"Enter"a basıp içeriğe geçin

Sözü Kav ile Şiirlemek: “Islak Çıra”

Tunay Özer, ikinci şiir kitabı Islak Çıra ile Ekim 2017’de selamladı okurlarını.
Islak Çıra; “Eski Sayrı, Akşamın Ayrıntısı, İyilik Gibi, Güzel İhtimal” olmak üzere dört bölümden oluşuyor. Ve kitapta yetmiş üç şiir yer alıyor.
Tunay Özer bu kitabında; belli bir üsluba, kendine has renk, tat ve kokuya sahip şiirlerle karşımıza çıktı. İlk kitabı “Kaçırılmış Buluşmalar” ile sinyalini ve güzel örneklerini verdiği ustalık yolunda ilerleyişine devam ediyor.
Onun şiiri hayata dokunan, günümüz insanının iç dünyasına, halet-i ruhiyesine dair önemli ipuçları barındıran bir şiirdir. Tunay Özer, derdi, yarası olan bir şair. İnsan tekinin yaralarını şiire sararak iyileştirmek ister adeta.
Eski Sayrı şiirinde “sızlayan eski bir yaradır dünya” der. O, şiiri kanatmak, kanırtmak emelindedir. Ve belki de bu yüzden kardeşinden, kendi ruhundan o eski sayrıya basmak için bir tutam tuz istemektedir.
İlk bakışta rahat ve kolay yazılmış izlenimi uyandırır şiirleri. Tunay Özer’in şiirlerinde yer yer “Kendi Dalında Yalnız” şiirinde olduğu gibi çocukluğa göndermeler var. Şairin bu şiiri “kendi dalında yalnız/kirli güvercinler/gibi mevsimler” dizeleriyle devam ediyor. Ancak “İçbükey” şiirinde çocukluğunu olumsuz olarak hatırlar. “çocukluğumu alıp/alıp cetvele vururdular” der. Şair bununla ilgili olarak “Çocukluk güzeldi ama hüzünlü yanları da vardı. Özellikle bazı toplumsal kurumlar, uyguladıkları otoriter şablonculukla ve şiddetle, çocukların ruhunu örseleyen, sakatlayan ve etkileri sonradan ortaya çıkan birtakım uygulamalara imza atabiliyordu.” der. Bu tür baskıcı eylemlere bir karşı çıkış da söz konusudur onun şiirinde.
Tunay Özer’de güçlü bir gözlem yeteneği mevcut. Eski bir ağaç ölüsünden “Anıt” gibi bir şiiri çıkarabilmesini biraz da bu yeteneğine borçlu.
Tunay Özer, “unutulmuş ezgiler esinleyen ince/ hüzün serpintileri geçiyor gökten” dizelerinde de görüldüğü üzere şiirselliği yakalayabilmiş ve bunu dozajında kullanan bir şair. O, kelimeleri mümkün olduğu kadar ekonomik sarf ediyor. Lafı eğip bükerek uzatmıyor. Tüm güçlü şairler gibi az kelimeyle yoğun söz söyleme çabasında…
Şiirlerinin bütünü incelendiğinde, az da olsa slogana varan, aforizma niteliği taşıyan mısraların olduğu görülebilir. “Eksiltili Tereke” başlıklı şiirindeki “yaşamak yenilmektir zira” veya “Gecedeki İyilik” şiirindeki “tekrarın tekrarından oluşuyor hayat” dizesinde olduğu gibi. Fakat bunu dengeli kullanıyor şair, abartıya kaçmıyor.
Tunay Özer özünde soyut olan şiiri yer yer somutlaştırıyor. Somut-soyut terazisinin dengesini iyi kuruyor. “Akşamın kapısını aralayıp baksam” dizesinde veya “bir rüyanın iskelesine merdiven dayadım” (Rüyan Neydi Senin?) dizelerinde olduğu gibi.
Tunay Özer, tabiata ait pitoreks unsurları yoğun olarak kullanır şiirlerinde. “kırlara tertemiz bir örtü yayılır” dizesi bunun güzel bir örneğidir. İçten dışa bir tablo gibi yansıyan bir şiirdir onunkisi. “Kül Sonrası” şiirindeki “dalgınlık kırılgan bir bitkidir/yüzünün bahçesinde” beyiti bu anlayışın güçlü bir örneği olarak karşımıza çıkar.
Kelime darbeleriyle tablolar çizerek doğanın ruhunu okumaya, anlamaya çalışır. Bunda da amaç, tabiat vasıtasıyla insanın iç dünyasını anlatmaya çalışmaktır. Zira bildiğimiz gibi nebatatın ruhu yoktur.
Şiirlerinden yola çıkarak Tunay Özer’in kendine, insana ve doğaya saygılı, hüzünlü, kırılgan ve naif bir iç dünyasının olduğunu söylemek mümkün.
