"Enter"a basıp içeriğe geçin

Şehri Selam; QUDS

Yahudiler Kudüs’ü Yeruşalim, Hristiyanlar Jarusselam, Müslümanlar ise Darü’s- Selam “Esenlik yurdu’’ olarak adlandırmışlar. Tarihe bakıldığında ne yazık ki- adının anlamı ile uyuşmayacak şekilde – çok az esenlik zamanları olmuş. Belki de kesin bir esenliğe ulaşılsın diye yapılmış bu adlandırma. Defalarca işgal ve saldırı yaşamış bu şehir, paylaşılamamış. Barış, esenlik sadece Müslümanların bu kutlu şehirde hükümlerinin geçtiği dönemlerde sağlanabilmiş. Herkesin hakkının korunduğu devirleri az da olsa görmüş Kudüs-ü Şerif. Bu genel girişten sonra bu güzelliği izlemeyi sürdürüyoruz.

Kudüs’ün kapıları;
Golden Gate-Altın Kapı: Bu kapı “Zeytin dağı” na bakmaktadır. Yahudilere göre burası “Mesih” in Kudüs şehrine gireceği kapıdır, ama kapalıdır. Çünkü: kapı, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle, örülerek kapatılmıştır. Mesih gelirse, bu kapının mucizevi şekilde açılması bekleniyor. Kapıyı: Zeytin dağı üzerinde çeşitli yerlerden görebilirsiniz.
Yafa Kapısı: Burası en fazla tanınan ve kullanılan kapıdır. Yafa limanı yönünde, batıya açılmaktadır.
Kânûnî Sultan Süleyman tarafından Kudüs’ün Yafa Kapısı girişine yazdırılan “La ilahe illallah İbrahim halilullah” kitabesi, tam da Kudüs için önemli bir ipucu vermektedir.
Yeni Kapı: Kuzeyde, Hıristiyan mahallesine girişi sağlayan kapıdır.
Şam Kapısı: Müslüman mahallesine girişi sağlayan kapıdır. Burada bulunan Osmanlı dönemi kapısının altından, Roma dönemine ait önemli bir kapı kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Filistin bölgesine geçmek isteyenler de, bu kapıyı kullanıyorlar.
Herod Kapısı: Kuzeydedir. Kapı cephesi üzerinde çiçek motifleri bulunması nedeniyle bu ismi almıştır.
Aslanlı Kapı: Aslan kabartmalarıyla süslü olduğu için bu isimle anılmaktadır. Ayrıca Saint-Etienne kapısı olarak da bilinir. Bu kapı doğuda “Eriha” bölgesine açılmaktadır.
Detritus Kapısı: Güneyde, Ağlama duvarına en yakın kapıdır.
Sion-Davut Kapısı: Sion tepesinde, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan kapıdır. Güneyde, El Halil yönüne açılmaktadır.
Çöp Kapısı: Şehrin çöplerinin çıkarıldığı kapıdır.
Zeytin Dağı, Zeytin Dağı
Mescidi Aksa’nın tam karşısına düşen tepedir. Ya da mescid-i Aksa’nın en iyi görüldüğü yerdir desem daha iyi bir tarif yapmış olurum. Kudüs ve çevresi ile olduğu kadar zeytin dağı için de aynı oranda anlatı ve efsane dinlemek, okumak işten bile değil. Zeytin ağaçlarının çokluğu dolayısıyla bu isimle adlandırılmış olmalı. Ama tabi şimdi artık zeytin ağacı değil orada da bina dolu. Bir de Yahudilerce pek kutsal sayılan–ilk ve en erken – dikkatli yazmalı yanlış yazmamayım burada ‘cennete’evet doğru yazmışım gidecek en kısa yol burası olsa gerek ki dünyanın en pahalı gömütlüğü burada.
Kudüs’ün gerek fethi, gerekse işgali hep bu tepeden gelen ordular tarafından yapılmış. Beton ve mermer işgalini saymazsak tabi ki, diğerleri hepsine baskın çıkmış durumda şimdi.
‘’Evet, burasıdır’’ ve Kur’an işte buradan bahsediyor demek o kadar kolay olmasa gerek. Yer ve tarih, adres ve zaman vermiyor ki kutsal kitaplar. Olaylar anlatılır ama tarih ve yer adları verilmez onun için bizim şu dağdır, burasıdır dememiz pek isabet kaydeden bir durum oluşturmaz. Anlatılar ve yer belirlemeler birebir eşleştirmeler doğru olmayabilir.
Yaşanmış olaylar, kutlu tarihi geçmiş için eyvallah tabii ki de buradan Mescidi Aksa’yı seyretmek bambaşka bir güzellik ve muhteşem bir görüntü. İnsan burası dışında her şeyi ama her şeyi unutuveriyor – geçici de olsa- çünkü dünü, El Halil’i nasıl unuturum bilmiyorum. Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin unutmak gerçekten zor.

