çağırabilir. Islanarak uslanmanın keyfini çıkarırsınız. Hüzün; şairin içinin şiire dökülme halidir. Bundandır ki hasret ile ayrılığın arasındaki bütün ara ve tali yollar sapsarıdır.

Hüzün en çok da Eylülde gönlümüzün kapısını tıklatır. Eylül kelimesi aklınıza düşmeyiversin kendinizi toparlayana kadar aklınız allak-bullak olur. Siz, Eylül’ü dolayısıyla hüznü çoğaltabildiğiniz kadar çoğaltabilirsiniz.

Siz hüznü içinizde çoğalmaya devam ederken ben de biraz Hüzün Entarisi’nden bahsedeyim. Entari: Anadolu’da adına basma denilen bir kumaştır. Genellikle tek parçadan yapılan göğsü düğmeli uzun bir elbisedir. (Bu arada Karacaoğlan’ın Elif türküsünü de dinlemenizi tavsiye ederim.) Mevzuumuz Şahan Çoker’in Hüzün Entarisi’ isimli şiir kitabı. Kitabın kapağına bakar bakmaz bir hüzün yolculuğuna hazırlanmaya başlıyorsunuz. Her ne kadar da kapaktaki beyaz entari üzerindeki sarı çınar yaprakları olsa da buna Şahan Çoker’in Hüzün Libası demeyi daha uygun buluyorum.

Şahan Çoker, edebiyat dergilerinde adına sık rastladığımız bir şair değil. Ankara’da yaşadığı dönemlerde Mavera, (eski) Zaman gazetesi, İkindi Yazıları, Kelime, Hatay, Dolunay, Düşün, İtiraz, Ülke, Gerçek Hayat gibi dergilerde yazdı. Adı Kayıp Şairler’e çıkacakken Hüzün Entarisi kitabıyla şiire yeniden döndü. Dönerken de: “Geçirdiğim 25 yıllık şiir serüveninde sürekli olarak kendi sesimi aradım. Heceden, aruza klasik şiirle haşir neşir oldum.” diyor. Demek ki şair olmadan önce iyi bir okur olmak gerekiyor. Bakalım bunca okumalardan sonra Şahan Çoker nasıl okur-yazar olmuş!

 

Susarsa içindeki şiir söyleyen çocuk

 

Sabahların gurbet olduğu zamanlarda

Söylenmekten eprimiş kelimelerin biter

Terli bir at seğirir o an böğründe

Buzdan yataklarında yalnızlık sevişir

Bütün yargıcıları kızdıracak

Sözler söylemeye başlarsın

Makamı mahur ayrılıklardan s.14

Kitabın hemen başı diyebileceğimiz yukarıdaki dizelerin altını çizerek okuduğumuza göre daha altı çizilecek bir sürü şiir bizi kitabın sayfaları arasına daldıracaktır.

Şahan Çoker İzmir’de yaşıyor. İzmir biraz da hüznün şairin ve şiirin taşrasıdır. Çoker, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel ve Erdem Beyazıt’ın hem iyi okuyan hem de bu usta şairlerin şiirlerini İzmirlilere okuyan bir şairdir. İsmet Özel’e ithaf ettiği Anarşit bir öpücük şiirinde:

Bohçasına televizyon alıp kaçan

Küçük kadınlar biliyorum şimdi

Severken çekirdek çitleyen

Sinema önlerinde kandırılmış

 

Onun için bu şehrin geceleri

Çoktandır tütsü tütmüyor

Türbelerde yakmaktan mumları bile kalmamış s.46

Bundandır ki yukarıda alıntıladığımız şiir, biraz Erdem Beyazıt, biraz İsmet Özel izlerini taşımakta. Şair İzmir’de yaşıyor dedik. Rahmetli Cahit Zarifoğlu’nun insan içine nasıl daldığını, nasıl yaşadığını bildik, duyduk, okuduysak Şahan’ın da İzmir’de Zarif insan gibi yaşadığını hem biliyor, hem de şiirlerinde yaşantısının izlerine rastlıyoruz.

