"Enter"a basıp içeriğe geçin

“Siyah Kuğu”yu Anlamaya Bir Giriş Denemesi

Bir şiiri (metni) anlamaya çalışmak o şiiri anlamaya çalışan nezdinde yeniden üretmek demektir. Bu durum elbette o kişi ile sınırlandırılamaz. Hatta metnin yazarının yazarken düşünmediği şeyleri bile düşünmek mümkündür. Her okuyanda farklı tedailer uyandırıyor olması metnin zenginliğinden kaynaklanan bir durumdur. Buradan bir anlam dağınıklığı değil zenginlik üretilir. Zira her metin kendi bağlamı içinde değerlendirilmek durumundadır.
Siyah Kuğu şairin ikinci kitabı. İlk kitabındaki toplumsal duyarlılığı sürdürüyor hem de tok bir sesle, üst perdeden. Minnetsiz, özgüveni yüksek hesaplaşan ve haykıran bir sesle.
“ben yıldırım olsam asla bir uçurtmaya düşmezdim” Bu tek mısra bile şairin dünyaya eşyaya bakışını net olarak duyurmaya yetiyor. Kitaptaki diğer şiirler de bu bakışla dokunmuş. Ünal her şair gibi çağımızla barışık değil ve çok öfkeli. “düşlerinde bile dayak yiyen”, varlığı örselenmiş, kimliğine ve değerlerine saldırılmış, üstü çizilmiş bir insanın öfkesi. “mezarlardan beslenerek büyüyen şehirler”de yaşamak zorunda olmak gibi bir travmaya maruz kalanların sesi olmak için söylüyor şiirini Ünal. Bu sebeple “aşka dair konuşmanın suç olduğu zamanlar”a düşürülmüş ünlemedir; “şafağın anıtını dikme” çağrısı yapan bir ünleme onun şiiri. Ünal geleneksel değerlerin modern zamanlardaki varlık mücadelesine de ayna tutuyor bu kitabıyla. Şairin son derece başarılı bir giriş saydığım ilk kitabı ‘Fena Halde İyiyim’ deki dil zenginliği bu kitabında, dilin çok katmanlı anlam alanlarına inme çabasıyla daha da derinleşiyor.
Bireyselden toplumsala uzanan bir şiirdir Ünal’ın şiiri. Bireysellik sadece sanki öylesine yer alır şiirlerde. Asıl söylemek istediğini söylemek istiyor olmanın bir aracı kılar kendini. Şikâyet ederken kendi şikâyeti değildir dile getirdiği, toplumun derdidir. Adeta merhum Akif’i yeniden konuşturmak istemektedir. Akif merhum nasıl ümmetin içine düştüğü olumsuzluklardan (tembellik, cehalet, eğitimsizlik, riyakârlık, rüşvet, liyakatsizlik vs.) muzdarip; üzerine ölü toprağı serpilmişçesine, mezellet içinde olmasından rahatsız ise Ünal da bundan rahatsızlık duymaktadır. Bu anlamda Mehmet Akif, Necip Fazıl, Erdem Beyazıt vd. çizgisini sürdürmek istemektedir. Bazen aynı çizgideki diğer şairlere yaklaştığını da görürüz. Ancak bu bir öykünme değil, taklit değil, durum tespiti yapmanın gerektirdiği bir zarurettir. Yani o, ne dediğini bilen biri olarak karşımıza çıkar. Afakî değildir, sözlerinin bir karşılığı vardır. Buradan hareketle Ünal’ın şiirinin beslendiği kaynakları yani arka planını da görmekteyiz.
Sanatın ima olduğunu fakat müstekbirleri ifşa ederek ümmeti bilinçlendirmenin bir aracı olarak görür şiiri. Ancak düşmana sövmenin çare olmadığını, olamayacağını da bilir. Bunun bireyin kendisinden başlatılacak bir devrimle gerçekleşeceğinin de bilincindedir.
O’nun şiiri, yumrukları sıkılı, kavgacı, haykıran, tok sesli; ezilenden, inancından dolayı horlanan, hırpalanan, hakları elinden alınan, ötekileştirilen saygısızlık yapılan, mazlumdan yana bir şiirdir.
“şaşkınlıkla “aa zenci diyor beni gören herkes
salyangoz tezgahı açılmış sanki sultanahmete”
Şair diğergâmdır.
“canım yanıyor oysa arkadaşımın dişi ağrıdığında”
Duygusallığın zirvesine çıkar şu mısrada ama asla romantik değildir.
