"Enter"a basıp içeriğe geçin

“İlk Kıyam” Romanının Edebi ve İzlenimsel Açıdan Değerlendirilmesi

Edebi Yönden İlk Kıyam Romanı:
Fikret Eroğlu’nun ikinci romanı olan “İlk Kıyam” tasavvufi bir tema etrafında gelişen ilk romanının aksine dönemsel açıdan etrafında ciddi tartışmaların olduğu bir konuyu “Cemel Vak’asını” ele alıyor. Eser kurgusal açıdan ve dönemin havasını yansıtabilmesi itibari ile “İçtimai Romantizm” perspektifinden bakıldığında başarılı bir roman. Din Kültürü öğretmeni olan yazarının birikiminin de rolü olduğunu düşündüğümüz bu başarı, romanda kendini o dönem Arap toplumunun kullandığı deyimlerin yaşam tarzlarının metne güzel bir şekilde yedirilmesinden anlıyoruz. Romandaki tarihi gerçekliğin kurgunun kalıbıyla sunumu da romanı okunur kılan belli başlı unsurlardan. Bütün bu özellikler açısından bakıldığında roman her ne kadar galatı meşhur haline gelmiş “ne/ne” bağlacı etrafında yapılan bazı gramatikal hatalar dikkate alınmadığında edebi anlamda bir roman türünün alt kategorisi olan “Dönem Romanı” şeklinde tanımlanabilir. Ancak yazarın eserin sonuna koyduğu “Yazarın Notu” başlıklı bölümde yaptığı açıklamalar romanın yukarıdaki gibi tanımlanmasının önünü kesmiş. Yani metin olarak romanın kendisi bu şekilde tanımlanmaya liyakatli iken yazar, bu son notunda metnin hakkını yemiş. Çünkü burada yazar “Dönem Romanı” diye nitelendirilecek bir romanı “Tarihi Roman” diye tanımlayarak bir kavram kargaşasına sebep olmuş. Zira Dönem Romanı: bu dönemde geçmişe ait yazılan metni karşılarken -ki İlk Kıyam bu niteliğe sahiptir- Tarihi Roman -ıstılahi manada- o dönemde yaşamış biri tarafından yazılan roman anlamını karşılar. Yazarın son notunda bu metne yaptığı haksızlık maalesef bununla da kalmıyor. Bilindiği gibi modern anlamda bir edebi eserin tarihi, siyasi, ekonomik v.b. konular da “hakikati ortaya çıkarmak” gibi bir işlevi yoktur, olamaz da. Elbet de bir roman yazıldığı dönemin ya da ele aldığı dönemin gerçekliklerinden bütünüyle bağımsız olamaz. Hatta bunu yansıtabildiği ölçüde başarılıdır. Ancak “hakikat” hem de “görünenin ardındaki asıl gerçek” bağlamında değerlendirildiğinde romanda, şiirde, hikayede çırılçıplak ortaya konmaz. Eğer niyet bir hakikati ortaya çıkarmaksa o metin edebi bir metin olmaz. Aslında Ahmet Haşim’in “Şair bir hakikat habercisi değildir.” sözü sadece şiiri değil, bütün edebi sanatları şamildir. Son bölümde yazarın notu olmadan edebi niteliğine sahip olacak bu metnin hakkı yine son notta bizzat kendi yazarı tarafından yenmiş. Bütün bu teknik ve kavramsal gölgelemeye rağmen roman, o dönem üzerine bir izlenim oluşturma açısından okunmaya değer. Elbet de bir “hakikat haberi” olarak değil.

İzlenimsel Açıdan İlk Kıyam Romanı:
Fitne lügatte bir isim olarak “karışıklık” ya da “kargaşa” şeklinde yerini alır. Kelimenin İslam tarihindeki en önemli yeri Hz. Osman’ın şehadetini takip eden hadiseler silsilesidir. Roman konu olarak bu hadiselerden birini “Cemel Vak’asını” ele aldığı için meselenin izlenimsel değerlendirmesini de İslami normlardan bağımsız olarak yapmak mümkün değildir.
Teknik açıdan bir hadisenin hakikatinin edebi açıdan bir roman türü etrafında çıkarılmayacağını ifade ettik. Böyle bir olay etrafında hakikati ortaya çıkarma iddiasında bulunmak, hissi açıdan tarafsızlığı mümkün olunamayan hem de taraflarının hepsi darı bekaya irtihal etmiş bir hadisede yargıçlığa kalkışmak olacağından başlangıçta bu durum Tarih biliminin nedensellik ilkesine bakıldığında meselenin uzmanları tarafından kabul edilemez kanaatindeyiz.

Bu yazı yorumlara kapalı.