"Enter"a basıp içeriğe geçin

İldiko

Bozkırda koşan atların toynak sesleri ve burunlarından fışkıran sıcak nefes, binici Alpagutların kılıç ve üzengi seslerine karışıyordu. Tuna’ya kadar doludizgin sürüp giden bu akın, Rus steplerini bir elma bahçesine dalan neşeli çocukların haylazlığı içinde çabucak bitirmiş, tuğlar ve sancaklar Avrupa’nın göbeğine dikilmişti. Otağın önünde yanan ateş, yıldızlara nispet kıvılcımlarını konaklamış ordu silahlarına yalazlıyor, çeliğin soğuk ışıltısı bir görünüp bir kayboluyordu. Atilla bir kayanın üzerine çıkmış Roma’ya doğru bakıyor… Sert esen kuzey rüzgarı, uzun saçlarını börkünün kürk ile biten kenarlarından güney istikametine doğru savuruyordu.
Ateşin çevresinde dönerek dua ve ilahi seslenişlerini ellerindeki davulların ritmik tıngırtıları ahenginde mırıldanan şamanlar, beklenen zaferin kefaletini çoktan üslenmişlerdi. Bronz heykellerin kararlı sertliğine benzeyen asker yüzleri, ateşin yalımlarında parlıyor, kolların birer uzantısı gibi soğuk çelik ve armalı miğferlerin arasında yakamoz yapıyordu. At kişnemeleri sığır böğürtülerine karışırken, yüz binlerce askerin kabaran bir deniz uğultusunu hatırlatan gürültüsü dinmeye başladı. Bir süre sonra, şamanların davul tıngırtılarına karışan metalik sesler tamamen kesildi. Atilla, hala kayanın üzerinden Roma’ya doğru bakıyordu.
Kendisinden bin yıl sonra, torunlarından Fatih Sultan Mehmet’in doğu Roma imparatorluğuna son vermesini dilemiş gibi dört yüz elli üç yılında hayata gözlerini yumduğu zaman, mızrak gibi saplandığı Roma çoktan can çekişmeye başlamıştı. Bugünkü Almanya sınırları içindeki Vizigotların bağımsızlığını sağlayan Atilla, başkent olarak Etzelburg’u seçmiş ve Katalon savaşı ile Roma hakimiyetine son vermişti.
Almanların “Nibelungen destanı” diye anlattıkları Atilla – Germen ilişkileri bir saygı ve hayranlık abidesidir. Oysa korku ve dehşet içinde Avrupa’yı titreten bu yüce hakan da bir insandır ve Nakara isminde esir bir kıza aşıktır. Kızıl saçlarını ay ışığında tarayan Nakara, ninnilerle büyütmeyi umduğu cihangire kavuşamadan, şamanların onca uğraşını boşa çıkartıp karanlıklara karıştı. Oğul İlek’i kurt postuna sarıp dolunaya takdim eden Atilla, kuşkusuz bütün karanlıkları mızrağının ucuna takıp Akdeniz’in ortasına fırlatmayı hayal etmiş olmalıydı.
Hüzün içinde Etzelburg sarayına kapandı. Kasvetli günler ve geceler sürerken, Nakara’ya çok benzeyen kızıl saçlı bir Alman kızını çok beğendi ve sahiplenmek istedi. Ne var ki; bu kızın bir aşığı vardı ve ondan ayrılmak istemedi
“Hakan buyruğudur” diye düğün aşı verilir, gerdek kurulur. Ancak gelin adayı İldiko kararlıdır ve yüzüğündeki zehir ile iradesine sahip çıkacaktır. Atilla perdenin yanına elini uzatınca son bir umutla seslendi ve “Bize sahip olacak erkek, önce bunu yer” diye yüzüğündeki macunu masaya bıraktı. Kararlı ve hızlı hareketlerini umursamadan, dalgınlık içinde saçlarını seyreden Atilla, o esnada bambaşka alemlere sürüklenmişti. Nakara’nın dalgalanan kızıl saçlarından yüzüne düşen bir perçemin, iri dudakların altındaki ıslak dişler tarafından ısırılmış hayalini seyrediyordu. İçini delen bakışlar ne başka bir şey görmesine, ne de düşünmesine izin vermiyordu. Kafasının içinde kişneyen atlar ve nal sesleri, saray maskarasının şımarık şaka ve kahkahalarına karışıyordu. Nakara’nın delici bakışları sisler arasında bir görünüp bir kaybolurken duyduğu komut ile harekete geçti ve bir Mankurt kararlılığıyla macunu eline aldı. Hiç düşünmeden ağzına attı ve dehşetle açılan gözleri, kasılan omuzların gevşeyerek masaya düşmesiyle kapandı.
İldiko’ya neler olduğu malum… Atilla’nın cenazesi de başlıbaşına bir protokol abidesidir. Önce altın, sonra gümüş, sonra da demir üç tabutun içiçe montajıyla yapılan lahit; dört Alpagu tarafından hiç kimsenin bilmediği bir yere defnedilir. Ancak bu sıradışı törenin hiç bir şahidinin olmaması bir kuraldır. Ve bu kural gereği, her ikişer Alpagu da birbirini öldürür.*
Bir rivayete göre, cenaze esnasında yatağı değiştirilen Tuna’nın geri bırakılmasıyla örtülmüş nehrin koynunda yatmaktadır. Bin yıl sonra Tuna boylarında at koşturan akıncılar, onun titrettiği Avrupa’yı toynaklar altında inletirken, belki de çağımızın Adriyatik sırtlarında savaşan Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç’e de bir selam çakmışlardır, çağlar arasından.

* Alpagu – Alpago diye de telaffuz edilir – Hun kamikazeleridir

Latest posts by Cengiz Karaefe (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.