"Enter"a basıp içeriğe geçin

NETTAŞ Kimdir? Bağlantılı Şey mi, Bağlantılık Şey mi, Bağlantılayan Şey mi?..

Bağlantılılık üzerine yaptığımız bu soruşturma zeka, fikir, fehm sahibi ve tezekkür eden varlıklardan olarak insanların hepsinin, tarihte herhangi şekilde kaydedildiği görülmedik bir bağlantılılık içinde olmasından dolayı değil. Bağlantılı bir tekcik insanın halinden itibaren insanların hepsinin bağlantılık şeylere bağlantılılığını tetkik etmek zorunluğu içindeyiz. Fikreden, fehmeden, zikreden zeki bir varlığın bütün hemcinslerine şamil şekilde, onları birşeylere bağlayan aletlere, cihazlara, sistemlere bağımlılık derekesinde temasına dair emsaller akla gelebilir elbet.

Kalem, bıçak, binek, pabuç, elbise, gözlük gibi aletler; lamba, soba, musluk, akü/pil, bilgisayar gibi cihazlar; fabrika, çarşı-pazar, liman, seçim, okul, ordu, hastahane, yol gibi sistemler ne kadar çok bağdaşık olduğumuz mecraysalar da bir işimiz-işleyişimiz yüzünden bağım-temas söz konusudur essahta. Beni birşeylere bağlı tutan ve bağlayan sebepler arasında olmasına rağmen hiçbir zaman vesileler dairesine girmemesi gereken vasıtalar zuhur etti son yirmi-otuz yılda fakat.

Şimdicelik, buracalık, durmazcalık, sonuçlucalık; vasıtası da kılgısına katıştırılmış olarak, baskın verir gibi radyoda, televizyonda, internette tezahür etmektedir. Bir tek insanla aranızda olan haberleşme ve dilekleşme vesilelerinizle irtibatlı sebeplerden olan “mektup gailesi” bambaşka bir şey halinde mütemadiyen değişe dönüşe nereye gittiği bellisiz surette bir devinim halindedir. Birkaç insanla aranızda cereyan eden sohbet, kıraat, münazara, müzakere vesilesiyle bağlantılı sebeplerden olan “kahvehane, kıraathane, çayhane, teferrüc-mesire, ziyaret, misafirlik meşveretleri” tek bir şey halinde bambaşka bir kristalizasyona uğramaktadır: Paylaştır(t), yorumlat(tır), beğendir(t). Bütün toplumla aranızdaki etkileşim akrabalık, mekandaşlık, meslektaşlık, komşuluk, hemşehrilik, fikirdaşlık, derttaşlık ve benzeri akranlık ve ayaktaşlık sebeplerinden bambaşka ve tek bir tarafgirliğe, yani “sesi çok çıkana katılıma” yahut “sesi kısılana katılıma” kamplaş(tır)macasına indirgenmiş durumda.

Sihri olmayan söyleşmeler, söylenmeler ve sövmeler milli vicdan / kamuoyu yerine geçebiliyorsa eğer, buna, vasıtaların hem sebep hem vesile hem vasıta kuvvetini kendilerinde toplamaları yol açıyor esasen.

Bir dükkanınız var diyelim. Gündüz zaten içindesiniz. Geceleyin ne akla hizmetse bilinmez, evinize geliyorsunuz. Lakin dükkandan kopmuyorsunuz. Dükkanı gözetlediğiniz bir ekranın başında sabahlıyorsunuz. Siz dükkana mı yani mala-mülke mi, işinize mi neye bağlı birisiniz şu halde? Bence “bağlantılık alete-cihaza-sisteme” bağlantılısınız. Eve varana kadar geçen süre zarfında dükkandan çıktığınız halde dükkan gözünüz önünde hatta, ama gerçekte “bağlantıya bağlı”. Her anınız dükkanın her anıyla hemhal ve tek bir mahal. Siz ve nesneleriniz zamanın “şimdi diliminde”siniz. Orası mı sizde siz mi oradasınız, aranıza hiçbir geniş-dar sınır girmiyor. Siz ve nesneleriniz mekanın “burada” alanındasınız. Mütemadiyen yek vücutsunuz ve olan-biten şeylerin sonuçlarıyla aranızda hiçbir bihaberlik, müdahale edemezlik vaki değil. Husulü muhakkak olan ne şey varsa zaten tasavvur edilmiş bir şeydir sizin için işbu ahval içinde yani. Artık vakit ve vukuat “bağlantılık şeyler menzili içinde” ademiyete, ifnaya garkolmuştur çünkü.

