"Enter"a basıp içeriğe geçin

Psikolojik ve Psikodinamik Açıdan Şair

İlham Patolojisi

Şiir, kendini anlatmak mıdır? Kendin kim? İnsan, tek başına kendisi değil ki? Kendimiz olmanın ölçütü nedir? Kendimizi bilmenin anlatmak nüfuzu nedir? Neden yazıyoruz? Yazmanın patolojik ajandasını açmak gerekmez mi? Şiirin özündeki ilhamın ölçüsü ve şiir kişisindeki yeri nedir? Sorular ve sorgulayışların psikodinamik merkezinde cevapsızlık can çekişiyor.

Şiir nevrozları doyumu mudur? Nevrotik durumların yansıması mı? Şiir normal hâl mi? Yoksa nevrotik kaçışların evi mi? Denge nedir?

Abdülhak Hamit’te hiperseksüalite (cinsel doyumsuzluk) ve alkolizmin, Tevfik Fikret’te dissosiyatif kimlik bozukluğu, Ahmet Haşim, dismorfik bozukluğu, Neyzen Tevfik, alkolizm, Ümit Yaşar Oğuzcan, intihar (özekıyım, suicide) Cahit Sıtkı Tarancı şizoid ve depresif, Ziya Osman Saba , Nilgün Marmara, vs… birçok şairde görülen psikolojik sorunlar mıdır şiir yazmanın niteliği? Şiirin psikolojik bağı elbette vardır. Fakat yazmanın öncül özelliği üst akıl, üst yürek, üst karakterdir.

Yazmak; okumanın, üretmenin, bilmenin, kendini bulmanın, kendini aşmanın, kendinle zamanın geçirmenin, içsel prizmaların aydınlatış hastalığıdır. Bu hastalığın patolojik sonuçlarını biliyor muyuz? Teşhisler yeterli mi? Kuramlar, teoriler, tarzlar, poetik unsurlar, ekoller tek başına bu hastalığın bilinmesi için yeterli değildir. Yazmanın patolojik sonucu için daha çok kanıta ihtiyaç var. Kaldı ki genetik bağlarla ilgili araştırmalar son zamanlarda yapıldı. Şimdi, artık patolojik sonuçlar için biraz sorgulayış zamanı.

“İnsan, karakterinin% 40 genetik, %60 bireysel ve sosyal çevreye göre şekillenir .”1

Kendimizi anlatmanın ölçütü nedir? Bir insan ne kadar kendisidir? İnsan, karakterinin çoğunluğu bireysel ve toplumsal ortalama değil midir? Temel dinamiklerimizi besleyen günlük aldığımız veriler değil mi? Bu veriler ne kadar ben merkezli? Toplumsal hüzün gibi bizi etkileyen yüzlerce veri yok mudur? Her gün ortalama 60-70 bin düşünceyle karşı karşıyayız. Bu düşüncelerin hangisi “ben” merkezlidir. Kendimiz olmanın ölçütü nedir? Ruh bilimcilere göre günlük ortalama 120 bin veri alıyoruz? Bu verilerin hangisi ben merkezli? Gen, sosyal hayatımızın sosyolojik haritası, yaşamsal dinamizmin psikolojik cephesi, ilim, algı, coğrafya, teknoloji, gibi süreçlerimizi etkileyen, tetikleyen, besleyen, onlarca şey var. Yani, şair sosyolojik bir ortalamanın ürünüdür.

Yazan öznenin özü, ne kadar cümlesine bağlı? Tek başına bir özne mi miyiz? Yazdıklarımızın nöro-biyolojik, nöro-psikolojik tarafını biliyor muyuz? Yazmayı tetikleyen hücreler var? Biyo-nörolojik ve psiko-nörolojik etkileşimlerin yazmayı tetikleyen boyutu var. Bunlar bilimsel tarafı.

Bir de mülhem merkezimiz var.

Şiir, mülhemdir. Rahmanî seziştir. Şiirdeki Rahmanî mülhemin ölçüsü tartışılır.

Su Kasidesi, Bülbül, İstiklal Marşı, Sakarya Türküsü gibi şiirlerdeki mülhemin rahmanî kaynağıyla, bilinçaltı ilhamıyla yazılmış şiirlerin ölçüsünü ayrı değerlendirmeliyiz. İlhamın boyutları hakkında patolojik sonuçlar söylemek lazım. İlhamın patolojik haritasını çizmek gerekmez mi?

