"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yalnızlık Senfonisi

Gün gelir, içinden çıkılamaz bir yalnızlık duygusu ele geçirir benliğinizi. Toplum içine karışmanız, sözde sosyal hayat adı altında sürdürülen, sürüler hâlinde gezen kuşlar misali bir arada olan bireylerin oluşturduğu topluluklarda bulunmanız da kâr etmez olur, yüreğinizin isyan dolu çırpınışlarına. En zoru da budur işte. Sebepsiz gibi görünen dertlerin gönül evinize yansıyan senfonisinin iç dünyanızı sağır edici ağırlığı ve bu ağırlığa eşlik eden huzursuzluğunuz. Maddesel olarak tek başınıza kalmanızdan daha acıdır, kalabalık içinde yaşadığınız yalnızlık duygusu. Kendinizi tıpkı iplikleri birbirine karışmış bir yumak gibi hissederken, tüm gücünüzü toplayarak yaşamınıza devam edebilmeniz ve yön verebilmeniz hiç de kolay değildir. Gün ağarır, gün ışığının odanızın penceresinden yansımaları bir an gelir umutlandırır sizi. Sonrasında ise bu yansımalar da kâr etmez olur, iç dünyanızdaki debelenmelere. Yalnızlık, davetsiz bir misafir gibi oturur kalır yüreğinize. Siz isteseniz de istemeseniz de bu böyledir. Kalabalık içinde yalnızlık hisseden için, yüreğindeki kalabalıktan güç almak en doğru yoldur bu aşamada. İçe yöneliş, iç sesinize kulak vermeniz size yaşam gerçeğini fısıltılarla haykırır o an. Hayatı derinden algılamaya çalışan her insan, birer yalnız adayıdır şu geçici hayatta. Bedenen yalnızlıkla paralel gelişim göstermez manevi yalnızlığınız. İşin ilginç yanı da budur aslında. Çokluk içinde tekil kalma hissini deneyimlersiniz sıklıkla. Yalnızlığın ruhsal bir duygu süreci olduğunu ancak bu sayede algılayabilirsiniz. Maddesel değil, manevi yalnızlık duygusunun giderilmesi safhasında yapabileceğiniz tek şeyin, özünüzle bağlantı kurmak olduğunu bilmesine bilirsiniz de, bunu nasıl yapabileceğiniz konusuna takılır kalırsınız çoğu zaman.

Yalnızlık, başı ve sonu belli olmayan yakıcı bir senfonidir…

Gün gelir, size benzer ruhta olanlarla yalnızlıktan kurtulacağınızı, o insanlarla bütünleşerek evrenin başından beri istediği kaynaşmayı sağlayacağınızı düşünürsünüz. Oysa, bu ne büyük bir yanılgıdır! Her şeyle ve herkesle yaradılışımız gereği özümüzdeki enerjinin aynı olduğu gerçeği karşısında, naif olan ne kadar duygu varsa ve güzelliklerden el alan ne kadar düşünce varsa kenetleriz birbirine büyük bir şevkle ve özgürce. Ancak, zaman geçtikçe, bize benzer olduklarını düşündüklerimizin de kendilerince yalnızlığı deneyimlediklerini anlarız. Ne de olsa birbirinin tamamen aynısı olan hiçbir insan yoktur bu âlemde. Bunu beklemek de büyük bir hatâ olur zaten. Yalnızlık senfonisini dinlerken, en azından ortak noktalarınızın yoğun olduğu kişilerle ruhsal ve düşünsel olarak paylaşımda bulunma ihtiyacı içine girersiniz. Böyle insanların birbirini bulması, dünya gezegeni için büyük şanstır. Bulunca birbirinin kıymetini bilmek var ya, işte bunu başarmaktır asıl önemli olan. Ne yazık ki, çoğumuzun başarısız olduğu kritik nokta da burada kendisini gösterir. Ruhdaş ve düşündaş bireylerin bir araya gelerek, karşılıklı saygı, anlayış ve sevgi dolu bir bütünlük duygusuyla birbirlerinin yalnızlıklarına merhem olmaları aşaması, kuşkusuz yalnızlık senfonisindeki notaları oradan oraya savuracaktır. Amaç, bireysel olarak yalnızlık senfonisinin tınılarını biraz olsun kendimizden uzaklaştırmaktır. Süreklilik gösteren yalnızlığınıza, sizi anlayabilecek yol arkadaşlarıyla dur diyebilmek değil midir asıl istenen?