Bu örneğe takılıp da gündüzden geceye, mesai saatlerinden paydos saatlerine, işyerinden sohbet yerine, seyahatten molaya mecra değişmelerini, geçişlerini bir şarttır sanmayınız. Bütün söyleşmeler, şahit oluşlar, beyanlar, ihbarlar, bültenler, tecrübeler hatta aylaklıklar ve meraklanmalar durmuş bir an içinde daima size hazır, nazır, amade olarak kelepçelidir. Sizin yerinize şahit olanlar sayısı kadar çok “zaman okları”nın içerdiklerine şahit olabilmektesiniz: O içeriklere, onların ilk şahit olanlarınca yaratıldığı tazelikle ve canlılıkla, sanki sizin için yaşanmışlarmış gibi müdahil olabilmektesiniz. Ama gerçekte aktif-pasif müdahalenize imkan veren, “o bağlantılık şeye” her an bağlı kalmanızdır. Yani mezkür teşahüdeye azimli olmanızdan daha çok belirleyici olan “bağlantı aracısına itaatiniz”dir. Zira kaçırdığınız bir malumatı edinmek için, “bana birisi anlatabilir mi acaba” diye hiç kimseden talep edemezsiniz: Bağlantılı şeyde hazır ve bağlantılık şeye amade olmak zorundasınız. İzleyebilmek için iz bırakmanız ve izlenmeyi kabul etmeniz zorunludur ve yeterlidir de. İzlerken bıraktığınız iz, diğer izlenmeyi kabul edenlerle müştereğe girdiğiniz aynı alanda (sokakta, salonda, mutfakta, defterde, resimde, kadrajda, rakımda, çukurda, inişte, çıkışta, hızda, şiddette) taklit ederek çoğalttığınız tek hadise ve tek hasıladır.

Tertemiz ve solunabilir nitelikte hava temin eden seyyar/sabit cihazlar var biliyorsunuz. Yükseklik yahut derinlik basıncı altından çıkan insanları, bu türden sabit cihazla donatılmış odalarda nezaret altında tutarlar hani. Bi’l-vesile bu odaya alınan insan ile daima öyle bir odaya mecbur-muhtaç insanın durumlarına kıyasla “halis ve nezih soluma odası” kimin için “bağlantılık şey” hükmündedir, düşünelim. Ya da denize dalan bir dalgıçın cihazı ile akciğeri iptal bir hastanın solunum cihazı her ikisi de aynı şeyler olduğu halde, ne ise o değillerdir; biri kullanımlık şeydir, diğeri bağlantılık çünkü. Bir şey ki, o, sizi bütün insanlara değilse bile enazından sosyetenize taşıyor ama talebinizi, ihtiyacınızı, tercihinizi, tarzınızı, tavrınızı bir tamil takımı organı mesabesinde nesneleştiriyor da. Yani zaman hiç geçmemiş, mekan hiç değişmemiş, mahalden hiç çıkılmamış kalacaksınız dayatmasına riayetiniz yoksa siz de yoksunuz tehdidine bağlanıyorsunuz.

Çayır otlarından birisiniz ve yanınızda bir ot yoksa size su gelmeyecek demektir. Rüzgarın uzağa düşürdüğü bir tohumdan yarılıp çıktınız buraya ama yazık ki kurakta öleceksiniz. Size su aktaracak bir bağlantılığınız yok diğer bir çimen ile çünkü. Şimdicelik, buracalık, durmazcalık, sonuçlucalık vasıtaları bi’l-fiil hem vesile hem sebep hem vasıta büsbütün olarak hayata sokulunca insanların hepsi, her zaman, her mekanda-mahalde-mecrada birer tarikat üyesine benzeyeceklerdir. Bu ahvaldeki insancıkların her biri belki birbirlerinin medyumu mevkiinde olacaklardır, hem de hiç sonlanmayan bir trans içinde. Her biri ayrı bir “bağlantılık şey” keyfiyetini, özelliğini haiz olmak üzere bir müstakil “bağlantılayıcı şey” makamına bağlık insancıklar istilası altındayız bugün. “Bağlantılayıcı şey”in neye benzediğini tarikat ya da üniversite şeyhlerinden/rektörlerinden kestirebilirsiniz.

