"Enter"a basıp içeriğe geçin

Sesi Kuş Edip Kâlbe Şiir Uçuran Adam: Vahap Akbaş

15 Kasım 2014’te, kadîm dostum, gayretkeş insan Dr. Cengiz Kalkan Bey, beklenen haberi verdiğinde üzüldüm doğrusu. Bir güzel insanı daha bu dünyada kaybettik. Yeterince tanıyamadık; faydalanamadık kendisinden. Kayıplar bu yüzden bir boşluk bırakarak giderler içimizde. Boşluk zamanla kabuk bağlar, çoğunlukla üzeri nisyânla örtülür. Merhum Vahap Abi’nin vefat haberini aldığımda bir an bunları düşünerek hayıflandım. Hayıflandım, üzüldüm ama ne çare, giden gelmiyor. Ertesi gün ailesi, dostları, şair ve edebiyatçılar, komşuları ve öğrencileri ahrette buluşmak üzere onu ebediyete uğurladılar. Haberi aldığımda uzak bir yerde bulunduğumdan, yetişme imkânı bulamadım uğurlamak için. Bu yazım, gecikmiş bir uğurlama, helâlleşme ve şahitlik yerine geçer umarım.

Metin Önal Mengüşoğlu Ağabey’i durumdan haberdar etmek niyetiyle telefonla aradığımda, kendisine benden önce haber verildiğini anladım. Metin Ağabey’in merhumla olan hukukunu, yakın dostluğunu ve yol arkadaşlığını bilmemdi beni önce onu aramaya iten sebep. Türkiye Yazarlar Birliği’nin yurtiçi ve yurtdışı birçok organizasyonunda aynı karede görmek çok tabiiydi onları. Metin Ağabey, bu naif, çok nâzik, hassas ve içinde nice fırtınalar yaşadığı şiirlerinden belli yol arkadaşını şöyle tanımladı bana, o gün: “..Edebiyatın efendisiydi. Güzel bir insandı; hiç incinmedim kendisinden. Kefaret olur çektikleri inşallah” dedi. Yakalandığı menhûs hastalıkla mücadele etti ömrünün son aylarında, son günlerinde. Hiç şikâyetini duymadım, büyük ve asil bir tevekkülle karşıladı Rabb’inden geleni. Vakûr bir duruş sergiledi, her asil insan gibi. Vefâtından 1 ay kadar önce, Çorlu’daki bağ evinde ziyaret etmiştim kendisini Dr. Cengiz Bey kardeşimle beraber. Kendisini son görüşüm olduğunu hissetmiştim. İyi ki, ziyaretine gitmişim. Evvelce, memleketim Pınarhisar’a giderken Çorlu’dan geçişlerimde uğrama imkânım yoksa kendisi hakkında mutlaka bilgi alıyordum, ya da telefonla hâl-hatır soruyordum. Hastanede birkaç ziyaret teşebbüsüm olduysa da kendisinin tedavide oluşu ya da İstanbul’daki bir hastaneye gidişinden mütevellit görüşmek nasip olmadı. Hastalığının ilk aşamasından son gününe kadar, hatta doğduğu topraklara teslim edildiği âna kadar ilgilendi kendisiyle Dr. Cengiz Bey. İnandığı yolda, sevdiği insanlara karşı fedakârlığı ile mâruf zaten bu kardeşimiz. Allah razı olsun kendisinden. Vahap Abi’yle de böyle ilgilendi, aileden biri gibi davrandı.