“kalbimde taksim geçiyor dünyanın bütün kemanları”
Buradan hareketle şairi ağlarken hayal edebilirsiniz ama sulu gözlülükten değil, merhum Âkif’i ağlatan; ümmetin içine düştüğü durum ve karşı karşıya kalınan sorunların büyüklüğüdür.
“yağmur yağmazsa bir de delirmek var işin ucunda” (s.8) derken bu gerçekliği dile getirir.
Tevekkül sahibidir, başka türlü yapamayacağını da bilir ve şöyle söyler:
“yüreğim beni ele veriyordu istemesem de
ipe uzatır gibi uzattım boynumu ona”
K.Ünal’ın şiir coğrafyası bütün dünyadır. Ya da dünya ile bir alıp veremediği var da bu ondan böyledir. Şiirini geçmişten besler ama aslolanın bugün olduğunun farkındadır. Bu yüzden geçmişe sırtını dönmez. Çünkü geçmişte yaşananlardan kaynaklanmaktadır günümüzün sorunları.
Halkı suskun olmaya zorlayanların kim/ler olduğunu, can yakanların, ev yıkanların, halkı dipçikle özgürleştirenlerin (!) karşısına çıkar Hüzünlü Halk Cumhuriyeti’nde
Şairi asıl üzen yalnızlıktır, yalnız bırakılmışlıktır, kimsesizliktir. “Siyah Kuğu” da içine düşülen çaresizliği ve çarenin yine kendisinde olduğunu anlatmaya çalışır:
“bir zayıf halka olarak göğsümde
Siyah bir kuğuya dönüşen kalbim”
İşin başa düştüğünü şu mısra ile ifade eder:
“bir gün inan ben doğuracağım seni”
Fedakârdır şair:
“aklım demircinin örsünde aşkı meşk ediyor
Başlangıç kozasını çatlatacağım gelirsen”
K.Ünal’ın şiirini okurken metinler arası bir okuma yapma gereği de ortaya çıkar.
Şu mısra: “esrarını aç on üçüncü burç gece çok çetin” İ.Özel’in “cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır mısraını başka kelimelerle söylenişidir adeta.
Şairimiz dünyaya fazla bağlanmamak gerektiğini
“ıtırlı bir küçük şişe bile etmiyor dünya” mısraı ile çok kısa ifade eder.
Şair savaşçıdır. Vahşi kapitalizm ile amansızca savaşır. Kapitalistleri aşağılar, her şeyi parayla ölçtükleri için “bağırsak kurtlarına” söver ama karşıt düşüncenin de umut olmadığını kapitalizmden aşağı kalır yanlarının olmadığını anlatmaya çalışır “Lirik Çalkantı” da.
Şair dünyaya metelik vermez ama dünyaya da kahır çekmeye gelmiş gibidir:
“çin seddinden daha uzun bir sarı
Yaşlı bir nehir olarak içime akmaktadır”
Ünal bir hesaplaşma şiiri yazmaktadır. Gerek ilk şiir olarak alıntıladığı Gazel-i Ferruh, gerekse kitaptaki bütün şiirlerde bunu görmekteyiz.
“ben doludizgin mecnun sen kaskatı
telkin geçirmeyen bir pencere önünde
taze mezar toprağı gibi akşam alacasında
saçlarını örüyor sığırcıklar ayinle”
Herkes gibi onun da zaafları vardır ve bunu söylemeye çekinmez:
“kusura bakmayın bizden iş geçti artık
İçimdeki telaşa kıymık karışmış”
Bir taraftan ağladığının bilinmesini, görülmesini istemez fakat tehlikeli sulara dikkat çeker:
“ağlamaya utanıyorum bari yağmurda konuşalım
üstelik intihar atını nalladı gider dünden”
Epigraflarda eski şiirin rüzgârını yedeğine aldığını gösterirken beslendiği kaynakları da göstermek istemektedir. Bununla yavan bir gerçekçiliğin peşinde olmadığını, kalbindeki sızıyı hissetmemizi imlemek ister gibidir.
Ünal’ın şiiri imge yoğun bir şiir gibi görünse de aslında gayet açıktır.
Şairin derdi evrenseldir. O, adalet talep etmektedir. Dolayısıyla evrenselin peşine düşen şiirinin de toplum nezdinde yankı bulacağını düşünmekteyiz.

Latest posts by Ali İhsan Yeşilırmak (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.