20 dakika içinde, siz, dünyanın neresinde olursanız olun canınız çeken her ne olsa kapınıza getirtebiliyor musunuz? Evet getirtebiliyorsunuz. Ve bunu başarmak için harcanan para da tedarik edilen şeyin piyasa fiyatı içinde. Bunu başaran siz, ayrıca, dünyadaki herkesi tanıyan ve nüfuzlu birisi bile değilsiniz. Mesela 50 TL’ye hem bir eşya satın alabiliyorsunuz hem kapınıza getirtiyorsunuz hem kim bilir kaç tane gümrük, sigorta, nakliye, güvenlik, depolama, enerji, haberleşme, akreditasyon, ambalaj, ödeme, vekalet, temsil,.. anlaşması da yapmış oluyorsunuz bu alım süresi içinde: 20 dakikada, tek mekan ve mecrada. Bu maharet “bağlanabilirlikle” meydana çıkarılabilecek bir maharet olamaz elbet. Her aktörünün yani bağlantılı’nın “aynı olana bağlantılayıcı şey” altında “bağlantılık şey” kılınması şarttır bunun için.

Kolektivite ile santralite arasından kötü bir yola sapıldı ve bütün insan-oğul henüz değilse yarın, bu gidişle santralizasyona hapsolmak üzeredir. Mutlak mahpusluk için eksik olan birkaç kelepçe enformasyonizm sayesinde vurulagelmektedir. Taşıma suyla değirmen döndürülmez vecizesi çarpıtılmışçasına bir hale boğulmuş insan, ihdasen/suni/mütemadiyen/beşeri olan çevrimler için, dolaplar için hem değirmenler hem tüketmenler olarak peydahlanan nesneye dönüştü. Oysa o vecize uyarınca bir değirmen zaten/tabii/takvime riayeten/hüdai akara kurulagelmekteydi.

“Bütün dünyada, her insan, kendi evinde akan suya müstehaktır” diye tek bir su kaynağından alınan suyun, merkezi bir şebekeden birkaç milyar eve bağlanmasını kimse makul ve makbul gösteremez. Bir gerçeğin ve geçerin, alakalı gereğe inhisar eden kaideleri vardır: yerindelikler ve yeterlikler. Bir tane müdir ve yüzbinlerce, milyonlarca, milyarlarca amade olmaz, olamaz. Bir tane vaiz ve milyonlarca, milyarlarca müstevaz olamaz. Mevzinin mevkileri vardır, mevkilerin de menzilleri… ve menziller arzın emrindedir. Yersiz-yerinde ve yetersiz-yeterli arasındaki teraziyle tayin edilmedi dünyanın, beşerin menzilleri maalesef nicedir.

Su örneğindeki abeslik haber ve ilam için de enerji için de internet için de geçerlidir. Petrol boru hattı, elektrik kablo hattı ne kadar çirkin bir şeydir çirkin olmasına lakin, denizlerden denizlere gemilerle değil borularla kablolarla enerji taşınıyor hâlâ. Bunun sonuçlarından hayır umulabilir mi Allah Aşkı’na!.. Kıtalararası gaz ve elektrik tamil takımı, şebekesi kurulunca kolektivite mi kazandırılmış olunuyor o topraklar üzerinde yaşayanlara acaba? Hayır. Muhakkak, insan, bir bağlantılık şey olarak o hatların işlek ve işler kılınmasına yarayışlı birer aparat zilletindedir.

Bi’de bu insanın üstüne… kulaklarına, gözlerine, dimağlarına, hislerine haber kanalizasyonu döşenmiş. Kamuoyu; o kanalizasyonu dolduran ve idare eden birkaç müdirin “santralize visio-internet” sayesinde güdebildiği, üretebildiği, dönüştürebildiği “bağlantılık şeyler” lağımındakilerin “bağlantılayan şey”i kıyafetine büründürüldü.