Rahmanî İlham

“Nefse ve onu en güzel bir biçimde şekillendirip fücur ve takvasını ilham edene yemin ederim ki, nefsini arındıran muhakkak kurtulmuştur. Onu kirleten de, hüsrana uğramıştır” buyurur. (Şems, 91/8-10)”

Rahmanî ilhamı açıklayan ayetin derinlikleri, bizi patolojik bir sonuca götürecektir. Sonsuz ilmin şifreleri bu hastalığımızın kesin sonuçları hakkında fikir verecektir. Tezimizin şifresindeki derin bağlar vahiy kaynaklı olunca rahmanî  mülhemin varlığına itirazımız azalıyor. Mülhem keşşaflarının sufliyat meyilleri bizi ülviyâtın derinliklerine götürür.

Mülhemin biyo-psikolojik atlasına baktığımızda hassas çizgiler görüyoruz. Mülhemin zekâ, dehâ, biyolojik bağlarla ilişkisini irdelemeliyiz. İlham, sezişleri tetikleyen nöro-psikolojik denge nedir? Neden ilham gelir? İlhamı tetikleyen hücresel bağı irdelemeliyiz. İnsan, durup dururken şiir yazar mı? Ya da şiirin kendisi Yaradan’ın sıfatlarından biri midir?

Üretmek, yaratmak, olmayanı çağrıştırmak, manalar denizine kelime armonisiyle gitmek normal midir?

“Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim

Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam

Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş

Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam”

Nesimî

Bu ve buna benzer yüzlerce şairin şiirlerindeki dil, mana, söz, algı derinliğini nasıl açıklayabiliriz ki? Yazma zekâsı mı? Dehâ mı? Şiirsel seziş mi? Yazma gücünün sınırı nereden geliyor? Sadece, zekâ ve edebi birikim yeter mi? Yetiyorsa neden herkes böyle şiirler yazmıyor? Üst şiir yazmanın sırrı ve sınırı nedir? Evet, cevabı ağlatan sorularımız için derin bağlara gitmeliyiz.

Nesimî, Fuzulî, Mevlana, Yunus Emre, Niyazi Misrî vb gibi şairlerimizin şiirlerindeki mülhem normal mi? Mülhemin, bilinçaltının derin yapısı gözükür. Onların sezişlerindeki deha, zekâ, sanatsal gerçeklikle açıklanabilir mi? Bu yüzden Rahmanî ilhamın patolojik laboratuarına gitmeliyiz.

“Nefse ve onu en güzel bir biçimde şekillendirip fücur ve takvasını ilham edene yemin ederim ki, nefsini arındıran muhakkak kurtulmuştur. Onu kirleten de, hüsrana uğramıştır” buyurur. (Şems, 91/8-10)”

Surenin başında “güneş ve aya, gündüz ve geceye, sema ve arza” yemin edilmesi, insanın fücur ve takvadaki haline bir işaret gibidir. Yani, insan nefsi ya güneş gibi nuranî veya ay gibi zulmanîdir. Ya gündüz gibi aydınlık veya gece gibi karanlıktır. Ya sema gibi ulvî veya arz gibi süflîdir. İnsanı bu şekilde yükselten veya alçaltan, nuranî veya zulmanî yapan, fiillerine temel teşkil eden ilhamlardır. Çünkü insan nefsi, hem hayırlı ilhamlara, hem de şerli ilhamlara bir alıcı durumundadır. Allah’ın ve meleğin ilhamına muhatâb olduğu gibi, şeytanî bir ilham olan vesveselere de muhatâb olmaktadır. Allah’ın nefse fücur ve takvayı ilham etmesi ise, hayır ve şerri ona bildirmesi anlamındadır.”2

Nefsin girdabında her şair var. Ancak, nefsin sahibiyle şair arasındaki mistik bağın derinliği kader ile hassas ruhun şifresindedir. Bu ilham şeytani de olabilir. Rahmani mülhem sırlıdır. Bir amacı vardır. Vahiy gibi bir amacı var. Melekler aracılığıyla getirilmiş somut ve değişmezdir. Mülhem için aynı şeyleri söyleyemeyiz. Kaynağı yok. Seziştir. Bu sezişin Rahmani yönü sırlıdır. Bu sır derecelidir. Şaire, topluma, olaylara göre değişir. İstiklal Marşı,Bülbül gibi şiirler, dönemler, olaylar, etkileyişlerin sosyolojik haritasında ortaya çıkar.Ama Rahmani ilhamdaki sır ,ilahi temastır.Vahiyler ilahi mesajlardı.Melekler kanalıyla peygamberlere, oradan tüm topluma iletilirdi.Vahyinden sonra Rahmani mülhem, bu ilahî mesaj görevine aday diyebilir.Bu sezişlerin derinliği, yüceliği, bizi bu düşünceye götürüyor.

