"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ütopya’nın Üzerinden Geçen Saka Kuşunun Ölümüdür

İnsanoğlunun nesli ne kadar değerli ise benim neslim de en az onun ki kadar değerlidir. Ben saka kuşuyum. Güzelliğine destanlar yazılanım. Renkleri tüylerinde taşıyan, sesiyle var olanım. Küçücük bir canım. Deve dikenlerinin tepesine konabilenim. İnsanoğlunun hayran olduğuyum.

Yüzyıllardır özgürlükle kafes arasında geçti ömrüm. Altın kafeslerim oldu, dizi dizi inciler sıraladılar etrafıma. Türlü zenginliklerle süslediler. Şairlere ilham oldu güzelliğim, ressamlar taşları parçaladı bendeki renkleri bulmak için; müzisyenler sesimdeki ahenk uğruna çıldırdı bunca zamandır. Sesimi duymak için kalabalıklar birikti etrafımda. Namım öyle yayıldı ki, her şey unutulsa bu fani dünya da, ben unutulmam. Ama gün geldi kapana kısıldım, gün geldi filelere takıldı eşsiz kanatlarım. Bir lokmalık etim için canıma kıyan bile oldu. Ben insanı en iyi bilenim o yüzden. Ben insana kafes arkasından bakabilen en güzel yaratılanım.

Ben saka kuşuyum. Ütopya’ nın üzerinden geçen. Onun gözlerine denk gelen, o vakte kadar çalıdan çalıya uçan, renklerimi insanlardan koruyan, deve dikenlerinin üstünde kuyruğunu oynatıp duran, vurulmayan, yakalanmayan ufacık bir saka kuşuyum.

Bir sabahın alacasında görünceye kadar Ütopya’ yı, günün ilk ışıklarıyla birlikte pırıl pırıl parlayan tüylerimle yaşadım. Üç bahar görmüştüm. Göçler etmiştim; binlercesiyle birlikte uçmuştum neslimin.

Sabahtı. Bir çalının en yüksek dalında güneşi bekliyordum. İnsanların nereye gidip geldiklerini bilmediğim bir yol vardı alt tarafta. İlk defa o sabah, çok erken bir vakitte, alacalığın içine doğru ötüverdim. Sesim güneşe eşti. Sesim güzelliğin madeni gibiydi. Birden Ütopya’ nın bana baktığını, beni dinlediğini gördüm. Yoldaydı. Sabahın içinde nereye gittiğini hiç bilmeyeceğim. Duruyordu. Güzellikle çirkinliğin tam ortasındaydı. Sanki benim sesimle aşacaktı sınırları. Tüylerimin renkleriyle renklendirecekti hayatını baştan sona. Birden sesimin, yüzyıllardır ahenk sarayının sultanı olan sesimin yok olduğunu hissettim. Ufacık yüreğim çatlayacaktı. Ütopya’ nın gözlerinde bu devre kadar rastlamadığım bir giz vardı ve durmuş bana bakıyordu. Benim varlığıma şahit oluyordu. Korktum, iki yanında kırmızı tüyler olan başımı salladım korkumdan. Ütopya benim için bütün şatafatına ara vermişti. Neslimin içinde benim kadar bahtiyar olan, ya da böyle bir bahtsızlığa uğrayan var mıdır?

Ben hüzün kuşuyum. Ütopya’ yı görenim, sesini ona duyuranım, onun gönlüne ansızın girenim. Onun yüzünden, onun gözlerindeki mana yüzünden mahvolanım. Sesini kaybeden, renklerini solduran, uçmasını unutanım. Neslimin en şaşkınıyım.

Nedendir bilmem, Ütopya bir ara başını çevirdi benden. İşte o an içimde kalan son hayat isteğiyle uçuverdim. Aşağı doğru, Ütopya’ nın üstünden, ateşin ve gülün üstünden, cennetin üstünden ve dahi cehennemin üstünden geçiverdim. Yolun altındaki çalının tepesine kondum bu sefer. Yüreğim ha koptu ha kopacaktı yerinden.

Ütopya yine gördü beni. Gözümün önündeki siyah tüylerden dünyaya acı yayılıyordu. Sırf onun için bugüne kadar duyulmamış güzellikte ötmek istedim. Sesimin onun ömrüne bereket olmasını istedim. Olmadı. Ütopya’ nın büyüsüyle sesim tutuldu. Kahrımı dünya duysun diye öteyim dedim, yine olmadı. Bir saka kuşunun sonuydu zaman. Üstelik Ütopya durmadan bana bakıyordu. Cansızlaşan tırnaklarımla, o bana bakarken yere düşmemek için dayanıyordum. Yeniden korktum, ben o an yere düşersem Ütopya tüm renklerini yitirecek diye. Bana bakarken tüm güzellikleri düşünsün diye dayandım. Belki hayatında ilk defa bir saka kuşu görüyordu ve eminim adımı dahi bilmiyordu. Önce sesime kulak verdi, sonra renklerime vuruldu. Yeniden, daha dehşetli korktum, ya renklerimden daha güzel bir şey görmediyse diye. Siyah gözlerinin içinde inanılmaz bir dünya vardı. Bütün kuşlarla birlikte oraya göç etmeyi, gerekirse tümden telef olmayı bile diledim. Ama yalnızdım, sabahın alacasında tüylerimden daha renkli bir bilinmeze rastlamış ve ölümün kucağına yatıvermiştim.

Ütopya yoldaydı, nereye gidildiğini hiç bilmeyeceğim bir yolda. Tam o sırada, Ütopya’ nın gözlerinin durduk yere yaşardığı o anda, ta yolun öte ucundan bir başka kuş ötüverdi. Ütopya’ nın yaşaran gözleri… O yöne baktı. Öten saka kuşu değildi. Son kez bana bakacak mı diye çok ümit ettim. Bakmadı. Ve adımlayıp yolu, öten kuşun sesine doğru gitti. Damlar gibi adım atıyordu. En son gördüğüm budur.

Ben saka kuşuyum. Çalının dibine düştüğümden kimsenin haberi olmadı. Etimin canlılığı günden güne azaldı ve rengarenk tüylerim teker teker uçup gitti. Çalının dibinde böceklere, karıncalara yem oldum. Başımın iki yanında bulunan kırmızı tüylerime yandım en çok.

Bir sabahın alacasında geçtim güç bela Ütopya’ nın üzerinden ölümün yanına. Güneş anca parlıyordu.

Latest posts by Tuncay Günaydın (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.