Bazı şiirlerinde ise ölüm üzerine kendisiyle söyleşmektedir şair. Dar Zamanlar’da şöyle der: “ölüm tahtasına kaldırılmış hayat/ çelişkilerinden sorgulanmakta”
Tunay Özer, şiir libasını hem dar zamanlarda hem de sevinçli bayram sabahlarında en güzel surette kuşanabilen bir şair. Güzel bir geleceği muştular. Hayattan iyilikler, güzellikler ve esenlikler bekler. “beklentiyle uzattım zamanı/ sevdalı bir kalpten geçerek”, “ruhun iç kalesine çekilip bekledim/ bir güle birikti ışıklı sabahlar”(Bekleyiş)
Aşk, biraz mahcup bir eda ile de olsa derinlerdeki bir damar ve gizli bir yeraltı şehri olarak mevcuttur şiirlerinde. Kadim bir tarihçeden düşen incinmiş bir kelime olan aşkı arar gönül denizinin derinliklerinde. İçinde tanrısal bir desen barındıran aşkla tazelenmektedir her dem…
Bu bağlamda, şiirinin ana eksenlerinden birinin lirizm olduğunu söylemek mümkün. Hatta, lirik şiir onun sanat anlayışında başat unsurdur, denebilir. “Tanrısal bir desen bulunan aşkta/ ölümün öldüğü o sonsuz boşlukta” (Denizler Çoğaltır). Örneğin “Gecedeki İyilik” gibi şiirlerde lirizm yeterli oranda kullanılmıştır.
“bir zamanlar bir gezegene
ışığını ödünç verirdi gözlerin
o denli gümrah ve o denli güzel
gülümseyince ısınırdı renkler”
diyerek aşk ve lirizm bahsinden suya ve denize varalım.
Şairin şiirlerinde yoğun olarak karşımıza çıkan imgeler “su ve deniz” imgeleri. Mesela bir şiirinin adı “Sel Kayıtları”dır. “Göğsümdeki serin mağ’raya çekilirdim” diyor “Ben Bir Su Ustasıydım” adlı şiirinde. “ruhum eski bir buluttur/ göç güzergahları biriktiren” dizelerinde suyun çevrimine gönderme yapmaktadır.
“Yara” imgesi kitap boyunca yoğun olarak kullanılmış. “Yara içinde bir yaradır kalp” (Gecedeki İyilik); “Her sevgiden yaralı çıktı kalbim/ Cam kırıklarıdır yalnızlığın dili bildim” (Siyah Işık)
Fakat Tunay Özer’in en çok kullandığı kavram sanırım “zaman”dır. Zaman kelimesi yoğun olarak geçmektedir şiirlerinde, “vakit, yaz, sonbahar” gibi yakın akraba sözcüklerle birlikte. “Çiçekçe bir lehçe ile/ konuşsun sana zaman”, “solgun sonbaharların eskittiği/ esmer bir zamanda”, “bir leylak sıkıntısıyla şimdi/ yalnızlığını eşeliyor zaman”, “kederi yüzüne evlerin/ tül gibi ören zaman” … onun zamanı ne kadar önemsediğini ve hayatın da ömürden ve mühlet verilmiş bir zamandan müteşekkil olduğunu ihsas ettirir.
Öte yandan, felsefe şiire dozajında yedirilmiş, yerinde ve kıvamında kullanılmıştır. Bazı şiirlerde hayatı ve onun anlamını sorguluyor şair. Sözgelimi “Eski Sayrı” şiirinde varoluş felsefesi görülür. Şair, kendini yenilemek ister gibidir. “kiplerinden soyunan bir cümle olarak/ kendimi yeniden kurarım” (s.9) Mısraların satır aralarında alttan alta hissedilir bu felsefe. Örneğin “Yağmur Duası” başlıklı şiirinde Tanrık’ya yakarır. “Çamura düşmüş beyaz zambak/ gibi bir kalple geldim sana/ yağmurunu istiyorum Tanrım.”
“Ömür Dediğin” isimli şiirinde ise insanda çocukluk masumiyetinin zamanla kayboluşu ve dünyanın geçiciliği işlenir.
Şair, ruhun dip akıntılarında buzlu fotoğraflarla, hayatı anlamlı ve yaşanabilir kılmaya çalışıyor. Onun acısının ustası olduğunu dile getirebiliriz. “Ve diş diş sızlatan sombahar/ yaşamın yamağı/ acının ustası kıldı beni” (Kayıp Yıldız)
O, hayatın bir yolculuk, sona doğru çaresiz ve hüzünlü bir göç olduğunun farkındadır. Şiir de Tanrı armağanıdır insana. “Tanrı bir güzellik koymuştu kalbime/ lakin onunla ne yapacağımı bilemedim/ dediğim yazıklanmadır” (Şiir). Gerçek şiir bir yazıklanma, yakıcı bir söylem veya henüz tamamlanmamış bir cümledir onda.
