"Enter"a basıp içeriğe geçin

Teknolojik Yalnızlık

Çağımız insanının en büyük çıkmazlarından biri yalnızlık duygusu gibi görünüyor. Ne ilginçtir ki; bu yalnızlık kalabalıklar içinde yaşanıyor. Ruhsal yalnızlığın zorlukları, durgun suya atılan taşın gittikçe genişleyen halkaları oluşturması gibi büyüdükçe büyüyor. Çoğunluğun içinde yapayalnız kalan bireylerin dünyasında bunalım giderek artıyor. Böylece gelişen dünyanın aksine, ruhlardaki fakirleşmenin zorlukları her geçen gün daha fazla hissediliyor.
Alabildiğine hızlı gelişen dünyamız, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte insanlığın yararına olduğu kadar kimi zaman zararına olan / olabilecek etkileri de gündeme getiriyor. Araçları amaç hâline getirerek modern çağa ayak uydurmaya çalışan insan, artık daha hızlı konuşuyor, tüketiyor, her alanda işlerini bir çırpıda hallediyor. Bunda, çalışma hayatının yoğunluğunun ve teknolojik cihazların yaşamı kolaylaştırmasının önemli derecede etkisi var elbette. Son model cep telefonları, bilgisayarlar, kameralar, tabletler, daha neler neler.. Hayatlarımızı kolaylaştırdıkları kadar, bizi bizden çalarak kendilerine bağımlı kılan gizli hırsızlar her biri. Sizi özünüzden uzaklaştırırken bunu kurnazca, farkettirmeden yapıyorlar üstelik. Bir cihazı tercihen kullandığınızı düşünürken, aslında onun kısa süreliğine hayatınızdan çıkmasına bile tahammülü olmayan bir bağımlı hâline geldiğinizi nelerden sonra anlıyorsunuz.
Konuyu bu açıdan değerlendirdiğimizde, kaybedilenleri de göz-ardı etmemek gerek. Maddî dünyanın olanaklarına ister istemez kapılan insanın, kendisi farkında olsun veya olmasın, gerçekte ruhunun ihtiyaç duyduğu dingin bir yaşam arzusu var. Medeniyetin nimetleriyle çevrelenmiş bir yaşamın içinde dahi, iç yetmezliklerine ve huzursuzluğa teslim olunan anların sayısı hiç de az değil. Şarjı biten ve enerjiyle desteklenen teknik cihazların yanı sıra, ruhlar da tanımlayamadıkları gizli bir enerjiye muhtaç hissediyorlar kendilerini. Hızlı akan çağın yavaşlatılması ihtiyacı bu bir bakıma.
Kendini her bakımdan gelişime adayan insanlar için, yaşanan yüzyılın hayata sundukları büyük önem taşıyor. Çağın gerisinde kalmadan ona ayak uydurma gayretleri, insanlığın ortak amaçlarından biri. Teknolojiyi doğru kullanmakla açılacak aydınlık kapılar, yanlış kullanımın yaratacağı karanlıkları yok ettiği müddetçe sorun yok gibi görünüyor. Buna karşılık, bir şeye ayak uydurma çabaları eğer normal sınırların üzerine çıkıyorsa, başta olağan bir çaba gibi algılansa da, bu durumun zaman içinde tehlike çanlarının çalmasına neden olabileceğinden bahsetmek hatalı bir yaklaşım olmasa gerek. Özellikle sosyal paylaşım sitelerinin bunda önemli rolü var belki de. Sanal dünyanın en önemli temsilcilerinden olan ortamlar, bu ortamlarda dostluklar kurmayı, var olan dostluklarını perçinlemeyi (!) yaşamsal hedefleri sayanlar için bulunmaz birer nimet. Ne de olsa buralarda, eskilerin mahrem sayarak mahalledeki yan komşusundan bile gizlediği tüm değerler genele açık şekilde gözler önünde sergileniyor. Aile hayatlarındaki özel hallerin, çocukların başarı belgelerinin, medenî hallerdeki değişimlerin, afiyetle yenen yemeklerin renkli görüntülerinin, dere-tepe gezilen yerlerin üç-beş fotoğrafla değil; her karış toprağının zorunlu olarak (!) çok sayıda fotoğrafla sergilenmeleri, çeşitli