Mary Magdalene Kilisesi
Zeytin dağı üzerindedir. Altın kaplama kubbeleriyle ilgi ve dikkat çekmekte. Kilise, Annesi Maria Aleksandrovna anısına, Rus çarı II. Alexander tarafından, 1895 yılında yaptırılmıştır.
Burası daha çok Rus tarihini yansıtır. Koruyucu aziz “Mary Magdalena” için seçilmiştir. Kilisenin tepesindeki 7 muhteşem altın kaplama soğan kubbe: Moskova şehrinde bulunan, 6’ncı yüzyıl kilise tarzına benzemektedir. Bu altın kaplama soğan kubbeleri nedeniyle, kilise, Kudüs şehrinin en iyi bilinen kilisesidir.
Kilisenin “Golden Gate” denilen giriş kısmındaki çiçek bahçeleri ve servi ve zeytin ağaçları, ziyaretçilere muhteşem bir güzellik sunmaktadır.

Mary Mezarı
Zeytin dağının eteklerinde, Kidron vadisinde Hz. İsa’nın annesi Meryem’in mezarı bulunmaktadır. Bu mezarın bulunduğu kilise, Kudüs şehrinin en önemli kiliselerinden birisidir.
Söylenenlere göre: 1500 yıl önce, burada ilk ev inşa edilmiştir. Haçlılar tarafından tahrip edilen kilisenin yerinde, yalnızca küçük bir kubbe mezar kalmıştır. Ama 1130 yılında, yeniden kilise inşa edilmiştir. Yapının sivri gotik kemerleri bulunan iç bölümü inanılmaz güzeldir. Ancak, Kidron çayı, sık sık burada sel felaketine neden olmuştur.
Evet, içerinin dekoru gerçekten inanılmaz otantik, titrek kandil ışıkları, kilisenin içinde gizemli bir hava yaratıyor. Doğulu Hıristiyan topluluklar, burayı özellikle ziyaret ediyorlar.

Burak duvarı
Ağlama duvarı ya da Süleyman Mabedinin istinat duvarı. Kutsal mekan, Peygamberimizin Mirac’a çıkışının burası veya çevresi ile bağlantılı olmuş olma ihtimali bile yeterdi bizim buraya kutsiyet atfetmemiz için. Bugün ” Burak Mescidi” olarak bilinen mescidin batı duvarı, bu duvardır. Burak duvarının bulunduğu mekân, Selahaddin Eyyubi tarafından tamir ettirilmiş ve vakfedilmiştir. Böylece Mescidi Aksa hareminin bir parçasıdır. Bu duvarın ait olduğu Süleyman Mabedi (Beytü’lMakdis), Hz. Süleyman tarafından inşa edilmişti. Duvarın uzunluğu yaklaşık 485 metredir. Yüksekliği 18 metredir
Ağlama duvarı olarak bilinen duvar aslında Süleyman mabedinin istinat duvarıdır.
Kıyamet Kilisesi
Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinden üç gün sonra naşını alıp bugünkü Kıyamet Kilisesi’nin bulunduğu yere getirilir ve buraya defnedilir. Defnettikleri gecenin sabahında mezarın açıldığına ve Hz. İsa’nın göğe yükseldiğine ve kıyamete yakın bir zamanda tekrar buraya geleceğine inanırlar. Bizans imparatoru Konstantin’in annesi Helena, 335 tarihinde bu kiliseyi yaptırır. İranlılar Kudüs’ü işgal edince diğerleri ile birlikte bu kiliseyi de yakıp yıkarlar. Daha sonra Rahip Modistos, 636 yılında Kıyamet Kilise’sini yeniden yaptırır. Bu kilise, dünyanın en muhteşem, en güzel ve o zamana kadar en büyük ve bugün Hıristiyanlık âleminin en kutsal kilisesi olarak bilinir. Altın mozaiklerle bezeli ki biri Hz. İsa’nın mezarı üzerine yapılmış büyük, diğeri küçük olmak üzere iki kubbeden oluşmakta. Hz. İsa’nın, doğumundan önce başlayarak hayat safhaları tasvir edilmiştir. Girişte kapının karşısındaki büyük mermer taş, Hz. İsa’nın mezarının olduğu yeri simgeler. İçeride solda ise kilisenin ihtişamlı bol süslemeli muazzam absiti vardır. Hıristiyan mezhepleri arasındaki ihtilaflardan dolayı kilisenin anahtarının muhafazası ve her gün açılıp kapatılma işini iki Müslüman aile yürütmekte o günden bugüne.