Gmail server’ından e-posta kullanmak isteyen kişi ya kendi diğer e-postasına, @gmail.com’daki bir profil sahibinden davet gelmesini bekleyecekti ya da mobil telefon profilinden gmail’e talepname göndermesi gerekiyordu. Daha sonra genel müracaata açılmış formu doldurup hemen bir @gmail profili edinme bedavasına geçildi. Şimdi bu server’dan mektuplaştığınız profillerle ne zaman, hangi e-postalarından, hangi tarihlerde, hangi grup üyesi olarak yazıştığınızın sizin için otomatik işlendiğini görüveriyorsunuz. Private’ten public hospital’e… (güya). İnternet tarayıcısı yazılımınızı ayarladınız ve bilgisayarınıza müdahale etme imtiyazını gmail server’ına vermediniz diyelim. “Kullandırmayız ama o zaman” dayatmasıyla karşılaşırsınız hemen. Yığınlarca mektuplaşmanıza veda edeceksiniz yahut boyun eğeceksiniz. Elbet, tarayıcınızın ayarlarını esnetip gevşetmeseniz bile gerçi, bilgisayarınıza müdahale etmekten aciz değiller gmailgiller. Google’ın tarayıcısını (chrome’u) kullanıyorsanız zaten, üç-dört ayrı server’ın birbirlerine iltimas geçerek bilgisayarınızı istismar ettiklerini bilmiyor bile olabilirsiniz: chrome, google, gmail, youtube, picasa, blogspot…

Enerji santrallerini veya haber santrallerini birbirine bağlayan “bağlantılık şey” haline nasıl getirildiyse insan, (mesela bir elektrik abonesi olarak veya bülten abonesi olarak… ışık, ses, klima, makine kullanıcısı iken ya da haber, tamim, yayın dinleyicisi, okuyucusu, izleyicisi iken) aynı şekilde internet kullanıcısı olarak nettaş iken de serverların “bağlantılık şeyi”dir resmen ve de fiilen. Bu serverlarda getirttiğiniz-gönderdiğiniz her veri ve belge türünden (film, resim,metin, grafik, ses, kod) “digital değerin” ardiyesini de oluşturmaktasınız aynı zamanda. Güya size ait. Ve siz o kadar müktesebatı sanın ki kendiniz için istifliyorsunuz!.. Oysa siz gibi nice şahit zaman oku içeriğini dolduran insan teklerine derletip, taşıttırıyorlar bütün insanlık müktesebatını: “Her yerden ulaşabileceğiniz diskiniz burada”. Hatırladınız mı bu reklam spotunu? Bunların hepsi ücretsiz hem de. Sadece google’da değil, yahoo’da da var bunlar, microsoft’ta da. Hepsi beleş! [Bu arada bir soru: TurkCell hangi akla hizmet hâlâ ücretli servis veriyor ki] Tabi koyunlar, inekler, domuzlar, tavuklar, tavşanlar falan da ücretsiz bakılıyor sanıyorlardır kendilerine, değil mi?

Bu tür sağımcı, yutumcu santralize kolektifler hep oldu. Sigorta – faiz arasında, hıfzıssıhha – aşı kumpanyası arasında, kamusal altyapı – sermaye sendikaları arasında…. ilahiri benzer çift çeneler arasında halk, sağımın devamı adına daima “bağlantılık şey” tuzağında tutuldu. Herkesi aynılaştıran emsaller herhangi şeyler olabilir ve emsallerin arasından bir somut mümessil seçtirmek zaten işten bile değlidir. İşte bir “bağlantılayan şeyin”, insanları bile “bağlantılık şey” haline getirmek için peydahlanıp peydahlanmadığını ve de hem bir “bağlantılayan şeyin” sonradan çirkinleştirilebilinir olup olmadığını… yoksa bağlantılayan şeylerin hepten mi murdar olduğunu soruşturmak zorundayız. Bilmem dikkat çekebildim mi? Fakat nettaş olsun, bağlantılayan şey nettaş olsun isteyen henüz çıkmadı ne yazık ki.

Bu yazı yorumlara kapalı.