meslek mensuplarının birbirlerini karşılıklı pohpohlayarak özgüven tazelemeleri, sanat yolculuklarını sürdürmeye çalışanların “dostlar alışverişte görsün.” tarzındaki yaklaşımlarıyla şekillenen, nitelikten gittikçe uzaklaşan, nicelik odaklı ürünlerinin karşılıklı alkışlarla desteklenmesi, üstelik bu ürünlere yapılan eleştirilerin her ne hikmetse o ürünleri açığa çıkaranların egolarını şişirmeye yönelik olması, pek çok kişinin siyâsî, dinî ve ahlâkî konularda kendilerini yetkin hissetmesi hayli düşündürücü doğrusu. Methiyeler, sanal dünyanın içine dalanlar için sinsice zehrini akıtan bir yılana benziyor. Teknolojinin içine gizlenmiş dünyanın insanları, özellikle sosyal paylaşım sitelerinde daima en güzel görüntüleri, mutluluktan uçan (!) hâlleri ve güler yüzleriyle yer alıyorlar. Kendini kusursuz, harikulâde hisseden insan, her zaman olumlu eleştiriye açık oluyor. Buna karşılık, gerçek hayatta kendisine yapılan en küçük olumsuz eleştiride çılgına dönüyor. Zaman içinde sanal dünyayla gerçek dünya arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanan; ailesi, yaşadığı çevre, en önemlisi iç dünyasıyla kurduğu iletişimlerde sorunlar yaşamaya başlıyor. Sanal dünyada sahte davranışlara mâruz kalırken, gerçek dünyadaki davranışları yorumlamakta giderek zorlanıyor. Karşılıklı, göz iletişimiyle kurulan gerçek dostlukların yerine, varlığını sahte de olsa hep yücelten insanların dünyasında olmayı yeğliyor. Ruhsal yönden tatmin olmaya ve yalnızlığını gidermeye çalışırken, kendisini adım adım tatminsizliğe ve yalnızlaşmaya doğru sürükleyen sanallığın girdabında, bir o yana bir bu yana savruluyor. İşin en vahim yanı, sadece teknolojinin nimetlerinden yararlanmak için bu ortamlarda yer alan insan, ilerleyen süreçte farkında dahi olmadan teknoloji bağımlısı olup çıkıyor. Sabahları penceresine gün ışığı vurur vurmaz, hattâ gece sabaha kavuşmadan uykusundan uyanıp sanal ortamlarda kendisine yönelik olarak yapılan beğenileri ve değerlendirmeleri tâkip etme ihtiyacını duyuyor. Bu olanaktan mahrum olduğunda yarım kaldığını hissediyor. Bunun kökeninde, dış dünyanın yarattığı teknolojinin, yalnızlığına çare olacağına dâir içinde geliştirdiği güçlü inanç yatıyor.
Oysa yalnızlık duygusu dışarıdan değil; içeriden gelen zenginliklerle giderilebilir ancak. İnsan, büyük olasılıkla, bunu yaşı ilerledikçe çok daha derinden algılamaya başlıyor. Dünyanın hiçbir teknolojik cihazı ve teknolojiyle keşfedilen ortamlar, gerçek dünyanın güzelliklerinin ve değerlerinin yerini tutamıyor. Kalabalıklar içinde yalnızlık çeken insan, kendi içindeki kalabalıktan güç almayı denemedikçe ıssızlaşıyor. Sahte dünyanın hazlarını yaşamına katmaya çalışırken, gerçek ortamlarda gerçek insanlarla paylaştıklarını sınırlıyor. Kendinden kaçıyor bir bakıma. Bağımlılıklar yaratıyor kendi içinde. Kısa süreli tatminleri, uzun süreli gelişimlere tercih ediyor. Yalnızca gerekli durumlarda ve zamanlarda teknolojinin ipine sarılmak yerine, o ipe bütünüyle dolanmayı uygun buluyor. Tüm bunların sonucunda da; medeniyetin ışığıyla aydınlanan değil, âdeta o ışıkla gözleri kamaşan ve kör olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir neslin, teknolojik yalnızlığa mahkum olmuş temsilcisi olmayı sürdürüyor.

Latest posts by Ezgi Fatma Açıkgöz (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.