El Halil
Kudüs gezimizin üçüncü gününde El Halil Şehrine gideceğiz. 80 km. lik bir mesafede. Kahvaltı sonrası yola çıkıyoruz. Yol boyu yerleşim yerlerinden geçiyoruz. Hangi yerleşim yerinin Yahudi hangisinin Müslüman olduğunu anlamak hiç zor değilmiş meğer. Birbirine taban tabana zıt iki ayrı durum; birisi mamur, düzgün, tertemiz gözüküyor diğeri yıkık dökük ve harap. Ayrıca Müslümanların yaşadığı kasaba ve şehirlerin etrafının nasıl olduğunu duyuyor, biliyorduk resmini görüyorduk ama ah ki görmek bambaşka tam bir UTANÇ…tel örgüler, beton duvarlar…
Bir ara not: Birinci bölümde bir seyir edip geçtik gibi ama durup diyeceklerimiz var elbet… Öyle ki kelimeler, cümleler inanın insanın boğazına, boğazına hücum ediyor. İsrail işgali altındaki Filistin…
Burası El Halil, kadim bir şehir. Şu anda Müslüman nüfus çoğunlukta imiş AMA – buraya büyük, kocaman bir ama lâzımdı – tam da insanın kanını donduran bir manzara, resmen ve fiilen koca bir şehir abluka altında, inanılması zor hatta imkânsız denebilecek bir durum. Müslümanların büyük önem verdiği eserlerden biri olan El Halil Camii de şehirle beraber ne yazık ki, ne acı ki İsrail’in kontrolü altında. Rehberimiz gitmeden önce uyarmıştı. Ne ki bilgi capcanlı olarak şimdi önümüzde ve GÖRMEK bambaşka… İnsanın kanını gerçekten de donduracak denli dehşet bir manzara. Şehrin de Caminin de girişine ayrı ayrı noktalara demirden dönen kafes gibi bir mekanizma koymuşlar. Her seferinde tek kişi içine giriyor, içindeki mekanizmayı döndürerek geçiş yapıyor. Turnike sistemi. Eğer askerler mekanizmayı durdurursa içeride kalmak kolay bir iş. Bunu yapar bir de yüzünüze gülerlerse ki yapmadıkları şeylerden değilmiş. İnsanın onuru ile oynuyorlar. Dışarısı bu, ya içerisi, oradaki durum daha da içler acısı. Camiyi ikiye bölmüşler. Bir kısmını sinagog yapmışlar. Hz. Yakub (as), onun eşi Leya (ra) ve Hz. Yusuf’un (as) kabri Yahudilere ait olan kısımda kalmış. Sadece bayramlarda ve kandillerde aralardaki kapılar açılıp ziyaret serbest bırakılıyormuş o da canları isterse. Bu kabirleri göremedik tabii ki.. Hz. İshak (as) ile eşi Refika (ra) caminin içinde kalmış. Hz. İbrahim ve Hz. Sare’nin (ra) kabri ortak alanda yer alıyor. İsrail’in bu Camiyi bölme ve sinagoga çevirme planını, 1994 yılının 25 Şubat’ında bir sabah namaz vakti eli silahlı bir cani içeri girip namazdaki Müslümanların üzerine kurşun yağdırmasından sonra İsrail askerlerinin de desteklediği bu korkunç katliamın sonucu 67 Müslüman şehit, 300 e yakın Müslüman yaralandıktan sonra yürürlüğe koymuş. Bu tür kararlar için hazırlanan bir çalışma (!) gibi sanki başka örneklerini bildiğimiz gibi ve hatta gibisi fazlayı da eklemek isterim. Kurşun izleri hala caminin duvarlarında görülebiliyor. Kendinin dışında kutsala saygısı olmayan İsrail askerleri, bir Müslüman mabedi içinde, kendileri için de kutsal olan Peygamberlerin huzurunda, üstelik Ramazan ayında ve namaz esnasında böyle bir vahşetin gerçekleştirilmesine bir nevi göz yummuşlar. Olay tarihin karanlık sayfalarında unutulup gidecek denli küçük bir şey değil. Kaldı ki mevcut durum zaten bunun bir sonucu olarak gidenlerin gözleri önünde duruyor.Camide en çok dikkati çeken ve daha önce de bahsettiğim Mescid-i Aksa Cuma mescidi, ya da kıble Camii olarak adlandırılan camininiçindeki minberin hikâyesinden daha önce bahsetmiştik. Nureddin Zengi tarafından Kudüs’ün fethinden çok önce hazırlatılmış üç minberden biri olan minber ki görülmeye değer. Kündekari tekniği ile çivi ve yapıştırıcı kullanılmadan tamamen ahşap malzemelerin birbirine geçmesiyle yapımının 20 yıl sürdüğü söylenen eser. Nureddin Zengi Kudüs’ün fethini göremeden vefat edince onun yetiştirdiği Selahaddin Eyyubi yarım kalan hayali gerçekleştiriliyor ve minber olması gereken yere yerleştiriliyor. Yüzyıllar boyu minber hiç bozulmadan Mescid-i Aksa içindeki yerinde kalıyor. Şimdi oradakinin yerinde yeller esse de. Bunların ki de aynı akıbete uğrayabilir.
Ve son söz; şafak sökecek, sabah olacak elbet. Umut ve sabır bitmezdi, bitmemeli de zaten. Yoksa hayat biterdi, biter de.

Latest posts by Necmeddin Atlıhan (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.