"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kiralık Zaman Menkıbeleri

Kiralık insanlar her vitrinde birşeyler bırakarak geçtiler

Yumuşatıcı bir krem gibi sürerek günleri

Yanaklarındaki en son gamzenin kırılmasında

Avurtları şişene kadar durmadan bağırdılar

Ev sahibi takımın attığı golle yere yığıldılar

 

Cam balkonların önünde kenevir saksıları

Kağıttan evlerin bacalarında kederli dumanlar

Köy desen köy değil kasaba hiç değil

Siyahlar giyinmiş kadınların bohçalarında hüzün

Şehrin atılmış köşesinde iplik gibi eğriliyorken

Çöllerin kumdan künyesi boyunlarında sallanıyordu

 

Bir parça buğday yüzünden cennetten kovulmuştu dedesi

Çıplaklığını örtecek bir dağ arıyordu kendine

Yeryüzü mağarasında kalakalmıştı öylece

Duvarlara vuran gölgeleri seyrederken

Kolundaki kelepçeyi çözecek ışığı bekliyordu

 

Vurulmuş o atın seyriyen bacağında

Kan yerine güneş akıyordu damarlarına göğün

Sonrasız bir ilkbaharın şişesinde atılmış

İlksiz bir cin gibi çıktı lambadan

Gözlerinde son bir atın kişnemesi kalmıştı

Sonra yelesini rüzgarda üç taksitle savurdu

 

Sıfatını yitirmiş isimlerle ismini yitirmiş sıfatlar arasında

Bitmeyen bir med-cezirdi dünya

Sonra merdivenden düştü ağır bir boşluğa

Kulağındaki tüm kemikler kırılmıştı

Kolu artık hiçbirşeyin kokusunu almıyordu

Gözüyle yediği tüm yemekler soğumuştu

Burnuyla baktı göğün yedi kat ötesine

Ayakları eskisi gibi atmıyordu artık

Kalbiyle yürürken jelatinli şehrin meydanına

Aklını unuttuğu yerde aramaya çıkmıştı

Latest posts by Mehmet Baş (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.