"Enter"a basıp içeriğe geçin

Katılım Ekonomisi Yeni Zihin, Yeni İktisat

İnsanlığın ve dünyanın kötüye doğru gittiği, Hakk’tan uzaklaştığı günümüzde, insanlığa bir ‘söz söyleme’ sorumluluğunun bilincinde olan Temel Hazıroğlu, söylemek istediklerini bir kitapta topladı. ‘Katılım Ekonomisi’ kitabında her şeye rağmen umutlu olmak için bir şansımızın olduğunun altını ısrarla çizdi, bizi yüreklendirdi. Bilindiği üzere Türkiye’de Katılım Bankası kavramını ortaya atan ve kabul ettiren 1999 yılından beri yaptığı çalışmalar ve yazdığı yazılarla Temel Hazıroğlu’dur.
Giderek sekülerleşen dünyada insan, özünden uzaklaştı. Böylesi bir ortamda, Hazıroğlu, en az emek ile maksimum faydayı öngören seküler iktisatın yerine insanlığa olumlu iz bırakan ve çalışmayı ibadet olarak gören bir anlayışın ancak ‘yeni zihin, yeni iktisat’ ile olacağını belirtiyor.
Hazıroğlu, Katılım Ekonomisi’ni beş bölümde incelemiş. İlk bölümde kurumsal çerçevede insan, ahlak, toplum ve dünya; ikinci bölümde modern iktisat anlayışı; üçüncü bölümde İslam iktisat anlayışının nasıl olması gerektiği; dördüncü bölümde katılımın felsefesi ve son olarak beşinci bölümde ise iktisatta yeni bir boyut olarak katılım ekonomisi inceleniyor.
“Hakikat üzerinden insan ve hayata, topluma, eşya ve dünyaya dair ‘insanca bir anlayış ve mana geliştirmek’ gerekmektedir. Bunun bir ayağı insan ve ona bakışımız, bir ayağı toplum ve ona bakışımız, diğer bir ayağı ise eşya, dünya ve onlara bakışımız yani iktisat anlayışımızdır.”
Kitaptan alıntılan bu ifadelerde Temel Hazıroğlu, Müslümanların insana, eşyaya ve dünyaya mânâ verecek bir ekonomi tasavvurunun olması gerektiğini belirtir. “İnsan kaynak mı, değer mi?” sorusuyla insanın değerli bir varlık olduğunu; “İnsan müşteri mi, tüketici mi?” sorusuyla insanın tüketen, harcayan değil müşteri olduğunu söyler. Böylece maddi menfaat peşinde koşan ‘ekonomik insan’ tanımına itiraz eder.
Bilindiği gibi iktisatın herkesçe kabul gören genel tanımı, ‘kıt kaynaklarla insanın sınırsız ihtiyaçlarının giderilmesi’ şeklindedir. Bu bakış açısıyla insanı “faydacı felsefenin esaslarına göre hareket eden, kendinde başka kimsede sorumlu olmayan, maddi hazzın esas olduğunu savunan, bencil ve çıkarcı ve hırsları doğrultusunda ilerleyen bir birey” şeklinde görerek, maddeci bir zihin oluşturan modern iktisat, gayri insani bir iktisat zihniyeti ortaya koymuştur. Bunun altını çizen Hazıroğlu, bu anlayışı şu sözleriyle eleştirir:
“Sınırsız istek ve ihtiyaç normal insanın değil yolunu kaybetmiş azgın ve hazcı insanın, kıt kaynak ise dünyayı mülk gören maddeci insanın tanımıdır. Bu tasavvura, insanı insan yapan niteliklerinden koparan, onu azgın ve sapkın bir tüketiciye çeviren gayri insani anlayışa karşı çıkmalı, ve hemen akabinde bu anlayış yarine meşru dairenin keyfe kâfi olduğunu kabul eden ve ihtiyaçların sınırsız olduğunu reddeden, insanca ve hakça bir anlayış ortaya koymalıdır.”
Hazıroğlu kitabında insan, ahlâk ve katılımın bir bütün olduğunu vurgulayarak, şu önemli tespiti yapar: “insan, ahlâk, toplum, iktisat ve ekonomi arasındaki ilişkiler insan ahlak ve katılım üzerinden ele alınmalı ve ahlâk merkeze konularak her şey buradan inşa edilmelidir… İnsan, hayata katılarak, harekete geçerek anlam ve huzur bulur… İnsan katılımla var olur, hayat bulur, hareket eder. Evet, insan katılım ile kendine gelir, insan olur, insan kalır…”
Yazar, İslam alimlerinden İmam Gazali, İbn Haldun, Said Nursi, Ömer Lütfi Barkan, Sabri Ülgener, Sabahattin Zaim ve Sezai Karakoç’un da konuya ilişkin yaklaşımlarına kitabında yer veriyor.
Kitapta geçen bir diğer konu ise ‘Katılım Bankacılığı’dır. Katılım Ekonomisinin pratiği olan ve dünyada İslam bankacılığı olarak bilen Faizsiz Bankacılık, Türkiye’de otuz yıldır uygulanmaktadır. Hazıroğlu, faiz problemine herhangi bir dinin meselesiymiş gibi bakmanın yanlış olduğunu, aslında bütün insanlığın ortak problemi olduğunu savunur. Faizsiz bankacılığın İslam dünyasında doğmasının nedeni olarak da İslam ülkelerinin faizden rahatsızlıkları ve çözüm arayışlarının diğer kesimlerden daha fazla olmasına bağlar.
Kitabın sonunda katılım ekonomisinin yegane yol olduğunu şu sözleriyle ifade eder: “Katılım ekonomisi insanın kula kulluğunu kaldırmanın, insanın hür ve bağımsızlığını teminat altına almanın insan emeğine hak ettiği değeri vermenin yegane yoludur.”

Bu yazı yorumlara kapalı.