"Enter"a basıp içeriğe geçin

Üzengi

saatler akrep tükürüyor işte durmadan
şimdi bir sabahın sesleri büyür suyun rengine doğru
hani o adını susmak koyduğumuz ırmağın uğultusu
gökyüzüne kapanan çekmeceler
ve bir
beyaz
kağıt
ve dünyanın bütün uçurumlarıyla arkadaş olmak
gibi yakılan fotoğraflar
her dakika içimde çınarlar deviren gözlerini artık
hatırlamazlar.

 
hem hatırlamak
bir başdönmesinden başka nedir ki
zamanı arsız bir tufana doğru sürüklemekten
dipdiri bir sancıya ister istemez
tutunmaktan başka nedir.

 
işte o takvimlerde
dondurup hayatın beyaz köpüklerini
yitiksiz bir ağrı yetiştirmeli insan
ki başlasın gözleri yolculuk
bir bebek bulutlara doğru uyanmaya
uyanmaya uyanmaya ve durmadan.

 
saatler bir özlemi soğutuyor yüzlerinde eylül sabahlarının
şimdi ne içimize çarpa çarpa parçalanan aynalar
ne de beklemenin gitgide tozlanan bakışları
yağmurun yüzündeki ıssızlığı doğrular.
duvar
kapatır kapılarını bütün yüzyıllara
bense işte nefes nefese seni düşünüyorum
işte yine ellerin berzaha açılan bir beyazlık oluyor
hayalim yine ateşler içinde bir çocuğun
annesini çağırmasına.

 
saatler diyorum bazen ayrılığa
alışkın kalbimizi hatırlatıyor, yorgun.

Latest posts by Mustafa Kerkercigil (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.