"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yirmidokuzuncu Kapı

Asıl şimdi başlıyor hikaye, asıl şimdi
Bir yanda şavkı ayın ve bir yanda kendisi
Bir ayrılık bin aynılık var aramızda
Donakalmış her şey, takvimler yanmış
Akan zamansa uyuyan külkedisi
Ve biliyor musun dokuzun yaptığını
Değirmi bir yirmiyle birlik olup
Gelinciği kanattığını
Günlerin yokuş yukarı tıknefes
Gecelerin simsiyah zakkum tarlası olduğunu
Yas tutan karalar bağlayan bir anne gibi zaman
Kanla karışık sütle besliyor bizi
Bir kez daha doğrulanırsa gecenin gündüze gebe olduğu
Belki de sabaha çıkaracak,
El değmemiş bir sonsuza değdirecek ellerimizi
Sen şimdi bunlara bakma yürü
Otuz, otuz bir, otuz iki ve daha nicesi serilsin ayaklarına
Sümbüller senin için dökülsün salkım saçak
Biriksin pencerende serenat için güller
Yağmurlar sana baksın camında ağlayarak
Sönmesin ışığı hiç, o çifte mücevherin
Kalsın kumda o izler ağırlığınca derin
Ah! O küçücük halı, ruhunun seccadesi
Göl gölgesi gibi dursun vücudun çöllerinde
Ömrüne yemin olsun zafer olsun seferin
Bir yanda şavkı ayın öbür yanda kendisi
Can ve beden bir yerde, ayrılıksa kelime
Bir kelime ne bağlar, neyi çözer, ne yazar
Kavuşmaktır aynada ayrılıkların aksi

Latest posts by Mürsel Sönmez (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.