“İnsanoğlunda bir lümme-i şeytâniyye bir de lümme-i melekiyye vardır. Lümme-i şeytâniyyeden hakkın yalanlanması ve kötülüklerin yapılması; lümme-i melekiyyeden de hak ve hakikatin tasdik edilmesi ve güzel işlerin yapılması yolunda telkinler yapılır. Buna göre içinden hayır işlerine dair telkinler alan kimse, bunun Allah tarafından olduğunu bilsin ve O’na Hamd etsin. Kötülük telkinini alan kimse de kovulmuş şeytandan Allah’a sığınsın.” buyurmuş ve ardından “Şeytan size fakirliği vaat eder ve hayâsızlığı emreder.” (Bakara, 2/268) mealindeki âyeti okumuştur.” 3

“Mü’minin ferasetinden çekinin, çünkü o, Allah’ın nuru ile bakar, görür.”4

“Rûhu’l-Kudus benim kalbime şunu üfledi: Hiç bir nefis rızkını tamamlamadan ölmez. O halde dikkat edin, Allah’tan korkun ve rızık arama hususunda güzel davranın.”5

Böyle ani gelen bir ilham, beklenmedik ruhî, coşkun bir istila gibidir. Bundan dolayı da, kalbî hassasiyet ve aklî titizlik daima onu almaya hazır olmalıdır. Yoksa “Nurlar senin üzerine gelirler ve kalbini kainat içindeki eserlerin suretleriyle dopdolu görünce geldiği gibi giderler. Kalbini ağyarın suretlerinden boşalt ki, maarif ve esrar ile doldurasın.”6

“Kişi, firaset, ilham gibi gizli ruhî idrak vasıtalarıyla bir bilgiye ulaşabilir. Bu, çoğu kere ruha bazı levhaların açılması şeklinde olur. Bunun kesinliği, ancak vukûundan sonra anlaşılır. Böyle bir ilham, bazı keskin gözlü kimselerin başkalarının görmediği çok uzak mesafeyi görmeleri gibi bir haldir.7

“İlham, bütün insanların kendisiyle ilim elde ettiği ve başkasını bağlayıcı bir sebep değildir” manasını murad etmiştir. Yoksa şüphesiz ilham yoluyla her hâl ü karda bir ilim elde edilmektedir.”8

“Şiirde hikmet vardır”9

“Allah’ın sır hazinesi arş’ın altındadır ve anahtarı şairlerin dilindedir.”10

Yukarıda ilhamın mutlak kaynaklarını açıklayan ayetler, hadisler var. Bunları destekleyen alim ve bilginlerin açıklamaları, rahmanî ilhamın patolojisini güzel sermiş oldu. Burada ilhamla vahyin arasındaki ince detaya kaçırmamak lazım. İlham, her zaman rahmanî olmayabilir. Keza, vahiy, her zaman rahmanidir. Vahiy, melek vasıtasıyla gelmiştir. Melekte hata ihtimali yoktur ve her zaman mutlaktır. Allah’ın bazı kullarına verdiği ilahi mesaj ve hissediştir ilham. Dahası, vahiy Kur’an-Kerim’le son bulunca, vahiy gibi ilahi teması sağlayan ruhlar buluşması mülhemle sağlanmış oldu. İlahi temas ya da mesajın tezahürüdür Rahmanî  ilham.Bunun  yanında rüyalar, sanatın, şiirin  ayrı besleniş merkezidir.Rüya ile yazmanın sırları,sınırları ayrı bir yazı konusu.

Gayb, derece derecedir. İlham da derece derecedir. Rahmanî ilhamın derecesi sadık kulun ihlâs ve kader coğrafyasına göre şekillenir. Hassas ruhlu sanatkârların mazhar olduğu bu Rahmani ilhamın derecesi, çağa, kişiye, olaya, göre değişir.

