"Enter"a basıp içeriğe geçin

İnsanın Her An, Oluş Hali, İnşa Edilişi

Yazının başlığını; İnsanın Sürekli Oluş Hali diye de atabilirdim. Süreklilikte ara ara kopuşlar olduğu ve araya boşluklar girdiğinden, “her anın” bu kopuşları ve boşlukları da ihtiva ettiğini düşünerek başlığı bilinçli olarak “an” üzerinden değerlendirdim.
Hacı Bayram Veli Hazretleri,
Çalabım bir şâr yaratmış, iki cihan âresinde
Bakıcak dîdâr görinür, ol şârın kenâresinde
Diyor.
Genel bir bakışla insanı, daha özelde, tasavvufi bir bakışla ‘’kalbi’’ bir şehire benzetiyor.
Bu gerçekten çok dikkat çekici, dikkat çekici olduğu kadar da anlamlı bir benzetmedir. Çünkü bir medeniyet tasavvurunuz varsa; yaşanılabilir, hayatla iç içe, insanla bütünleşmiş, insana kendini açan şehirler inşa edebilirsiniz. Böyle bir idealiniz yoksa, o zaman insana kendini kapatan, hatta insanı kuşatıp hapseden çok katlı binalar yükseltirsiniz sadece.
Hacı Bayram Veli’nin insanı ya da kalbi bir şehre benzetmesi, onun her daim inşa edilegeldiği (oluş halinde olduğu), doğumundan ölümüne kadar geçen zaman içinde, yapımının (inşasının) her an sürdüğü inancı noktasında önem arz ediyor. Bu insan denen varlık öyle bir şey ki, doğumundan ölümüne sürekli bir oluş, insanı kâmile doğru bir yüceliş içinde olabileceği gibi, aşağıların aşağısına doğru, esfeli safiline doğru da düşebilir. Burada dikkatimizi Asr Suresi’ne verebiliriz.
“Andolsun asra ki,
Muhakkak insan kat’î bir ziyandadır.
Ancak îman edenlerle güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar, bir de birbirine hakkı tavsiye, sabrı tavsiye edenler böyle değil.”
Ayetin de işaret buyurduğu gibi, her zaman negatifliğe meyilli olan insanın doğası tekâmüle, daha iyiye gidişe yani oluşa, olgunlaşmaya, yücelişe de müsaittir.
Sözünü şöyle sürdürür Hacı Bayram Veli:
Nâgihân ol şâra vardım, ol şârı yapılır gördüm
Ben dahî bile yapıldım, tâş u toprak arasında
İnsanın, tasavvuftaki anlamıyla seyri süluğunu, bizim genel bakışımızla; manen ve fikren gelişip olgunlaşmasını, diğer bir anlamla bir kıymet, bir değer, bir cevher halini almasını ve hatta son noktada kulluk bilincine varıp Yaratıcının muhatabı olmasını bu dizeler gibi anlatan metin çok azdır diye düşünüyorum.
Yaklaşım çok nezihtir. O şehri, o kalp şehrini yapılır gördüm diyor. Ve ekliyor, ben dahi dünyanın çeşitli imtihanları içinde bu oluş, yükseliş sürecinden geçtim diyor. Kendisini bu imtihanların dışında görmüyor.
Yetinmeyelim, birkaç dize daha sunalım:
Şâkirtleri taş yonarlar, varıp üstada sunarlar
Çalab’ın adın anarlar, ol taşın her pâresinde.
İnsan, bu yüceliş, olgunlaşma macerasında bir taş ustasının elinde taşın yontulması gibi bir süreci yaşar hep. Önemli olansa, bu süreçte, biz buna yaşanılan an’ lar diyoruz; bu anlarda, ustalarca yapılan her şeyin, atılan her adımın, vurulan her çekiç darbesinin, Hakk’ı ve sabrı tavsiyenin Çalab’ın adına ve Çalab’ın adıyla olmasıdır.
