"Enter"a basıp içeriğe geçin

İstanbul

Şubat’ta Boğaz havası poyrazdır,
Tedricen boşluğa düşmek her nedense.
Martıların ilk kaderi,
Balıkçıların ufuktaki son zaferi,
Ağlara takılan hep bir yalnızlık…

İstanbul biraz gariplik, biraz çılgınlık!
Ağlamakla gülmek arası mutluluk dense de.
Geçmiş çağların büyülü havası kat kat efsûn,
Ne dense azdır; İstanbul bu, mütemâdiyen
Üflemekte değişken havasını orta yerine yangının…

Baharı başka, kışı başka, yazı başka!
Sonbahardan geçilirken canhıraş sesler içinde.
Karanlık incelir boydan boya aydınlanır yüzler,
Bir başka sevilir İstanbul, bir başka hüzünler geçidinde
Sever herkes kendi dilince…

Bakmayın şimdilerde İstanbul nasıl kozmik işkence!
Aşkı dal uçlarında ardı sıra patlatan kim ki doyasıya?
Kim ki gecenin koynunda öfkesini yutarak sabahlayan?
Odur sevdalanınca karanlığı karanlığa katarak
Sönmüş yıldızları kırpıp kırpıp çığlık atan…

Ah İstanbul, ah güzel İstanbul!
Göğü delen minarelerin, Altınboynuz’da batık haç
ve dahî Mühr-ü Süleyman.
Millet-i sâdıka kadar olsun göster sonsuz vefânı
İnmesin hiç surlarında Ulubatlı’nın dalgalanan al bayrağı…

Latest posts by Arif Dülger (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.