"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kafkas Kartalı

Erol Olçok"un anısına

Erol u kaybettim.
Kardeş acısını o gece yaşadım.Karanlık bir geceydi,kapkaranlık..
jetler üzerimizden geçerken deprem dehşeti yaşadığımız,ambulansların sirenlerinin birbiriyle yarıştığı polis arabalarının tanklara karşı durduğu endişe,korku,panik içinde tv den neler olup bittiğine dair haberleri izlerken köprü de vatanı için canını kurşunlara siper edenlere dua lar ederken şehit olduğunu öğrendik.
Erol,15 Temmuz akşamı köprüde halka silah doğrultan hain askerlere”yapmayın”derken vurulmuş.
Aklım almadı,kalbim inanmadı.
Meş um gecenin içinden içim titreyerek geçip pembe bir ışığa doğru kayıyordum.Pespembeydi her yer 80 lere kadar uzandım.Televizyonun sesini açmak için ekranın yanına gittiğimiz,çalıkuşu romanını dizi olarak izlediğimizı,evde ki çevirmeli telefonun rehberin üzerinde durduğu yıllar..
Lacivert beyaz forma giyindiğimiz,konserleri televizyondan teybe kaydettiğimiz yıllar,başımızda sevda yelleri esen o yıllar…
Lise çağlarımda gönül verdiğim , yıllar sonra evlendiğim daha sonrada çocuklarımın babası olan şimdilerde “rahmetli” diye andığım kısacası hayat arkadaşımın vasıtasıyla tanımıştım kendisini.İmam hatip li bir gençti.Yeşil bir parka giyerdi.Aynı mahallede oturuyorduk.Hep aynı saatte geçerlerdi rahmetli ile bizim evin önünden.Sabahları aynı otobüse binerdik.Aynı havayı soluyorduk.
Rahmetli nin yazdığı satırları zarfın içinde getirirdi bana.Maviydi zarflar.Gökyüzü gibi umut doluydu.
Kısacası Erol demek geleceğime dair sevinçlerim demekti.Erol demek vuslat demekti.Erol en sevdiğim insanla aramızda köprü idi.Erol u görünce bir tuhaf,mahcup çarpardı kalbim,nede olsa sırdaşımdı.
Evlenirken düğün davetiyemiz Erol a ulaştı mı ?Erol nikahımıza geldi mi hatırlamıyorum.
Bir ara kızımızı ayağımda sallarken rahmetli”Erol da ibb de çalışıyormuş”dedi.
-Aaa dedim,ne iş yapıyormuş?
Reklam şirketi kurduğunu belediyenin reklam işlerini yürüttüğünü Tayyip beyle yakın arkadaş olduğunu o zaman öğrendim.
Seneler sonra rahmetli beni ve iki evladımı bırakarak gidince…
Yunus balığının karnında ,okyanusların derinliklerinde kaldığım grinin tonlarını yaşadığım zamanlarda ,istanbul da bir başıma yaşama tutunmaya çalışırken daha doğrusu tutunacak dal ararken rastladım O na…
Bir gazete de Erol Olçok un seçim kampanyasında ki başarısından söz ediliyordu.Resmine baktım,hiç değişmemişti.Kafkas kartalı gibi heybetli duruyor gözleri yine keskin bakıyor kendinden son derece emin,kutsal bir davanın öncülüğünde toplumun şahsına yüklediği misyona layık olmaya and içmiş vatanı milleti uğruna geliştirdiği projeleri anlatıyordu.
Ajansı aradım.
Sesini duyunca konuşamadım, ağlıyordum.Soru sormadı”yarın hemen gel ” dedi.
Gittim.
Epey bekledim.Hayli kalabalıktı ortam.Görüşmek için sıra bekleyenlerin arasındaydım,yine heyecanlıydım.Kolay mı gençlik yıllarından kalma bir anı ile karşılaşacaktım.unutmak istediğim,düşünmek istemediğim hatıralar dillenecekti.
-Ablacığım gel, dedi.
Saygısından Abla derdi bana.Oysa 3 yaş büyüktü benden.
Kardeşi Erdoğan da odasındaydı.Çorum dan, mahallemizden,mahalle bakkalımızdan ve rahmetli den bahsetmeye başladık.Ben elimde mendil gözlerimi kaçırmaya çabalarken duvarda ki resimlere bakar gibi yapıyordum.Geçmişe olan özlemimi anlatan o şarkı kulaklarımda “ne kadar güzel di o günler,acının kucağında ki düşler”diyordu.
Ayrılırken ev adresini,ev telefonunu eşinin telefonunu ve kendi özel numarasını verdi.”şöyle çoluk çocuk bi toplanalım hatta piknik falan yapalım”dedi.
Ne zaman başım dara düşse gittim yanına.Çok nazik bir insandı.Her defasında kapıya kadar yolcu eder,şöförü ile evime yollardı.
-Gel demişti,ne zaman istersen gel.Otur bahçede, kitabını oku,çay kahve yapsınlar sana, takıl buraya.
Kızımla ve Oğlumla da gittim.Geçmiş yılları yad eder,şakalaşırdık,bazen bir abi gibi nasihat eder bazen de olaylara” lannnn” diye başlayan cümlesiyle kızgın devam ederdi.
Çocuklarını,kardeşi Cevat ı, ve sevgili eşini tanımak da nasip oldu.Oğullarının sünnet düğününde beyaz takım elbisesi ile mutlu halini de gördüm.Çocuklarını anlatırken şefkatli duygusal bir babanın üstelik babasız büyümüş bir babanın ailesine olan bağlılığınıda hissettim.
Çok yoğun bir temposu vardı.Biraderi Erdoğan ın ölümünden sonra sağlığı bozulmuştu.
Eskisi gibi zaman ayıramıyordu benim gibi sıradan ziyaretçilerine.kendisi sıradışı bir insandı.Ya yurt dışında oluyordu veya toplantıdaydı..
Gıyabında dua ediyorduk,hep bizimleydi.Oğlum un ve Kızımın Erol amcasıydı.Erol dayısıydı.Gazetelerde Erol ile ilgili haber çıkınca sevinçle okuyorduk.Başarısını gururla takip ediyorduk ama maalesef kendisini göremiyorduk.
Ah Erol! manevi kardeşim,şimdi Karacaahmet te yeni ve ebedi mekanında,yeşil bir bahçedesin.Bir demet çiçek alıp gelebilirim yanına kolayca.Ne randevu almama gerek var,ne de meşgul eder miyim diye endişeye mahal var.
İnsan nasıl yaşarsa öyle de ölürmüş derler.
Güzel insan, sen çok güzel yaşadın,cömerttin,vefakar fedakardın.Merhametliydin.Değerlerine bağlı yiğit bir delikanlıydın.Keşke son kez görebilseydik seni.Ne çok hakkın emeğin var bizde.
Geleceğim kabrine ve diyeceğim ki “hakkını et kardeşim”

Latest posts by Sevil Tepe (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.