Biliyoruz ki Yaratıcı, “insanı beden ve ruh dediğimiz iki unsurdan meydana getirmiş, bu unsurları akıl, kalp ve nefis dediğimiz ilahi cevherlerle eksiksiz donatmış ve iki cihan olarak sembolleştirilen insan bedeni ve ruhu arasında, maddi ve manevi dünyanın birleştiği yerde, şehir sembolüyle ifadelendirilen kalbi, gönül şehrini yaratmıştır.’’1
Bugünkü dünya üzerinde mevcut sorunları tespit etmek ve tartışmak; bu sorunların kaynaklarını, doğal ve toplumsal düzene etkilerini, çözüm yollarını bulabilmek için Batı ve Doğu düşüncelerinde “insan’’ kavramının nasıl anlaşıldığını bilmenin yararı vardır.2
İnsan ve tabiat arasındaki ilişkiden, ezen ve ezilenlere, sömüren ve sömürülenlere, insani olanla gayri insani olana bakıldığında, “Kutsal (vahiy)’in yitimi, bir başka deyişle Kutsal’ın gökten yere indirilmesiyle varlık âlemi, kademeli olarak materyalist-mekanik bir bakışla algılanmaya başlamıştır. İç duyumları tamamen boşaltılarak her şeyi dış duyumlara ve nesnelere bağlayan bu düşünce sistemleri, insanı kendisine ve evrene yabancı maneviyat ile bağları koparılmış mekanik bir varlık durumuna getirmiş, onun elinden özgürlüğü bütünüyle alınmıştır.’’3
Mekanik bir varlık durumuna gelen, ruhu dikkate alınmayan, ihmal edilen insan yalnızca kuru aklıyla baş başa kalmıştır.
“Ya o yerde niye bir dolaşmadılar ki, kendileri için akıllanmalarına sebep olacak kalpleri ve işitmelerine sebep olacak kulakları olsun; çünkü gerçek şudur ki, gözler körelmez, ancak sinelerdeki kalpler körelir.’’ (Hacc,46)
Pir Sultan Abdal da şöyle der:
Yapusu var usul ile yapulu
Hocası var kapusunda tapulu
Bir şar gördüm üç yüz altmış kapulu
Kimin açıp kimin örtmeye geldim
Gönül şehri inşa olmamış, açılması gereken kapıları açılmamış, kapanması gerekenler de kapatılmamış; aklı selîmden uzak yalnızca kuru aklıyla baş başa kalmış insanın iş yapış tarzı da, kendisine bir tarla olarak verilen dünyayı işleyiş tarzı da yalnızca büyüme, kâr, güç, egemenlik kurma ve hatta yok etme üzerine dönmektedir.
Rönesans hümanizminin derinliklerinde Batılı insanın eşsizliği, rakipsizliği ve yüksek gururu bulunmaktadır. Buna karşılık doğu düşüncesinde insan tipi, kibri ve gururu reddeden, alçak gönüllülük ve Tanrı’ya tam teslimiyet ve kulluk bilincini taşıyan vb. özellikler sergiler. 4
Bu dünyadaki maceramızın sonu olan kişisel bilançomuzun önümüze konacağı hesap günü için Ayet keskin bir ifade kullanır:
“O gün ki, ne mal fayda verir ne oğullar!
Ancak Allah’a selim bir kalb ile varan başka”
(Şuara, 88-89)
Kalb-i Selîm, her an bir oluş, bir inşa ediliş içinde olan insanın varacağı son nokta olsa gerektir.
Şemseddin Sivâsî, gönül şehrini Hak için hazırlarken şöyle söyler:
Sür çıkar ağyarı dilden, tâ tecelli ede Hak
Padişah konmaz saraya, hâne ma’mur olmadan

Dipnotlar:
1- Okudan Rifat, Hacı bayram Veli’nin şiirinde Şehir Metaforu, S. Demirel Ünv. Sosyal Bil. Ens. Dergisi, Yıl 2012 Sayı 16
2- Küçük Sebahattin, Batı ve Doğu Düşünce Sistemlerinde İnsan Anlayışı ve Sömürgeci Zihniyet, Fırat Ünv. Ortadoğu Araştırmaları Dergisi, Yıl 2008, Sayı 2
3- Küçük, a.g.e.
4- Küçük, a.g.e.

Latest posts by Süleyman Çelik (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.