"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yarasa Konan

Balkonla sınırlı yaşamaktan kurtulmuş, evin tümünde özgürce dolaşıyordu, yayılıyordu.
Boşuna değilmiş büyüdüğünü göremediğime üzüldüğüm; yavru bıraktığım kömür karası cılızı, ele avuca sığmaz gürbüz bir delikanlı olmuş buldum.
Onu anımsayınca, gece vakti üzerine ayışığı vurmuş kömür katmanı geliyordu bakışıma.
Karalığını eksiltmeden büyümüş.
Gözbebekleri bile kara, yalnızca çevreleri bal sarısı. Güzel gözlerinden biri hasarlı. Saydam tabakası zedeli sağ gözü için körlük tehlikesi sürüyor.
Minikliğinde titrek sesi hiç susmazdı.
Ses tellerindeki rahatsızlık iyileşmediğinden, konuşmakla arası aralanmış. Ancak zorlayınca oldukça kısık bir sesle dilleniyor.
Karalığının ve sessizliğinin en büyük tehlikesi, özellikle geceleri üzerine basılabilmesi. Geldiği, gittiği belli olmuyor. Öyle sessiz dolaşıyor ki ayak altına girdiğini gündüz bile sezemeyebiliyoruz.
Öteki gibi değil, bu çok iştahlı.
Yemeğimizi rahatça yiyemiyoruz. Payını ille alacak. Hemen ön ayaklarını dizlerimize koyuyor. Masanın üstüne çıkıyor. Vicdan azabı gibi çöküyor sofraya. Kızmış gibi yapmak, kovar gibi davranmak işe yaramıyor.
Ağız tadına uygun gördüğü her şeyi yiyor.
Bir keresinde, sol elimde tuttuğum elmadan şapırtı geldi. Baktım, elmayı yalıyor. Bir tabak kavunu şapır şupur tükettiğini gözlerimle gördüm. Kavun da yenilmeyecek gibi değildi, suluydu ve tatlıydı.
Evin birinci kedisinden korkusu kalmamış.
Şeftali’yi tanıyorsunuz, boz kedimiz; Konan, kara kedinin adı.
Ad koymak her canlı için önemli bir eylem.
El kadarken ve öldü ölecek durumdayken alınmıştı sokaktan. Cılız bedeninin kolları açıldığında yarasayı andırıyordu. Bana kalsa adı Yarasa kalacaktı. Burak, adını Uzay koymak istedi, sonra Küsuf önerisinde bulundu. Daha ilginci ve uyumsuzu Hülya Hanım’ın seçimiydi. Konan olsun dedi, öyle oldu.
Sinema filmi televizyon kanallarında kerelerce oynatıldığı için adını duymayan az insanın kaldığı Conan, tam adıyla Kimeryalı Conan, ABD vatandaşı Robert Ervin How’ın çizgi romanının başkişisi. Ben okunduğu gibi yazıyorum: Konan. Görüldüğü üzere bizim Konan’la hiçbir ilintisi bulunmuyor.
Görüyorsunuz, hayvanlara ad koyarken de uyuşmazlığa düşülebiliyor ve ilginç öneriler ortaya çıkabiliyor.
Eve döndüğümde, boyunu posunu ve durmak bilmezliğini görünce panter adının çok yakışabileceğini düşündüm.
Şeftali’ye top atsan Konan daha önce sıçrıyor, mama vermeye kalksan Konan kapıyor.
Kara kedi, yaşam alanını paylaşmaktan hiç hoşlanmayan boz kediyi sindirmişti.
Ağırlaşmış, olgunlaşmış Şeftali artık başa çıkamaz panter gibi delikanlıyla. Belki de başa çıkabilir! Çünkü bizim sözde panterin de zayıf yanı var. Astım hastası. O yüzden uzun süreli bir kavga yapamıyor. Bulduğu yere uzanıveriyor.
Kısa zaman içinde, Şeftali’nin Konan’a katlanmakla yetinmediğini anladım.
Boz kedimiz seviyordu kara kediyi.
Abla kardeş yaşıyorlar.
Sevdiği şuradan belli ki: Diğer zamanlarda sessiz yaşayan Konan tırnakları kesilirken çok mızmızlanır, gizlediği sesini çıkarır; Şeftali bu işlem bitinceye değin yanından ayrılmıyor, kaygıyla bekliyor.
Fazlası var: Dün ikisi de koltuktaydılar. Bunda bir şey yok; bir koltuğu paylaşmaya alışmışlar. Dikkatimi çeken, Şeftali’nin, anne kucağında yatar gibi serilen Konan’ı diliyle yalayarak temizlemesi oldu.
Bazen sağlam kapışıyorlar ancak çoğu zaman oynaşıyorlar. Genellikle Konan sataşıyor, sırnaşıklığıyla artık olgunluk evresindeki arada bir Şeftali’yi bezdirebiliyor. Yine de Konan’ın varlığı Şeftali’ye iyi geldi.
Bana da iyi geldi.
Kapışmalarını, kovalamacalarını izlemek hoşuma gidiyor. Özellikle sabahları hoşnutlukla zaman ayırıyorum gösterilerini izlemek için.
Durmak bilmez Konan bu sabah ayrı bir serüven yaşattı bize.
Sultan’ın salondan ulaşan haykırışı: “Koş kedi bahçede!”
Dışarı fırladım, evin çevresini dolandım. O da öyle yapmış ki çıktığı pencerenin önünde gördüm. Sıçradı, yetişemedi. Yönünü sokağa çevirdi.
Gençliğimde panayır kaleciliği yaptığımı söylemiş miydim?
Üç gole bir sigarasına atılan şutlarda kaleyi koruyordum. Harçlık uğruna. Garanti para yoktu. Kurtarırsam kazanıyordum. Zor işti. İnsanımız meşin topa sivri uçlu iskarpin ayakkabıyla burun kakmayı seviyordu.
Çevik bir hamleyle yakaladığım Konan’ı atladığı pencereden içeri bıraktım.
Şeftali’yi uçarak havada yakaladığım zamanki kadar gösteri değeri taşımasa da başarılı bir yakalayıştı.
Emeklilik uğraşımı buldum sanırım! Buradan duyuruyorum: Renk ve tür ayrımı yapılmadan her kedi özenle yakalanır!
Şimdilik bir koltukta usluca oturuyor. Yaşadığı kısa maceradan ürkmüş görünüyor.
Bir daha kaçma kedi; acıya boğma bizi; sana da yanarız, kendimize de…

Latest posts by Erdal Noyan (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.