"Enter"a basıp içeriğe geçin

Sükûnet Ayetleri

1.

sükunet denizde nöbet bekleyen

altın yeleli bir arslan gibi

kükreyip duran sarhoş dalgadır

 

içtiğim acının ey runişanı

nisyanıma yaslansam isyanım boğar

silkinsem içimden dışıma alev

dışımdan içime nisan yağmuru

masmavi denizden sular akar da

kökleri kazınmış sarmaşık dallar

titretir tenimi bu bir hülyadır

kimbilir içimdeki sanrılar

topraktan uzakta deniz kızıdır

 

boynumu incelten bu son hıçkırık

solan son yaprakta kadın resmidir

  

2.

hey benim kahkaha çiçeğim

sesin ince dokunuş

yivinden çıkan mermiden hızlı

yandıkça korlaşan bu tatlı hayat

bir bebek hasreti döndürse geri

ipince mısralarla örülü büyü

rengini almıştır eflatun ve kar

sustukça büyüyen kanar yaradır

 

sükuttan bir yara kanar bağrımda

beyazdır ellerim yüzüm karadır

  

3.

kumdan kulelerde yitmektir ölüm

kirpiklerime değen her yağmur

ortadan bölse de bir ayrılığı

öpüyor yağmuru kadeh dudaklar

kimin yolcusuysan çöl yollarında

kime dokunsan keskin ellerle

hüsranlı bir vaktin zelzelesinde

yıkılmış bir duvarım

altımda hazineler saklıdır

 

ey hayat yolumdan bir gün çekilsen

bilirim yoklukta sükut kârımdır

 

 

 

4.

ey tanrının sükut ayeti

ez beni tenimden yaralar üret

  

5.

bir kez sevdim diye

iki kez vuruldum

tin’e ve zeytun’a inandım diye

iki kez vuruldum

ifritler karıştırdı içimdeki kazanı

akletsem darağacına ayaklarımla giderim

sen vurdun diye ben sana ne ederim

ey dertli başım şiirlerimin son kaydı

gel öldür beni bir daha

bu bahar dirileyim

 

içindeki sudan içtim

beni diye öldüm seni

sükût bir çocuğun annesine ağlamasıdır

 

ince kızlar girmesin perdeleri indirsem

bir resim çizsem duvarlarına şehrin

ırmakların sesine hapsetsem bu baharı

sükutun çerçevesi kırılsa bu nakıştan

bu senin içinde tanrının tırnakları

lâl kesilmiş sesinin ğulğulin nefesidir

durur ve bakarım yüzüme

ne yazık aynada göz izi var

 

6.

ya hep’in içine

eril bir erek düşürdüm

ve sen şimşekten bir batarya kuran

akletmezsen ya nice sükuttur bu

asrın ve husrun tazeliğine sığındım

gördüm sencileyin tarumar bahçe

boşluktan düşen ebabil kuşudur yağmur

beni böyle vurup da yapayalnız bırakma

cennetin mi cehennemin mi bilmem

korkunun mu yoksa araf’ıyımdır

 

ya hiç’e döndüm sırtımı

piç oldum

varsam gözlerime parmağını sok

beni yüklen ey dulda hiç ses çıkarmam

bende de var şeytanın içindeki ben

mecruhun ruz u gamı

beş noktaya tebelleş

bir atom çekirdeği

patla dedim de patlamadan sırrım söküldü

beni böyle yorumsuz tekbaşına bırakma

ya hep’in ya hiç’in kaf dağıyımdır

 

sensiz bir dağ başının sökülmez taşı idim

dolu vurdu yağmur vurdu eridim

 

7.

 

denklemeliyim aklımı

bu hale gelince cinnetime

yalnızca azgınların uyduğu

şiir elemlerine virgül koymalı değil miyim

ve onların gayrımeşru çocuğu ilençlerine

leylim..mavi zehrim…ankebutum

bir çınlama feryadıdır suskunluk mezmurları

sükunet

savaş meydanında

yenilgiyle büyüyen göğerçin mezarıdır

 

tanrım, sırrımı gizlediğim bu ayetlerde

aklımı nisyan bilip ruhumu putlaştırma

asılsızım / hükmüm / hırçın bir

barbar gibi naralar atarak savaşırken

dirilmek için dindirdiğim ruhumun

suskun ocaklarında

suspus

bir sis perdesinden ansızın çıkıp gelen

ansızın kör olan yarasa ayetlerinin

gündüzün içeri girdiği

yazılmamış bir mağara yasasıdır

 

iki periyod bu şiiri bitirmeme yetmedi

bu suskunluk yedi ömrün arzulanan yası’dır

Latest posts by Müştehir Karakaya (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.