Birazdan ateşe atacaklar beni

İbrahim olmadığım kesin

Giy gel hüzün entarini, eteklerinde zemheri

Üşür eylüle nabzım ki

Nabzım bir serçe yüreği

 

Söylesinler anama

Desinler

Cellâdını seviyor bu serseri s.52

Şahan Çoker iyi bir okur, olduğu kadar da iyi bir şair. Hüzün Entarisi’ndeki şiirlerini okurken sesi ve ritmi iyi yakaladığı gibi şiirlerinin bir bütünlük içerisinde olduğunu gördüm. Şiir, nerede başlıyor nerede bitiyor, arada mısra yığınları var mı yok mu diye döne döne okuduğum şiirler oldu. Şahan şiirde ince işçilikten yana. Hani Dadaloğlu’nun “Şahan kocasa da vermez avını /Aslı kurttur kurt eniği kurt olur” ama, bizim Şahan’ın o deli dolu anarşist hali gitmiş, biraz da Yavuz Sultan Selim’in “ Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân/Beni bir gözleri âhuya zebûn etti felek..!” dizelerin olduğu gibi eli kolunu bağlayan sevgiliye şöyle seslenmektedir:

Hey gidi deli adam

Kavgan yıkmadı

Davan usandırmadı da

Bir çift göz mü yıktı seni

Bir çift söz mü

Cehenmemin ortasında

Eriyen bir gül gibi bıraktı yapayalnız s.54

 

Kaç be gülüm

Kaç bu adam yaralı bir hayvan gibi

Atlıyor gecenin çitlerinden s.58

 

Şahan Çoker her ne kadar da Hüzün Libasını giyse de özünde kavgacı bir kişiliği var. Onun Konak meydanında bir eskici şiirinin adını Konak meydanında bir destan satıcısı desek daha yerinde olur.

Binlerce yılın

Şah damarı

Kaybedince çocuklarını,

Atının dışkısından arpayı seçti

Ağladı ve yedi.

Ağladı ve yemin etti.

Bekle beni dedi;

Şam, Kudüs, Bağdat, Bosna

Bekle ki

Bitmesin bu koca kavga s.62

Hani Filistinli karikatürist Naci Ali’nin çizdiği yüzünü görmediğimiz elinde ya bir sapan ya da taşla tanklara meydan okuyan Hanzala vardı. İsrail, Naci Ali’yi şehit etti ama Filistin’de her doğan çocuğun ilham kaynağı oldu Hanzala. İşte o çocukların diliyle sesleniyor şair:

Selahaddin’in topraklarında ise

Elleri taş, elleri kaya çocuklar

Düşlerinde mermi bahçesi

Ateşlere atlıyorlar

Bir İbrahim güvenmişliğiyle s.78

Birbirlerini yakından tanıyan şairler ya da şiirini kendisine yakın bulduğu şairden etkilenir şair. Şaban Abak’da Şahan Çoker’in yakın arkadaşı olduğundan ve dahi İkindi Yazıları’nda yayınlanan Şaban Abak’ın İşportacının şiirine Şahan Çoker’de şöyle göndermede bulunur:

Yaldım diyorum yandım gör halimi

Fatıma’nın sabrı olda

Çalkala doldur böğrüme şu denizi

Yoksa bu şehir yanacak,

Yanacak çocukların elleri s.101

Şahan Çoker’in 25 yıllık şiir birikimi yani Hüzün Entarisi’nin içinde yer alan şiirler, yukarıda alıntıladığım şiirler kadar değil elbette. Son yıllarda elime alıp büyük bir iştahla kendi şiirlerimi okur gibi okuduğum ve büyük haz aldığım bir şiir kitabı Hüzün Entarisi. Gerek kitabın baskısında gösterilen hassasiyet gerekse kitabın arka kapağına iliştirilmiş, şairin bestelenmiş şiirlerinden oluşan ve kendi sesinden okuduğu şiir CD’si ile alışık olmadığımız formatta bir çalışmayla vaktimize konuk oldu Şahan Çoker. İnanıyorum ki uzun süre adından sıkça söz edilen bir kitap olacak Hüzün Entarisi.

Şahan Çoker, şiirlerini usta bir işçilikle ses harmonisiyle öre öre bir yumak yapıyor. Bize de bu yumağı okuyarak çözmek düşüyor.

.

Şair adamın

Kavruk bir yüreği

Savruk bir türküsü

Sigarası

Demli çayı

Uğrunda sabahladığı

Mavi bir hikâyesi olmalı

Herkesten sakladığı s.147

Evimize gelen misafiri uğurlamadan önce bir de kahve yaparız. Kahveden sonra başka bir ikram yapılmaz. Şahan Çoker’in şiirlerinde şiir bitmesi gereken yerde biter. Ama bitmesi gereken yerde bitmeyen bir şiir şiire rastladık. Yukarıda alıntıladığım şiirin bitişi değil, siz de kitabı okurken Şairsiz Şiir’in burada bittiğini göreceksiniz.

Şairin ve yayıncının titiz çalışmaları sonucunda okuyucuyla buluşan bu Hüzün Entarisi’nin hem en çok satan hem de ençok okunan bir kitap olacağına inanıyorum. Hüzün Entarisi son yıllarda okuduğum en deli-dolu şiir kitabı oldu, darısı diğer şairlerin başına…

 

*Okur Kitaplığı, Kasım, 2012, İstanbul

Bu yazı yorumlara kapalı.