"Enter"a basıp içeriğe geçin

Son Giden Şehrin Sesi Oldu

Uzun zamandır duymadığım kuş seslerini duyuyorum. Binaların üzerini örten gri renge bürünen gökyüzünden geliyor. Cik cik sesleri sokakta yankılanırken sabahın bu kör vaktinde bir kadın pencereden sarkıttığı yorganı sallıyor. Yorganı yukarı doğru kaldırıp hızla aşağıya çarpmasıyla oluşan ses kulaklarımı çınlatırken kaldırım kenarında bekleyen bir araba rırrrr rırrrr sesiyle sokağı uyandırmakta. Gece boyunca uykusunda biriktirdiği hıncını kapıdan alırcasına küüt diye örten genç adam önümden seğirterek geçti.
Sokağı bitirip caddeye çıktığımda sesleri arkamda bıraktım ama otobüsün böğüren bir öküz gibi önümden geçmesi beni korkuttu. Bir süre yürümeyi unuttum. Arkamda sessizce duran dükkanın kepenkleri yeni uyanan kadın mahmurluğuyla açılmakta.
Bir müddet sessizliği aradım; fakat aheste aheste dönen tekerleklerin ve motorların alıştığımız haykırışlarını buldum. Pat pat sesleriyle giden insanlar; tıss tıss ilerleyen otobüs ve yolunu işgal ettiğim araçtan gelen daat daat korna sesiyle kendimi kaldırıma attım. Diğerleri gibi yürümeye devam edemedim. Birbirlerinin kollarına giren iki genci izledim. Önlerinde ilerleyen birisi onlardan beri yürümekte. Binadan çıkan bir çocuk hızla sokağa atıldı. Kapısı açık olan servisten içeri süzüldü. Servisin birden kalkışını ve birden sokağın derinliklerinde kayboluşunu izledim.
Sokakta yürüyenler bitmiyor; biri gidiyor biri geliyor. Kalabalık yok. Tek tük insanlara eşlik eden tek tük araçlar ve onlara bakan tek tük işyerleri. Binanın kenarından fırlayan bir motosiklet insanların arasından geçerek yolda iz bıraktı.
Ellerimi cebime daldırıp ilerlemeye başladım. Önceleri kaldırımda yürüyordum, sonrasında kaldırımın kenarından düz bir çizgi çekerek ilerledim. Bazen korna sesleriyle eğrilen çizgimi düzelttim; fakat sesler arttıkça çizgim iyice yamuldu. Biri hızla kolumdan tutup beni kaldırıma attı. Kızmadım ona. Başka zaman olsaydı da kızmazdım. Mesela bugün değil de dün olsaydı. Henüz her şey normalken. Yine kızmazdım. Bir süre yerde oturdum, başım dizlerimde yoldan geçenleri dinledim. Ne dediklerini anlamıyordum ama çok gürültü yaptıkları hallerinden anlaşılıyordu. Ben ayağa kalkmadan gürültü yanımdan uzaklaşmadı. Beni kolumdan tutup çöp gibi fırlatan yanıma usulca gelip usul usul “iyi misiniz?” dedi. “Teşekkürler… Dalmışım… Şimdi daha iyiyim…” dedim. Dediklerime inanmak ister gibi bir süre daha yanımdan ayrılmadı. Sonra o da diğerleri gibi gitti. “Gitme” deseydim gitmez miydi? Ama sevdiğim gitmişti, dün, bu saatlerde. Beni sevmeden gitti. Kolundan tuttum. “Gitme!” dedim, gözlerimde nisan yağmurları da vardı ama o yine de gitti.
Yalnız kalınca yürümeye devam ettim. Dün gibi. Giderken yolda bana ait olan sevgimi düşürmüş olabilir. Gözlerim kaldırımın taşlarında… Rüzgâr uçurmuş olabilir. Yukarlara. Açık olan camlardan bir yuvaya girmiştir ya da yola savrulmuştur. Gözlerim ara ara camlarda, ayaklarım yer yer yollarda geziniyor. Birden ayağımın altından kaldırım çekildi, gökyüzü aldı yerini. Dünya ters dönmüş gibiydi. Sonra gökyüzü gözlerim önünde belirince yüzümde gülümseme belirdi. Birkaç kuş yanıma geldi ve hemen gittiler. Kaldırım ayna gibi karşımda durdu. O zaman inandım, o gitti ve sevgisini alıp gitmişti. Boş yere arıyordum. Hayat onsuz da devam edecek. Sesler nereye gitti? Başımı ağrıtan ve susmak bilmeyen şehrin sesi nereye gitti? Ayna kaybolup gökyüzünü tekrar görünce bir ferahlama yaşadım. Sanki içim boşalıyor gibiydi. Hayır, dudaklarımın arasından süzülen kanın bunda etkisi yok. Kalbimdem başlayan rahatlama hissi tüm bedenime yayıldı. Huzuru bulmuştum.

Latest posts by Engin K. Demir (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.