"Enter"a basıp içeriğe geçin

Zamanda Yolculuk

Karanlık atlas gibi özerimize çöken gökyüzü, bizlere ne demek istediğini çözmeye çalışıyorduk. Göz gözü görmede zorlandığı bu ortamda el yordamı ile etrafındakileri yokladı. Ne aradığını bilemediğimiz için müdahale de edemiyorduk. Çünkü bu tür durumlarda onur meselesi yapar bizlere kızardı. “Ben kendi işimi kendim yaparım” diye.

 

-Çabuk kalk, babanla gideceksin, diyen annemin sesiyle irkildim.
-saman toplama.
-off çok erken, daha.
-bak güneş nereye çıktı, sen erken diyorsun. Baba’n bekliyor. Çabuk ol yoksa sana kızar.

 
İstemeyerek kalktım. Acele giyinip babamın yanına gittim. Yolculuk böylece başlıyordu.

 
Evimiz köyden uzakta inşa edilmişti. Bizim ve amcamın evi. Diğer köylülerin evleri küme şeklinde olmasına rağmen bizimki köyden epeyce uzaktaydı.

 
Köylüler ev yapmak için köyün arazisini paylarken amcalarımın üçüne yer vermişti köy içinde, bizim ve bir amcamın evi için köyden uzakta bir araziyi işaret ederek “işte buraya ev yapabilirsiniz” demiştiler. Bizimkiler de mecburen buna uymuştular. Bir yönden de iyi olmuştu. Köyün karabalığından uzakta sakin bir yaşamımız vardı.

 
Köyümüzün arazileri taşlık olduğundan hem ekilecek alan azdı hem de verimi düşüktü. Bu nedenle komşu köyün arazileri hem düz, taşsız geniş alanlara sahipti hem de biçerdöverle ekinlerini biçme imkânına sahiptiler. Bizim arazileri biçerdöverle biçmek bir yana, biçerdöver içine bile giremezdi.

 
O sabah komşu köye biçilen ekinlerden kalma samanları toplayarak bizim evin önündeki harman alanına getirecektik. Daha sonra da patozla parçalayarak, hayvanları beslemek için saman halinde öğütecektik.

 
Bu amaç için bir devemiz vardı. Onunla gidecektik. Ben babama yardım edecek, samanları yükledikten sonra yine birlikte eve gelecek kahvaltı edecektik. Bunun için babam acele ediyordu. Sabah serinliğinde erkenden gidip gelmek için.

 
Babamla yola koyulduk. Giderken deveye bindik. Komşu köyün arazileri bizim köyün alt tarafındaydı. Sınırı bir çay çiziyordu. Ne hikmetse çayın bizim tarafı taşlık, öteki tarafı geniş bir ova gibi tek taşın bile olmadığı arazilere sahipti.

 
Ekinlerini bir önceki gün biçmiştiler. Hayvancılıkla uğraşmadıkları için samana da ihtiyaçları yoktu. Bizim için de bulunmaz bir nimetti. Aksi takdirde kışın hayvanlarımızı besleyecek samanımız olmazdı. Samanları yükledikten sonra yaya olarak yola koyulduk. En az dört kilometre yolu yaya olarak kat ettik ben daha o zamanlar ilkokula bile başlamamıştım.

 
Daha sonraki zamanlarda bu olayı hatırlayarak şöyle dizelere dökmüştüm:

 

 

“Babam
Sabahın alaca karanlığında
Güneş daha öpücük kondurmadan yeryüzüne Ellerinde tırpan
Düşerdi yollara babam
Biz çoluk-çocuğa geçimlik nafaka için
Durmadan sallardı ömründen yılları
Ve
Yalın ayak bizler
Farkında olmadan hiç bir şeyin
Koşuştururken dikenli yollarda
Gözlerimizde yaş
Ağrıyan yarınlarımız
Ve Babam
Ellerinde tırpan
Biçip dururdu ömründeki yılların baharını
Saman kokusu tüterken nefesler
Alnında ter damlaları
Boncuk boncuk Ömründeki yıllar bize can
Ellerinde tırpan
Biçip durur ömründeki yılları
Babam”

Latest posts by Bedran Yoldaş (see all)

Bu yazı yorumlara kapalı.