Trakya’da geçirdiği uzun yıllar onu kendime daha yakın hissetmeme neden olmuştur olmasına ya onu öncelikle Suffe yıllıklarındaki yazılarından, seçili ürünlerinden, kitaplarından, su gibi akıcı denemelerinden, romanlarından, insanın yüreğine esenlik ve huzur veren şiirlerinden tanıdım. Sağlık ve eğitim alanında kurduğu ve faaliyetini oturtmaya çalıştığı vakıf işleriyle ilgili, zaman zaman benden vakıf müfettişliğim ve vazifem dolayısıyle mevzuat desteği istemişse de ben onu asıl, Batman Lisesi’nden arkadaşı olan ve aynı zamanda mesleğimde üstâdım olan Yusuf Manap Bey aracılığı ile tanıdım. Üstadımın kendisi hakkında edîp ve rikkatli yönüne vurgusu hatırımdadır dâima. Her ikisi de bölgesel eniştemiz olurlar ayrıca. Vahap Ağabey’in eniştemiz olduğunu son ziyaretimde bağ evindeki müşahede ve sohbetimiz esnasında anladım. Trakya’yı memleket bellemesi ve yerleşmesi bu yüzdenmiş meğer. Bir zamanlar, sahiden yaşadığımız muhabbet ve kardeşliklerin, arkadaşlıkların temelinde bölgecilik, etnik kimlik, parti, meslek ve cemaat asabiyeti, menfaat güdüsü yoktu. Bizim Vahap Abi’yi sevmemiz, kendisine muhabbet duymamız her türlü ön koşuldan-veriden uzak, temelinde Müslümanlık olan samimi bir sevgiydi. Birçok arkadaşımın nereli olduğunu tanışmamızdan yıllar sonra öğrenmişimdir. Bunlardan biri, bugün önemli bir ilimizin siyaseten il başkanlığını yapan bir arkadaşımdır. Demek istediğim, ilişkilerimizin temelinde ideal birlikteliği vardı. Bugünkü ayrıştırıcı siyasetin aksine, ‘dâvâ aşkı’ ile gönüller birleşiyordu o zamanlar. Sevgi hakikiydi, hesapsız-kitapsızdı, numaradan değildi. Allah rızası için sevilir ya da düşman olunurdu. Vahap Abi’yi işte böyle bir zaman diliminde tanıdım, numarasız sevdim. Çünkü onun bir sevdâsı vardı, bir dâvâsı, bir ideali, bir hayali vardı bizi de peşinden sürükleyen, kendisine dünya-ahret yoldaş eden. Metin Ağabey’in ustaca ifade ettiği üzere hak yolunda yürürken ‘sözün en güzeli ile’ yaşadı, cehd etti, kimseyi incitmedi, gurura kapılmadı, kimsenin hakkını yemedi. Onun yanındayken “edep gölgesi”ne sığınmış gibi olurdum ben şahsen. Huzur dolu bir insandı, gittiği yere-bulunduğu ortama yaşadığı iç huzurunu yansıtır, bunu zaman zaman espriyle süslemesini bilirdi. Sükûnetin örtüsü vardı üzerinde daima. Eğitimci yanını başa kakmaz, öncelemez; su gibi içirirdi muhatabına âdeta. Huzur yayan sükûnetinin yanında, doğulu bir hikmet kalkanı vardı, üzerinde bir de. Batılı gururuna saplanmadan söyleyeceğini söyleyiverirdi, yumuşak bir üslûp ve aceleci olmayan bir edâ ile. Birkaç şiir şöleninde onun varlığıyla ağırlık koyduğu udebâ sofrasında bulunmak bahtiyarlığına eriştim ben de.

Onu son gördüğümde, kanser illetinin sarsıcı darbeleri yüzünden okunuyor olsa da, o yine, şiir üzerine kafa yoruyor, gönül dili olan şiirle biz ziyaretçilerine sesleniyor, “sesi kuş edip, kâlbe uçuruyor”du. Geçtiğimiz yıl Ağustos ayı başlarında, Ankara Radyosu’nda katıldığım bir edebiyat söyleşisine Vahap Abi’nin, şiiri târif eden, “sesi kuş edip, kâlbe uçurmak şiir / hûri sözlerle donanmış bir uçmak şiir” şeklinde çok beğendiğim dizelerine dayanarak başlamıştım. İyi ki de öyle başlamışım. O asıl yurduna gitti, “hûri sözlerle” uçarak. Şiirle kanatlandı. Geride bıraktığı şiir, yalnızca şiir. Şiirinin barındırdığı muhabbeti, huzuru ve vazıh mânâyı ailesine, sevdiklerine, dostlarına, öğrencilerine üleştirerek gitti. Hüzünle gitti, ‘Hüzün Peygamberi’nin (s.a.v) mirasına sahip çıkarak gitti. Ne mutlu ona ki, yaşadığı şu fâni, şu yalan dünyada “sesi kuş edip”, kâlbe şiir uçurdu hep. Merhametli bir insandı, sabırlı, mütevekkil, mütevâzı, mü’min ve muvahhit bir insandı. Yüzüne baktığınızda bile bunu anlardınız.

Mevlâm, kendisine sonsuz merhameti ile muamele etsin.

Latest posts by Arif Dülger (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.