Tunay Özer’in şiirinin toplumsal yönü de oldukça kuvvetlidir. Şair, sadece kendi bireysel acılarının, hüzünlerinin çevresinde dolaşmıyor, onlara abanıp kalmıyor. Toplumsal duyarlılıkları, şiirsellikten ödün vermeden, semboller üzerinden yansıtıyor.
O; ses, söyleyiş ve anlam bütünlüğüne önem veriyor. Genelde tek sayfada biten kısa şiirlerdir bunlar. Söz sanatları, kararında ve yerinde kullanılmıştır. Kafiyeyi de kollamıştır yer yer. Dizelerde eksiltmeler, kırılmalar görülür. Bazen anlam, üç mısrada tamamlanır.
Çok kullanılan kelimeler: “gül, hüzün, yara, ayna, kalp, yağmur, ateş, zaman, mevsim, ölüm, hayat” ve benzeri sözcüklerdir.
“Siyah bir süt dökülür varlığın cidarına” dizesinde olduğu gibi zaman zaman, oksimoron tabir edilen zıtlıklardan da yararlanır şair. Tunay Özer genelde çok iyi, güçlü mısralarla karşımıza çıkıyor. Kendi kendine konuşur gibi olduğu ve tahkiyeli şiirlerini de güzel ve etkileyici bulduğumu söyleyebilirim. Çok çok beğendiğim şiirleri: “Kül Sonrası, Çürümeyen, Aksak Andaç, Kalbim, Gülün Meseli, Akşamın Ayrıntısı, Siyah Işık, Kapalı Devre, Yağmur Duası, Suyun Güncesi, Baba Diyarında, Kalp Unutmaz, Burukluk, Gece Yolculuğu” gibi şiirleri oldu. Bazı dizelerde ise yer yer sanki Behçet Necatigil’in ve Hilmi Yavuz’un söyleyiş özellikleri sezilmektedir.
Tunay Özer’in şiirde “sen” diye hitap ettiği kişi; huzur, sevgi, barış, adalet, çocukluğa özlem gibi ütopyalardır çoğunlukla. Yalın, sade, derin berrak bir şiirin taraftarıdır şair. Bir konuşmamızda şiiriyle ilgili olarak: “Son dönemde şiir bende büyük ölçüde düşünce olarak belirmekle birlikte, politik ve ekonomik konularda bile lirizmi elden bırakmıyorum. Mizacım öyle gerektirdiğinden dolayı başka türlüsünü de yapamıyorum zaten. Ayrıca, çalakalem yazmıyorum.” demişti.
Onun şiirinde imgeler önemli bir yer tutar. Bu da onun şiirini zenginleştiren, derinleştiren bir unsur olduğu kadar, kolay okunmak ve anlaşılmak bakımından, biraz da olsa bir zaaf oluşturmaktadır, denebilir. Fakat onun şiiri kesinlikle masa başında kurgulanmış bir şiir değil, yaşanan ve duyumsanan bir hayatın kanlı canlı verimleridir. Ayrıca onun şiiri gelenekle irtibat halinde, gelenekten beslenen, ona yaslanan bir şiirdir. Ve şiirde gerçekliği arıyor Tunay Özer. Kendi gerçekliğinin peşinde koşuyor.
Sonuç olarak Tunay Özer, şiirleriyle farklı bir dünya sunuyor bize. Onun şiir dünyası, yaşadığımız hayattan neşet bulan, kökleri ruhun derinliklerine inen, dalları gökyüzüne çıkan derinlikli ve gerçekçi bir evren. Okura da onun şiirinin yağmuruyla arınmak düşer olsa olsa. Gerçekliğin ve hayalin sahici evreninde sözü kav ile şiirleştirerek gerçeğe dokunabiliriz belki…
Tunay Özer, son kitabı “Islak Çıra” ile şiir severleri kendi içten, naif, derinlikli şiir evrenine davet ediyor. Kısa, vurucu, sade dizelerle şiir ve imge ormanının derinliklerinde dolaştırıyor okuru. Onun kalbini söz ipiyle kendi gönlüne bağlıyor, şiirin kavını tutuşturarak içimizdeki şiir ateşini, umudu ve aşkı yeniden harlıyor. Kendine has çizgisi, tarzıyla Tunay Özer’in, Islak Çıra isimli kitabıyla önemli bir ivme, önemli bir çıkış yakaladığını ve dolayısıyla Türk şiirinde kalıcı olacağını düşünüyorum.

Latest posts by Ercan Ata (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.