Yalnızlığın bir de diğer yüzü var elbette: Belirli zamanlarda yalnız kalma ihtiyacı. Bu durum, bambaşka bir boyuta açılan pencere gibidir. Özellikle yaşama dair duyarlı algılamaları olan, derinlikli düşünceleri kendisine katabilmiş, bilhassa sanata gönül vermiş olanlar için, yalnızlık bulunmaz bir nimet gibidir. Üretmek, yepyeni güzellikleri sanatın hangi dalıyla olursa olsun ortaya koyabilmek için iç sesinize kulak vermek, ondan gelen tılsımlı mesajları özümseyip, hayatınıza olumlu yönde katkıda bulunabilmek için mutlaka yalnız kalmanızgerekir. Zaman zaman hayatın sessiz yanını deneyimleme ihtiyacı, gürültüler içinde yaşayan dünya insanları için son derece önemli bir gereksinimdir. Ancak, buradaki yalnızlık kavramı, kişinin kendisini çaresizce yalnız hissetmesinden oldukça farklıdır. Eli sanata değen her insan, zaman zaman kendi tercihiyle yalnız kalmayı ve sessizliği seçebilir. Dilediği zaman da bu yalnızlık sürecine son verir yine kendince.

Oysa kendisini yalnızlık senfonisinin yüreğini sağır eden tınılarına kaptırmış biri için, yalnızlık kavramı bir bakıma ıssızlık anlamına gelir. Kendisi böyle olmasını istemediği hâlde, yalnızlık denizinde çırpınıp durmak zorunda kalır. Bu yüzden bitap düşer yalnızlığı içine sindirmeye çalışırken. Başka bir çaresinin olmadığına kanaat getirince de, teslim olur yalnızlığın ruhunu dolayan kollarına.

Bir süre sonra, kendisi için biçilmiş bu kaftanı tebessümle giymeye ve onunla zorunluluktan bile olsa bütünleşmeye karar verir. Hayata karşı gelmenin anlamsızlığını defalarca deneyimlemiş ruhunu, yalnızlığı dost kabul etmesi için tatlı tatlı ikna eder. Bilir ki, kendisini çıkmaz bir sokaktaymış gibi hissettiren yalnızlık duygusu, aslında ilgili zaman diliminde, mutlaka yaşaması gerektiği için hayatında yer alıyordur. Ayrıca, evrenin esas sahibinin idrakında olduğu ölçüde, bu yalnızlık hissinin kendisinden usul usul uzaklaştırılacağının da bilincindedir. Yüreğindeki aydınlanmanın ruhunu ve bedenini çepeçevre kuşatmasına izin verdiği oranda, sanatsal veriminin artacağından da zerre kadar kuşkusu yoktur. Olumsuzu olumluya çevirme içgüdüsüne teslim eder kendini ve dışarıdan bakıldığında hayretler uyandıracak derecede çoğalmış olarak yaşama yeniden sıkıca sarılır. Çoğalmasının kaynağının dış faktörler, fiziksel olarak çevresinde bulunan insanlar ve dünyevi zevkler olmadığını algıladığında ise, yüreğinde aydınlıklar içindeki yepyeni bir açılımın, benliğini sıcacık sardığını hissetmeye başlar. İşte tam da bu noktada, eskiden kendisine acı veren yalnızlık senfonisini dinlemekten büyük bir mutluluk duyduğunu şaşırarak fark eder. Gariptir ama doğrudur. Bu senfoni onu kendisine getiren, hanımeli çiçeği kokan bir dost eli gibidir. Ruhsal dönüşümünün bir parçası olan yalnızlığına selâm verir ve hayat merdiveninin diğer basamaklarında ilerlemek üzere bir adım daha atar.

Ruhsal ve kişisel gelişimin önemini algılayıp, bu uğurda çırpınıp duran bir yürek için yalnızlık, yürekleri acıtırken güçlü kılan, teklikte çokluğu görebilmeyi zaman içinde hayat yolcusuna bahşeden çok özel bir senfoni olmuştur artık.

Latest posts by Ezgi Fatma Açıkgöz (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.