"Enter"a basıp içeriğe geçin

Sinema Sokakta

Gökyüzüne gri renkli perde çekilmiş. Rüzgârın eşlik ettiği kuşlar kaybolmuş gibi nereye gideceğini bilmez halde bir oraya bir şuraya uçmakta. Soğukla ilk tanışan binalar birbirlerine sokulmuş, gözlerini sımsıkı kapatıp tir tir titremekteler. Ağlamakta olan yolların üzerinde hızla koşarak otobüsün kapısı kapanmadan içeriye fırladım.
İlerlemek istedim ama otobüsün ortasında diğerleri gibi kalakaldım. Her zaman gördüğüm yüzleri aradım. Mesela şu dört gündür eli sargılı olan kızcağızı aradım. Ne zaman görsem kağıt kitabı okuyan beyaz saçlı adama baktım. Göremedim.
Durağa zamanında gelseydim, otobüsün arka tarafında birbirine bakan dörtlü koltuğun cam tarafında otururdum. O ise (kitap okuyan adam) benim ilerimde, orta kapının yanındaki ikili koltuktan birine oturur başı kitabın üstünde yolculuğa devam ederdi. Orta kapıdayım ama kitap adam yok. Eli sargılı kız da yok. Telefon kulaklığını paylaşan çifti de her zamanki yerinde göremiyorum. Otobüsün en arkasındaki üçlü koltuğu birlikte paylaşırlar. Kadın, gözlüklü ve erkeğe göre daha ciddi durur. Telefon onun elinde, çalacağı müziği o seçiyor. Erkek ise kendinden memnun kedi sırnaşlığıyla kadının koluna takılmış; tek kulaklıktan gelen müziği dinlerken yüzündeki yapmacık bir ciddiyet hâli beni hep güldürmüştür. Şimdi onlar da yok.
Otobüsü hınça hınç doldurmaya çalışan şoförle kavga eden cırlak sesli yolcuyu aradım. Şoför otobüse yolcu almaya çalıştıkça o ses bağırır ve “Daha ne kadar yolcu alacaksın? Balık istifi gibi gitmek zorunda mıyız?” diye başlayıp mahalle kavgasına dönüşürdü yolculuğumuz. Olay çok büyümeden diğer yolcular araya girer ve şoför, yolcu almadan durakları geçince herkes rahat bir nefes alırdı ama içeride homurdular bir kaç durak daha devam ederdi.
Hiçbiri yoktu. Eli sargılı kız, kitap adam, ciddi çift, cırlak ses. Acaba onlar da bana lakap takmışlar mıdır? Örneğin, izleyen ya da seyirci.
Saatime bakıyorum. Otobüsün kalkış saati aynı. Hep bu saatte buradan otobüse binerdim. Belki hafızamda kalıp belirli özellikleri olmayan yolcuları bulurum umuduyla daha dikkatli baktım. Hepsi çok daha yabancı. Yanımdaki kişiye otobüsün nereye gittiğini sordum. Yanlış yöne gittiğimi öğrenince geç kalma korkusuyla otobüsten hızla inip, karşı yönde bekleyen minibüse bir koşu atlatım. Herkes gibi işe zamanında gitmeliydim.
Tıklım tıklım dolu. Şoför uzattığım bozuk paralara bakmadan vites kolunun yanında serilen diğer bozuklara kattı. Kendisi dışarıda duran şoför arkadaşıyla konuşuyordu. Bağırıyor demek daha doğru olur. Minibüste hiçbir yolcu yokmuş gibi rahat konuşmaları karikatürize edilen bir sahne izliyormuşum izlenimini veriyordu. Sohbet samimi bir hal almış ki içlerinden biri “Benim oğlan okumuyor. Çok uğraştım ama liseyi bile bitirtemedim. Kime çekti bu böyle” dedi.
Hint filmi izliyormuş gibi hafif gülümseyerek diğer yolcularla birlikte şoförün keyfini bekledik…

Latest posts by Engin K. Demir (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.