Bu sezilmeyeni sezmek dimağı farklıdır, derecesi ve mizanı özeldir. Hassas ruhlu sanatkârların içindeki çözümleri sezişledir. Bu da herkeste olmaz. Yani, Yaradan’ın kulağına fısıldadığı bu sezişlerin derecesi, kişiye göre değişir. Hatta olaya göre değişir. Bu değişim biraz da biyo-psikolojik bağla, nöro-biyolojik denge arasındadır. Bu Rahmanî  ilhamın deha sınırını ayrı düşlemek lazım. Rahmani ilham bir deha değildir. Üst bir zekâ, üst sezişlerin ortalamasıdır. Keza, dahilik de mülhem keşşaflık var. Fakat, dehanın sınırında akıl, gözlem gücü,anlamsal kavrayış da var. Dahiliğin ölçütünde, zeka, mülhemle beraber çok unsur var. Ama Rahmani ilham üst bir sezişle, üst aklın ortak dimağı söz konusudur.

Kelimelerin armonisinden, çağrışımlı manalara, dilsel örgüyle, poetik bina yapan şairin mülhem keşşaflığı burada derinliğini bulur. Rahmani mülheme sahip hassas ruhlu şairlerin poetik metinlerindeki hissiyat haritasında farklı olgular var. Orada, üst sezginin şehirleri var. Orada,ben ötesinin dil, ses,kelime, mana,çağrışım dimağı var.Bu dimağı tümleyen üst seziştir.Yani rahmanî mülhemdir.

Kevnî sırlar, ilâhî sırlar arasındaki denge; şair ile Allah arasındaki kader bağına bağlıdır. Ve Rahmani ilhama mazhar mülhem keşşafların özelliğini olaylar, zamanlar, ihtiyaçlar, hatta duruş ve duruşmalar verir.Ve bu mülhemin derecesi tamamen kaderidir. Her şairin ilham derecesi farklıdır. Bilinçaltı ilhamıyla mülhem keşşafların ilhamı farklıdır. Rahmanî ilhamın üst sezişleriyle olmuş derin manalar, üst dil oyunları, üst kelime armonisi, üst poetik ortalaması da farklıdır. Türk şiirinde birkaç örnekle mülhem şiirlerindeki rahmani ilhamla ile bilinçaltı ilhamın farklılığını görmemizi sağlar.

Su Kasidesi

“Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr

Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam

Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su”

Fuzulî

Bülbül

“Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;

Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?

O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;

Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,”

Mehmet Akif

Sakarya Türküsü

“Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!”

Necip Fazıl Kısakürek

Yukarıdaki şiirlerin mülhem derinliğindeki rahmani seziş ortadır. Buna benzer metinlerin rahmani mülhemle yazılmışlığı tartışılır mı ki? Diğer yandan, bilinçaltındaki yadsımaların şiir kişisinden önce şairin ilhamında şekillendiğini görürüz. Bilinçaltı ilhamında şairin yaşadıklarıdır. Yaşadıklarının ortalama verileri bilinçaltında birikir. Orada yadsılar, yazmayı tetikleyen anlar nöron-psikolojik yapıyı harekete geçirir.

Üvercinka

“Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü

Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse

değerlendiremez

Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek

İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar

Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar

Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar

kurşuna diziyorlar

Bütün kara parçalarında

Afrika dahil “

Cemal Süreya

Erotizma

“Kulağımın tozunda bir ağustosböceği Aşk

-Erkekler giyinmek için giyinir

Kadınlar da soyunmak için-

Öyleyse kadınların arzuları üzre

Ben bütün kadınları anadan doğma

görüyorum…”

Can Yücel

Çoğalmak

Bütün çıplaksın – omuzların

Birbirine içiçe iki saat rakkası

Gelecekte kumandalı – dönüyor

Güneşi alıyor – alıyor gövden

Karanlık eşyada bulup

Ürkünce parlayıp koşan hayvanda bularak

Çocuklarımızlaysa – seçerek beni

İçinin çağırması bir kır hayvanı düzlüğüyle

Bedensel – seçerek ve buyruk üzerine

İçine alışın doyuruşun

O erkek giysilerine giydirişin

Cahit Zarifoğlu

Yukarıdaki örnekler bilinçaltı ilhamın en güzel örnekleridir. Bilinçaltı ve şiir ayrı bir konu. Burada bilinçaltı ilhamı üstünde duralım. Seküler dünyanın hatta İslamcı şairlerin çoğunda bilinçaltı ilhamı var. Bilinçaltı ilhamını biraz açmak gerekir. Şiir kişisiyle, şair arasındaki teorik bağı çözümlemek için şairin, gen, bilinç, bilinçaltı ve diğer besleniş kanalları hakkında psiko-sosyal analizler yapmak gerekir. Şimdi, bu şiirlere rahmani ilham diyebilir miyiz? Sosyal demokrat, solcu, laik şairlerin hepsinde bilinçaltı ilhamı var. Bilinçaltı ilhamı her camianın şiirinde ağırlıklı görülür.Bir başka ifadeyle, günlük aldığımız 120 bin sosyal verinin %80’ni bilinçaltımızda birikir. Günlük 60 bin düşüncemizin ortak bağı bilinç ile bilinçaltı arasında kendine yer bulur. Seküler şairlerin şiirlerindeki cinsellik, kadın, içki, tesadüf değildir. Herkes yaşadığı çağın ve sosyal çevrenin karakter ortalamasıdır. Burada sosyal patoloji önem kazanır. Devirler, gen, sosyal bilinç, sosyal ekoloji, beyni, kalbi, mideyi besleyen temel dinamikler şairin yazma atlasını oluşturur.

– Bilinçaltında birikenler yadsımalarla şiirsel sancıyla poetik bir yolculuğa başlar. Bilinçaltı her şairin yazma deposudur. Lakin bu depoyu, şairin besleniş verileri belirler.

Medreselerde eğitim görmüş, her ilime hakim, sonra Osmanlının muhteşem kültürüyle donatılmış, bilinç ve bilinçaltını besleyen tüm verileri manevi, ilmi, sosyal olan Fuzulî ile 2.Dünya savaşı, kendini bulmaya çalışan bir ülke ile, kendinden uzak, kendisiyle iç savaşlar sürdüren, içki, aşk, kadın gibi seküler hayatın kucağında çıkmayan Cemal Süreya’nın bilinç ve bilinçaltı dünyası arasındaki uçurumlar hem şiirlerinde, hem temalarında, hem şiirsel yeterlilikte açıkça belli değil midir? Erotizm, kadın, şarap ya da normal lirizm üreten Cemal Süreya ile Fuzulî’nin şiirlerindeki ilham ve bilinçaltının sosyal patolojisi bize diğer şairlerin de sonuçlarını vermiyor mu?

Burada iki şairi örneklerken bilinçaltı, bilinçaltı ilhamı ile Rahmanî ilhamın farklılığını sergilemiş oldum. İlham vardır, şiirsel mülhemin patolojisi üstünde durunca yüzlerce ilham kaynağı ve çeşidi ortaya çıktığını görüyoruz. İlham ve kuramsal yapı üstünde ayrı bir yazı yazmak gerekir. Keza, kuramcılar ve algı mühendislerin ilhama yönelik söylemleri sadece bir ışık olabilir.

İlham anlık değildir. Bilinç ve bilinçaltında uzun süre bekleyen verilerin şekillenmesi, yadsılı bir olayla gün yüzüne çıkması sürecidir.

Ya da hüzün atlası renkli bir dünya içinde olmak. Joseph Murphy dediği gibi: “Bilinçaltınıza yalnızca sizi her açıdan iyileştirecek, koruyacak, yükseltecek ve size ilham verecek telkinler göndermeye dikkat etmelisiniz. Unutmayın, bilinçaltınız esprileri anlamaz. Sadece sözünüzü dinler.” İlhamlarımızın kevnî sırrı, yaşam dinamiklerimize bağlıdır. Deneyimlerimiz, beslenişlerimiz, sosyal bağımız, dahası günlük olarak aldığımız verilerin rengi belirler.

“Bize, bir şeye başlamak için ilham gelmesi gerektiği söylenmemeli. Eylem her zaman ilham üretir. İlham, nadiren eylem üretir.” Frank Tibolt

Bakış açıları, sözler, kuramlar, poetika, sanatsal gerçekliğin hastalığı olan ilham ile ilgi ciddi sorunlarımız vardı. Bu hastalığın patolojik sonuçlarını biraz açıklamaya çalıştım.

DİPNOTLAR

1- Gen Çeviktir, Matt Rıdley, Boğaziçi Üniversitesi Vakfı Yayınları, 2009.

2- Sorularla İslamiyet, Şadi Eren (Prof.Dr.)

3- Tirmîzî, Tefsir, 3.

4- Tirmîzî, Tefsir, 16.

5- Râğıb, 748.

6- İskenderanî, s. 130.

7- Abduh, VII/422-423.

8- Taftezanî, s.13-14.

9- Übey İbnu Ka’b -2278.

10- Übey İbnu Ka’b -2278.

Bu yazı yorumlara kapalı.